Pazar, Ağustos 31, 2008

Hürriyet Refleksi

(Ivan Petrovic Pavlov, Şartlı Refleksler ve Sinir Bozuklukları, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları 1230, çev: Prof. Dr. Nezahat Arkun, 1967, s: 133, 137. Bildirinin, “Les Reflexes Conditionnels” içinden alındığı belirtilmiş. “1927, Paris Alcan, s: 289, 294”)

Uzun zamandan beri bilinip kabul edilen ve sinir faaliyetinin temel, ilk şekli olan doğuştan refleksin yanı sıra, nihayet sinir sisteminin fizyolojisi, daha karmaşık olmakla beraber bu faaliyetin yine bir temel şekli olan, kazanılmış refleksi tespit etmiştir. Size bugün, bu meselenin inceleme plânından söz edeceğim. Evvela, asıl temel saydığımız ve üzerine refleks sinir faaliyetinin morfolojisini teşkil eden kazanılmış refleksler binasının oturacağı bu doğuştan olan reflekslerin neler olduğunu belirtmek ve sınıflandırmak gerekir. Diğer taraftan da, doğuştan ya da kazanılmış olsun, refleks faaliyetinin kanun ve mekanizmasını inceleme işi gelir. Doğuştan olan reflekslerin incelenmesi uzun süreden beri yapılmakta olup bundan sonra da devam edecektir. Kazanılmış olanlara gelince, bunların incelenmesine daha henüz yeni başlanmıştır, dikkati çekmesi de tabiidir. Zira bu inceleme önemli ve süratli sonuçlar vaat etmektedir. (...) Bugünkü bildirimiz, doğuştan olan reflekslerin sistemleştirilmesiyle ilgilidir. Bu reflekslerin, beslenme, savunma, üreme refleksleri olarak şimdiki sınıflandırılmaları hem çok genel, hem doğru olmaktan uzaktır. Bu tasnifin doğru olabilmesi için ferdi savunma refleksini, türün devamı refleksinden ayırt etmek gerekir. Zira beslenme refleksi de aslında bir savunma refleksidir. Ancak bu ayırt ediş de keyfidir, zira türün devamı, ferdin savunmasını gerektirir. Şu halde sistemleştirme, bu bakımdan hiçbir özel ilgi uyandırmaz. Aksine, bütün refleksleri dakik bir şekilde sınıflandırmak, ayrıntılı bir şekilde sınıflandırmak, ayrıntılı bir şekilde farklandırmak, tam bir sayıma tabi tutmak gerekir. Zira, şimdi bilinen genel reflekslerden her biri, gerçekte çok sayıda başka reflekslerden meydana gelmiştir. (...) Hayvan hayatının yüksek belirtilerinin kaosu içinde hayvan hayatı nihayet tahlile elverişli hale gelince, ancak bu reflekslerin yakından birer birer bilinmesiyle biz bir şeyler seçebiliriz. (...) Bizim laboratuarımız bu meseleyle özel olarak ilgilenmediği için, sadece deneyler sırasında ortaya çıkan bu çeşit olayları kaydetmek ve bu olayların çok göze çarpanlarını incelemekle yetinir. Geçen yıl, kazanılmış (laboratuar diliyle “şartlı”) salya reflekslerinin incelenmesi için yararlandığımız köpeklerden birinde çok özel bazı olaylar görülmüştür. İş arkadaşlarımızdan biri tarafından ilk defa kullanılan bu köpek, sonradan bir aylık bir sürece, diğer köpeklerin aksine olarak, birden beliren bol, ardı kesilmeyen, köpeği deney için kullanılamayacak bir hale koyan, devamlı bir salya akımı göstermiştir. Bu salya akımı, daha evvelki müşahadelerimizden öğrendiğimiz gibi, genel bir uyarmaya bağlıdır ve köpekte nefes nefese bir soluk kesilmesiyle meydana gelmektedir. Bu hal insanlardaki heyecana benzer bir durum olup, insandaki terin yerine, köpekte salya görülmektedir. Bu uyarmanın kısa bir devresi, köpeklerde çoğu zaman deneylerin başında, özellikle az ehlileşmiş olanlarda müşahade edilmektedir. Söz konusu köpek ise aksine çok uysaldır ve her birimizle hemen dost olmaktadır. Bu sebepten, hatta deney masasında bile uyarma durumunun (excitation), bir aydan fazla sürüp gittiğini görmek bizim için daha da şaşırtıcı olmuştur. İşte o zaman biz bu özelliği daha yakından incelemeye koyulduk. Ayrı bir odada bir masa üzerine yatırılmış bir köpekte aynı durum iki hafta boyunca devam etti. İncelenmekte olan şartlı refleks yavaş yavaş gelişmekte olup, az olan şiddetini muhafaza etmekte ve dalgalanmalar