Perşembe, Ağustos 21, 2008

ignoramusend arşivleri I

Tasarım çalışmaları süren (ve görünüşe göre hep sürecek olan) "ignoramus-faktura" için çağrışımdır.

Aktaran: Özlem Z.

03.11.2007

Sovyet Öncülerinden Seçmeler - 1: 1920 - Konstrüktivist Grubun Programı

Konstrüktivist grubun görevi maddeci konstrüktif çalışmanın komünist bir bakış açısıyla ifadesidir. Bilimsel hipotezleri temel alarak sorunlara çözüm aramaktır. Laboratuvar çalışmalarının pratik yaşamın izinde gerçekleşebilmesi için ideolojik ve biçimsel kavramların sentezinin yapılması gereğinin üzerinde durmaktadır Konstrüktivist grup. Grup ilk ürün verdiğinde programın ideolojik kesimi aşağıdaki bileşenlerden oluşuyordu.

a) Tek ilke, tarihi maddecilik kuramı üzerine temellendirilmiş bilimsel bir komünizm yaratmak.

b) Sovyetler'in deneysel çalışmalarının tanınması, deneysel etkinliklerin soyut içeriklerinden kurtarılıp daha gerçekçi hale getirilmelerine yol açtı.

c) Grup çalışmalarının özgül öğeleri "tektonika" -yani konstrüksiyon- ve "faktura"dan -yani endüstri kültürünün maddesel öğelerinin hacim, düzlem, renk, mekân ve ışığa dönüşmesinin ideolojik ve kuramsal düzeyde meşrulaştırılmasından- oluşmaktadır.

Bu bileşenler maddeci konstrüktif çalışmanın komünist bir bakış açısıyla ifadesinin temel taşlarını oluşturmaktadır. Bu üç nokta ideolojik ve biçimsel kavramlar arasında organik bir bağ kurmaktadır. "Tektonika" komünizmin yapısından ve endüstriyel malzemeden en iyi bir biçimde yarar elde edilmesi amacından yola çıkarak türetilmiş bir kavramdır. Konstrüksiyon organizasyondur. Hazır bulunan malzemenin içeriğini kabullenir başlangıçta. Konstrüksiyon, azami düzeyde seyreden, ama aynı zamanda gelecekteki herhangi bir tektonik genişlemeye de izin veren etkinliklerin formüle edilme eylemidir. Kasten seçilmiş, aynı zamanda konstrüksiyon eyleminin doğal sürecini bozmadan ve sınırlamadan ihtiyacı karşılayacak bir biçimde kullanılmış malzeme ise, grup tarafından "faktura" olarak adlandırılmıştır.

Eldeki malzeme şu şekilde sıralanabilir:

a) Genel anlamda malzeme: Geçirdiği üretimsel ve endüstriyel değişikliklerin ve kökeninin tanınması, niteliği ve anlamı.

b) Zihinsel düzeydeki malzeme: Işık, düzlem, mekân, renk ve hacim.

Konstrüktivistler bu iki tür malzemeyi de aynı düzlemde ele alırlar. Grubun gelecekteki görevleri şu biçimde sıralanmıştır:

İdeolojik olarak:

a) Zihinsel üretim ve sanatsal etkinlik arasındaki uyuşmazlığı sözle ve yazıyla ortaya koymak.

b) Zihinsel üretimin komünist kültürü oluşturmakta etkin bir pay sahibi olmasını sağlamak.

Pratikte:

a) Basında eylem yaratmak.

b) İleriye dönük planların kavramlaştırılması.

c) Sergiler düzenlenmesi.

d) Komünist yaşama biçimini yaşama geçiren, Sovyet mekanizmasının üretken mercilerinin hepsiyle ilişki kurmak.

Ajitasyon bağlamında:

a) Grup, genel anlamda "sanat" ile acımasız bir savaşa girilmesi gerektiğini düşünmektedir.

b) Grup, geçmişteki sanat kültürü ile komünizmin konstrüktif oluşum süreci arasında bir geçişin imkansız olduğunu ortaya koymaktadır.

Konstrüktivistlerin sloganları:

Kahrolsun sanat. Yaşasın teknik.

Din bir yalandır. Sanat bir yalandır.

İnsan düşüncesinin onu sanata bağlayan son kalıntılarını da yok edin.

Kahrolsun sanatın geleneklerini koruyanlar. Yaşasın Konstrüktivist teknisyen.

Tek işlevi insanlığın yeteneksizliğini örtmek olan sanat kahrolsun.

Zamanımızın kolektif sanat biçimi konstrüktif yaşama biçimidir.

The Tradition of Constructivism, S. Bann (Ed.), Theme and Hudson, Londra 1974.

çev. Murat Germen

...mesaj sonu...

Ozan K.

11.11.2007

Özlem, o kadar da konstrüktif değil (!). Her ne kadar çağrışımının yanlış yönde çalışmasına benim "iddialı" anlatımım neden olmuş olsa da, yine de "ignoramus-faktura" gibi bir işlev / biçim kolajına indirgenemeyecek kadar "serseri" bir iş olacak, web "sitesi". Buna açıklık getirmek gerekiyor belki: ignoramus, bir web sitesi olmayacak; ama ona bir "öğrenci evi" gibi davranacağız. Geçerken uğramanın, yatıya gelip yerleşmenin, içip sızmanın, daha çok içip ayılmanın, aşırı dozda sohbet almanın, evsahipliğinin lüzumsuz hale gelişinin hikayesini buradan, bu "göl" evinden başlatmak gerekiyor. Kıyıya karşı mesafeli duruşunu koruyacak bir platformdan söz ediyorum. ("Site-olmama" emelini kökten değilse de, düğme / işlevlerle, vitrin / grafiklerle, işte hypertext'e direnen çok yönlü text'lerle ve asıl çalışma alanını sokakta bulacak bir veritabanı, yaşayan bir veritabanı oluşturabilmekle ilgili yapılacak tasarımlar ve alınacak önlemlerle gerçekleştirmeyi umacağız.) Kıyı diyorum, çünkü kendi yarattığı dalgalarla sürüklenmekten çekinenlerin sığınağıdır kıyı. Kuşkusuz konstrüktif sanatın bütün kavramsal içeriği Sovyet Devrimi'nde bir anda ortaya çıkmamıştı: Ama şuna dikkat et Özlem, Devrimin "burjuva sanatı" karşıtı sanatının nihai hedefi, öncelikle endüstriyel bir erkti. (Kısa yoldan endüstriye dahil edilemeyecek sanat alanlarındaki görece kayıtsızlığı anımsatmak istiyorum: İşte balede, tiyatroda klasik biçimlerin yer yer aşırılaştırılarak muhafaza edilmesi vs. Uğur Tanyeli şöyle diyor bak: "1932 sonrasında Rusya'da sanat adına yapılanlar fosilleştirilebilen sanatlarla ilgili olmuştur.") Sanat'ın yadsınması, Vertovlar açısından örneğin, "dünyanın kendine iadesi" ya da "gündelik gerçekliği boyayan bir ayakkabı boyacısı"na karşı verilen savaşın parçasıydı. Yani mesele yüksek sanat yerine öne sürülen bir devrimci sanattan daha ötedeydi: Mesele, bir fabrika (faktura / factory) olarak örgütlenmesine çalışılan toplumun kendi düşgücüne ya da kendi imajına bile bir "yararlılık" atfetmesi ve sanat "üretirken" bunu baz almasıydı. Bunun, yani faktura'nın zirve noktaları bugün Batı aşırı-endüstrileşmesinde bulunabilir; ya da özellikle Kaufman ve Vertov bugün yaşasalardı eşsiz deneyimlerinin Hollywood tarafından sürdürüldüğüne tanık olacaklardı. (Alakasız örnekler ister misin? Sadece bunlar da değil, konstrüktif mimari ironik biçimde postmodern mimarların referansı haline gelecek, Nietzsche'nin fikirleri kimi radikal feministlerce düstur kabul edilebilecek, ne bileyim Marx'ın iktisat teorisi burjuva iktisadının bunalımlarına