devamlı olarak sürüp gitmekteydi. Deney uzadıkça, kendiliğinden olan salya akışının arkası kesilmemekte, yavaş da olsa artmakta idi. Aynı zamanda, hayvan bulunduğu yeri ısırıp pençeleriyle tırmalayarak çırpınmakta ve huzursuz bir hal almaktaydı. Köpek nefes nefese olup, bu hal deneyin sonuna doğru daha da belirli bir hal almaktaydı. Seansın başında, ilk şartlı uyarmalar sırasında, köpek kendisine verilen yemeği derhal, fakat sonraları gittikçe daha uzun zaman aralıklarıyla almaktadır, ya da ancak yemekler zorla ağzına konduğu zaman yemekte idi. (...) Her şeyden evvel, biz elimizdeki şartlar içinde köpeği böylesine uyaran faktörün ne olduğunu, hareket ve salya akışını neyin meydana getirdiğini bulma işini ele aldık. (...) Masa üzerinde olmaları sebebiyle, birçok köpek huzursuz bir hale gelmektedir. Bunları sakinleştirmek için deney aletini yere indirmek kafi gelir. Bu deneyde ise bu usul tesirsiz kaldı. Bir takım köpekler de yalnız olmaya tahammül gösteremezler, deneyi yapan kimse odada bulunduğu sürece sakin olan hayvan, yalnız kalır kalmaz bağırıp çırpınmaya başlar ve büyük bir huzursuzluk gösterir. Yaptığımız deneyde, bu reaksiyonlar henüz işe karışmamakta idi. Bağları çözülüp serbest bırakılan köpek, çoğu zaman deney yapılan kimsenin ayaklarının dibine serilip yatmakta idi. Acaba kendisini kuşatan bağların fazla sıkı olmasıyla mı bu huzursuz hale geliyordu? Fakat bağlar son derece gevşek olsa da durum yine aynı kalmakta, halbuki serbest olduğu zaman boynuna takılan bir ip sıkı da olsa hayvanı hiç rahatsız etmemekte idi. Biz şartları sonsuz olarak değiştirdik. Bir tek ipotez kalıyordu ki, bu ipotez de hareketlerine ket vurulmasına köpeğin tahammül edemeyişiydi. Karşımızda, köpeğin açıkça belirlenmiş ve tek başına kendini gösteren fizyolojik bir reaksiyonu bulunmaktadır: bu, hürriyet refleksidir. Aramızdan biri, bir başka defa, bu refleksi aynı derecede katkısız, aynı derecede şiddetli şekliyle müşahade ettiği birkaç yüz köpekte görme fırsatını bulmuştu. Fakat bu mesele üzerinde o zaman yanlış fikirlere sahip olduğundan dolayı, bu olayı tam olarak değerlendirememişti. Öyle görünüyordu ki bu iki durumda, refleksin her zaman rastlanmayan bir şiddette olması, şundan ileri gelmektedir: köpeğin dişi ya da erkek cetleri birçok kuşak boyunca tam manasıyla hürriyetlerine sahip olmuşlardır. (...) Hürriyet refleksi, şüphesiz hayvanların genel bir reaksiyonu ve doğuştan olan en önemli reflekslerinden biridir. Bu refleks olmadığı takdirde, hayvanın karşılaşacağı en küçük engel hattının akışını baştan başa değiştirmeye yetebilir. Hürriyetlerinden yoksun edilen, bilhassa vahşi hayvanların, nasıl kaçmaya çalıştıkları hepimizce bilinen bir olaydır. Uzun süreden beri bilinen bu olay, hiçbir zaman yeteri kadar izah edilmemiş ve doğuştan olan reflekslerin listesine girmemiştir. Bu reaksiyondaki doğuştan refleks karakterini daha da belirlemek için, incelenmesini daha ileriye götürdük. Bundan evvel söylenmiş olduğu gibi, bu köpekte incelenen şartlı refleks bir beslenme refleksi olmakla beraber (24 saatten beri bir şey yememiş olan köpek, her şartlı uyarmada masa üzerinde beslenmektedir.) hürriyet refleksini inhizisyona, yenilgiye uğratmaya yeterli olmamıştır. Bu olay bizi şu bakımdan daha da şaşırtmıştır: öyle ki, biz daha evvelden, tahrip edici şartlı reflekslerinin olduğunu bilmekteydik (genel olarak kuvvetli bir savunma reaksiyonu olan bir elektrik akımı yoluyla deride meydana getirilen kuvvetli bir tahribin yanı sıra yavaş yavaş devamlı yemek verilirse savunma reaksiyonu değil de, tek başına yiyecek reaksiyonu ortaya çıkar). Şu halde yeme refleksi hürriyet refleksinden acaba daha mı zayıftır? Yok, eğer böyle değilse, niçin yeme refleksi, hürriyet refleksine üstün gelmemektedir? Bununla beraber şartlı refleks üzerine olan