çare olacak vs... ) "1923'te, El Lissitzky ve Ilya Ehrenburg "bir ev, şiir ya da bir tablo olsun, her nesnenin, insanların gerçeklikten uzaklaşmaları için değil, onları toplumsal yaşam için kendi katkılarını sağlamaya itmek amacıyla belirlenmiş bir sona hazırlandığına" inandıkları "bir nesne olarak sanat" (iskusstvo kak veshch) görüşlerini başlatmışlardır." (Vlada Petric) Bir bakıma, Rus avangartlarının derdi günü insanları "gerçekliğe" yaklaştırmakmış gibi görünüyor; burjuva romanslarının idealize ettiği ve dinler tarafından sömürülen "gerçek-olmayan" sanatın alternatifi olarak. Ama bu pek böyle değil "gerçekte": Kastedilen aslında birikime katılabilecek olan ürünleri vermeye koşullanmış bir mühendis sanatçıydı elbette. Yani hammadde üzerine "namuslu" düşler kuracak, "rüya gören" bir makine olarak "sanatçı." Çok katı bir gerçeklik kabulüne dayanıyor bu fikirler: "Gerçek olan toplumsal olandır." Toplumu kuran gerçeklik algısı ve gerçekliği kuran sanat algısı. Bunu endüstriyel faaliyet içinde tanımlamak, makine'nin vermiş olduğu "tıkırında işleyen" avantaj yüzünden, aslında sadece bu yüzden mümkündü; ancak Vertov'un daha çok kafa yorması gerekti, çünkü kamera, ister istemez "hayaletler" görüyordu. Kamerayı bir toplumsal gerçek üretici aygıt olarak kabul etme eğilimi nerelere varırsa varsın, üretim bandında olduğu kadar sinematografide de "montaj" özgürleştiriciliğinin yanında tutsak ediciydi de. Nitekim, örneğin Kameralı Adam'ı bugün ben Vertov'un hiç de tercih etmeyeceği bir biçimde, gündelik olanın içinde "gerçek olmayan"ı görerek, yani hayal kurarak izliyorum. Oysa Kameralı Adam tam da bu özgül deneyimin, bu özgün "sokak" ritminin inşası için çekilmişti. (Vertov, Godard izleseydi neler oldu, merak etmeyen var mı?) Aslında, faktura tartışması henüz ignoramus'a yansımadığına göre, sana "sanatın insan dışında bir konusunun olup olmadığını" yeniden sorabilirim. Anlatabiliyor muyum, konstrüktif sanatın, aslında sadece onun da değil, yer yer Rus fütürist hareketinin, bütün prodüktivizmin (ilk mesajına "1" dediğine göre bunlardan kimilerini de aktaracaksın sanırım ignoramus'a), hâttâ Meyerzon'ların, Leonidov'ların, Vertov'ların, Özlem Göçer'lerin amaçları bir insan tanımı üzerinden "sanat"a ulaşmak değil, bir sanat tanımı üzerinden bir "insan" tanımlamaktı. İnsanın "karanlık" yönünden korunma refleksiydi bu: Dikkat edersen "göz" mesela, "güvenilemez" bir şeydi, hem devrim mimarisi, hem konstrüktif sinema açısından: Mimaride insan gözünün "kaypaklığına" karşı alınan tedbir santimi santimine, bir aşırı işlevsellik yaratmaktı. Sinematografide ise zaten gözün açığını kapattığına inanılan kamera mevcuttu. Kısacası, insan, bozulmuş bir makine gibi tamir (!) edilmekteydi. İlginç bir alıntı yapacağım ben de, senin alıntı yaptığın kitaptan: "Her ne kadar sol eğilimli sanatçıların bazıları istisnai yeteneğe ve üretmek için yeterli imkanlara sahip olsalar da örgütlenme konusunda aynı beceriyi gösterememektedirler. Konstrüktivizmin amacı da zaten bu organizasyonu formüle etmektir." (Bann - 1974) Yetenekli sanatçılar "örgütlenme" konusunda beceriksizdirler ve konstrüktivizm bu açıklarını kapatmak istemektedir! Sanatın ("sanat" tanımı yapmayacağım, ısrarla! Boşuna uğraşıyorsun), öngörülemez biçimler yaratan doğasının yalnızlaştırıcı, örgütlenmeyi olanaksızlaştırıcı içeriklerinden kimilerini görmezden gelmeye eğilimlidir konstrüktivist hareket. En azından başlarda, bir örgütlenme gerekliliğinin giderek bir örgüt fetişizmine dönüşmesinden önce teslim edilen, aslında lütfedilen kimi "sanatsal" yetenekler de ajitasyon sanatının içinde zamanla büyük oranda eritilmiştir. Bu konuda, merhum Ulus'un, Birikim'in Ağustos - Eylül sayısında yayınlanan "ÖDP Yazısının Daha Samimisi, Tanıl'a Mektup Gibi" adlı yazısı okunabilir. Ulus, söz konusu yazının bir bölümünde "örgütlenme"nin zamanla devrimci faaliyetin önüne geçen bir zaman kaybı olabileceğinin altını çizer ve "devrimciyi devrimci yapan şeyin sadece bir şeyler yapmak" olduğunu vurgular. 1920'ler boyunca "Resim sanatı fotoğraf sanatıyla yarışamaz!" sloganını şiar edinen birbirinden farklı birçok konstrüktif örgütlenmede de, bir şeyin karbon imajının o şeyin özüyle en çok ilgili şey olduğuna karar verildi ve bu bir estetik yasa gibi öğretildi. "Gibi" diyorum, çünkü konstrüktif sanat "estetik"in kendisinin de bir aldatmaca olduğunu bildiriyordu. Oysa sadece basit gramer kurallarının izini sürerek bile, Çar'ın tebası olmaktan kurtulup "gerçekleşen" bir toplumun, ideal ya da değil, kendi öyküsünü yazma cesaretini gösteren kitlelerin "gerçekleşme" ile ilgili sınırlarını Çarlığın "yağlı boya" tuval sanatından ya da artık kullanılmayan, yerine cam ve çeliğin geçirildiği "mermer" heykel sanatından başlatması kavranabilir. Ve yine "oysa", bence fotoğraf sanatı, bir insan yüzünü aktarmanın / anlamanın / yaratmanın en zayıf yöntemlerinden biridir. (Bakınız Ahmet Hamdi Tanpınar, Racine'in Bejazet piyesi hakkında şöyle der: "Bu bizim taklid oyunlarımızdan başka. Oyunu gölgelere oynatacakları yerde, bayağı insanlara oynatıyorlar.") ignoramus projesinin konstrüktif göndermesiyle ilgili şu kadarını söyleyeyim: Bu sokağın plastik sınırlarını kırmakla ilgili bir şey. Dahası, sokağın plastik işgaline direnmekle ilgili. Burada kastedilen "faktura" değil yani; tam tersine, "faktura"ya nasıl karşı koyabileceğimizin bir araştırması. ("Sokak" üzerine konuşmaya başlayabiliriz, posta grubunun üyeleri olarak. Yaklaşık elli üye, sokak kavramına bakış açılarını türlü yönlerden çoğaltabilir burada.) Herşeyden önce dilsel, simgesel, plastik ve poetik iktidarın sokağı dev bir "oturma salonu" gibi kurgulaması üzerine ignoramus'ta yer alacak çalışmalar örneğin, bu topraklara has kitch'in (hani ünlü ineklerin falan) kitchliğini eleştirdiği noktada konstrüktivist, ancak kitchliğin kendisinin başlıbaşına konstrüktif bir imza olmasını teslim ettiği noktada ise non-konstrüktiftir. Yani konstrüktivizmi ideolojik bir gönderme olarak değil, sanat tarihini okumak için bir ölçü noktası olarak alma eğilimindeyim, kendi adıma.