deneylerimizle şimdiki deneylerimiz arasında bir fark bulunmaktadır: birinci durumda, gerçekten, yeme refleksiyle tahrip refleksi hemen hemen aynı anda olmaktadır. Burada ise aksine yeme uyarması kısa süreli olup, uzun bir zaman aralığından sonra yeniden meydana gelmektedir. Hürriyet refleksiyse bütün deney boyunca mevcut bulunmakta ve hayvanın masa üzerinde kalış süresinin uzunluğu nispetinde daha büyük şiddette olmaktadır ve bunun içindir ki şartlı reflekslerle olan deneylerimize devam edebilmek için köpeğe yiyecek tayininin bütününü, ancak masa üzerinde bağlı bulunduğu zaman vermeyi kararlaştırdık. İlk on gün süresince hayvan az yemiş ve gözle görülürcesine zayıflamış, sonra gittikçe daha fazla yemeye başlayarak nihayet tayininin tamamını almaya başlamıştı. Bununla beraber, bu deneyler sırasında hürriyet refleksinin aşağı yukarı üç aylı bir süre uğraştık. Bu refleksin çeşitli elemanları yavaş yavaş kaybolmakta ise de, bu refleksin ufak bir izinin yine de sürüp gittiğini kabul etmek gerekir. Çünkü kuvvetli olması için bütün sebepler ortada olmasına rağmen, şartlı refleks herhalde hürriyet refleksinin bir kalıntısından ötürü, zayıf, kısmen inhizisyona uğramış ve sallantılı halde belirmekteydi. Bir süre sonra, köpeğin kendiliğinden deney masasının üzerine çıktığını görmek de ilgi çekici bir olaydır. Ancak biz bu sonuçla yetinmedik. Deney sırasında yemek tayininin büyük bir kısmını vermemeye başlayınca, bir buçuk ay sonra şartlı refleksler üzerindeki deneylerde hürriyet refleksi yeniden belirmekte ve sonunda başlangıçtaki şiddetini bulmaktaydı.../... Bu refleksin kuvvetini ve doğuştan oluş vasfını belirten yeniden ortaya çıkma olayı, bizim üzerinde durduğumuz reaksiyon için başka yorumlama şekline imkan bırakmamaktadır.../... Kendisine yemek verilen bir kafesin içinde ancak dört buçuk ay devamlı olarak hapsedilip kaldıktan sonradır ki hürriyet refleksi kesin olarak yenilgiye uğramış ve köpek deneyler için yararlı bir hale gelmiştir. Bu konuyu kapamadan evvel, bir defa daha ilkel, doğuştan reflekslerin tasviri ve sayımı üzerinde duracağız. Maksadımız hayvanların davranışını anlamaya çalışmaktır. Zira, her zaman kullanılan fakat az öğretici olan bilgilerle, “hayvan alıştı, hayvan alışkanlığını kaybetti, hayvan hatırladı, hayvan unuttu...” gibi deyimlerin sahasında kaldıkça, hayvanların karmaşık faaliyetinin ilim yoluyla incelenmesinde biz asla ilerleyemeyiz. Hiç şüphe götürmeyen bir nokta varsa hayvanların doğuştan olan reaksiyonlarının sistemli bir şekilde incelenmesinin kendi kendimizi anlamak ve kendi kendimizi idare etmemize yardımcı olacağıdır. Bundan şunu kast ediyorum, şüphesiz hürriyet refleksinin yanında bir de esirlik refleksi bulunmaktadır. Mesela pek iyi bildiğimiz gibi büyük köpeklerin karşısında küçük köpekler sırt üstü yatarlar. Bu, insanın diz çökmesine, eğilmesine benzeyen, kuvvetlinin karşısında zayıfın boyun eğmesi hayatta müşahede edilen esirlik refleksidir. Zayıf bir yaratığın boyun eğişi daha kuvvetli olanın saldırgan reaksiyonunu durdurmaktadır, oysa bir direnme, hatta hafif de olsa, bu reaksiyonu arttırır. Rusya’da bu esaret refleksine ne kadar çok ve ne kadar çeşitli şekillerde rastlanır ve bunun şuuruna varmak ne derece önemlidir! İşte edebiyattan aldığımız bir misal, Kooprine “Hayat Nehri” adlı eserinde arkadaşlarını polise ihbar etmiş olmanın verdiği vicdan azabının işkencesine dayanamayıp intihar eden bir öğrenciyi anlatır. Bu talebenin bırakmış olduğu mektup, açık olarak esaret refleksinin tesirinde kalmış olduğunu gösterir ki bunu daima sadakayla yaşamış annesinden veraset yoluyla almıştır. Eğer bunu anlamış olsaydı, bir yandan kendisini daha iyi yargılayabilir, bir yandan da bu refleksi boğmaya çalışabilirdi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

"Words Words Words" (Hamlet)