Söylenecek şeyler var, elbette; söyleşi içinde.

mesaj sonu

Tolga Ö.

11.11.2007

Selamlar, Uzun uzadiya birseyler soylemeyecegim, konstruktivizm ile ilgili bu yazilanlari ilgiyle izlemekle yetinmekteyim simdilik.. Merak ettigim seyler var, zira hoduk bir muhendis olarak konstruktivizmin beni ilgilendirmesi gerekiyor gibi: ignoramus (Baker'in yazisinda sozu gecen) ile faktura (nesnenin maddi ozellikleri) arasinda tam olarak nasil bir iliski kurulmak niyetinde? Ikincisi muhendislik yarara donuk seyler uretme niyetinde olan bir alan bilindigi uzere.. yapilan, en az zamanda ve en az parasal harcamayla, yani en effektif olarak yapilmali. bunun icin muhendis malzemeleri alir ve corba yapar; malzemelerle sonunda olan sey arasindaki iliski onu ilgilendirmez; onemli olan corbanin tadidir. Yikici sanat ise (sonucta konstruktivizm dahi kendini bir yikiciliga dayandiriyor?) yapilanin iceriginde "fark"lar, asimetriler barindirmak ve bu asimetriden cikan enerjiyle ister istemez kendini muhendisinkinden "politik" olarak 180 derece farkli bir motivle de olsa bir arti-deger (surplus) uretimine yaslamalidir gibi geliyor.. Burada degerin kendisi yikiciligiyla olculecektir; en basta yapanin (sanatcinin) kendi yikimiyla olmak uzere... Sokaga gelince.. Sokagin plastik sinirlari var Ozan'in dedigi gibi. (Yabanci bir sokaga girer girmez, oranin kendinizin olmadigi hissine bosuna kapilmazsiniz..) Bu plastik sinirlari belirleyen her ne ise; ideolojik hegemoniyi elinde tutan da o. O zaman, yine ister istemez, karsinizda sinirlari "belirleyen"i hesaba katmak gerekiyor; sokagi tabiri caizse fethetme sansina haiz olabilmek icin. Gunun tarihsel ve mekansallligini hesaba katan, bozucu, Lars von Triers'in sinemaya atfettigi "ayakkabida bir tas parcasi" olmayi basarabilen, ancak sokaga acilimi da saglayabilir gibi gelmekte bana... Aklima ilk gelenleri oyle bir doktum.. duzensizlik icin bakmayin kusuruma.

mesaj sonu

Özlem Z.

12.11.2007

tahliye yorgunluğu yüzünden(kaybolmak varolmaktan daha yorucu bir işmiş) yazdıklarına çok odaklanamadığımı belirtmek istiyorum. adımı birkaç önemli ismin arasında, bir insanı sınırlama deneyiminin mimarı olarak görmek beni gülümsetti. bak, bu iyi bir şaka... :) gel gör ki, "sanatın konusu insan mıdır değil midir?" meselesi de şaka gibi; oysa gayet ciddiyetle sormuşsun. ilk sorduğunda da sana konu dediğin şey de bir icattır demiştim. konu, tema, alt tema, alt konu, alt konunun konusu vs. geleneksel sanatı baz alırsan formül çok basittir: "yapıt bir şey hakkındadır, yapıtın bir yaratıcısı vardır." oysa yetmişlerin ortalarından itibaren "konvansiyonel sanat" karşıtı kimi avangart hareketler konu'ya karşı birçok manifesto ürettiler. (bütün varım yoğum kolilerde olmasa birkaç örnek tarayıp paylaşacaktım burada) "sanatın insan dışında bir konusunun olup olmadığının" sorulması, Ozan, en basitinden "yanlış" kurulmuş, eblekçe bir soru. birincisi, sanatı insan yapıyorsa ortaya hep insanla ilgili şeyler çıkacaktır tabii. bir kere yanıtı yönlendiriyorsun. "insan, insana dışsal bir yeni-anlam üretebilir mi?" diye sormak daha makul ama daha metafizik bir soru olacaktı. ha bu denenmedi değil. mesela New Yorklu bir genç deniz dibinden çıkardığı kum tanelerinin çok yüksek çözünürlükte fotoğraflarını çekip kendi resimleri gibi sergilemişti. tabii ki hile anlaşılmadan önce (bu arada herif Alan Sokal gibi ulvi bir amaçla yapmamıştı hileyi, düpedüz para kazanmaktı derdi) bu "resimlere" baksan, insan ruhuna ait bazı gizemleri okuyacaktın. şimdi baksan ama, insanla bağlantısını kurmakta cimri davranırsın. mesele seçmekle de ilgili değil. yoksa bir manzara fotoğrafında da çerçeve dışında çok az şey insana dairdir. rastlantısal sanatlar da var. mesela sadece rastlantıyla yan yana gelmiş şiirler yazan akımlar, bununla yetinmeyip makinelere (yapay zekalara) metin yazdıran ve her tür anlm biriminden kaçınan gruplar var. bu sadece absürd değil. sanatın konusunu kuran zaten sanatçı değildir; alımlayıcıdır. alımlayıcı konuyla ilişkisinden konuyu çıkarabilir. ha bak, bu iki şeyi, yani makine göndermesini ve alımlayıcı meselesini senin sözlerine bağlayacağım. senin sözlerine bir şey bağlamak ne kadar zor olsa da. :) birincisi, eğer konstrüktivistler burjuva sanatının imgelerini dolaşımdan düşürmek istiyorlarsa bu sadece Parti'nin katı gerçeklik politikasıyla açıklanamaz. fotoğraf da gösterdiği şeye çok "benziyor" diye yeğlenmez resim sanatına; burada sorun resim sanatının kökten ve sonsuza dek silinmesi değil ki! öyle olsaydı Sovyetlerde poster sanatı bu kadar ileri gidemezdi herhalde. (hiç Maleviç'ten söz etmemişsin mesela, ya da ne bileyim Mayakovski'den falan?) sorun resimsel imgenin son iki yüzyılda maddi üretim koşullarının yerine geçmesi ve bireyi kendi gerçekliğinden koparmasıydı. kendi gerçekliği de işte nedir bireyin? Rus köylüsünün 1900'lerin başındaki halini düşünmek lazım. bunu da Parti dayatmamıştı sanırım. hem, imajın ne kadar tehlikeli bir şey olduğunu biliyoruz. bugünün dünyasını yönetmekte kullanılan en büyük silahtır imaj bana göre. resim düşmanı falan değilim ama resim, resim yapabilme olanağına ve yetebneğine sahip olabilenlerin sanatıyken, 1920'lerde Rusya'da kamerayı hayata çevirenlerin kıstası bu gören gözün ele geçirilmesiydi. sanatın yeniden tanımlanması. Tolga'nın dediği gibi artı değer üretimi... imajlar tanrılar yaratır. ha tanrı bile insani bir şeydir evet, ama insan tanrıyı onunla özdeşleşmek için yaratır. senin bahsettiğin Hollywood da böyle bir fabrika. seri üretim tanrılar... resim sanatının ömrünün (bu ömrü bir yerden başlatma yanlışına düşmeden, direkt söylüyorum) çeyreği İncil'i betimlemeklee, çeyreği Yunan mitolojisini betimlemekle, ne bileyim çeyreği asil sınıfı betimlemekle geçmiştir. dünya savaşı sonrasındaki avangart hareketlerin tümü de buna karşı tavır almıştır zaten. yani konstrüktivist hareketin sanat eleştirisinin temelinde Parti yok Ozan. Vertov Komünist Partisiz de aynı fikirleri savunuyordu. (bunda ahkam kesmeyeceğim, sen daha iyi bilirsin tabii.) başka bir şey daha söyleyeyim. Tolga çok doğru söylüyor yıkıcılık konusunda. "yıkıcılık" devrim zamanında kural olmasının da ötesinde, bir yaşama şeklidir. yıkmak da yapmak kadar sanatsal ve yaratıcı bir eylem olabilir yani. işte bütün Moskova'dan 17'den sonra çıkan hafriyatla bir Moskova daha inşa edebilirdiniz. ha bunların yerine aşırı işlevselleştirilmiş bir yığın çirkin yapı dikildi mi, evet. ama devrim sanatçılarının temel eğilimleri yıkmaktı. bunu da olabilecek en derin sanatsal "araştırmalarla" yaptılar bence. sadece oraya buraya kameralar çevirip acaba Babil Kulesi kadar yüksek bir enternasyonel anıtı dikebilir miyizden ibaret değildir konstrüktivizmin tarihi. amaçsız yıkıcılık değildi yani. bunu ben erken bir de-construction deneyimi olarak görüyorum. yalnız konstrüktivizmi değilRus Devriminin tamamını. (senin tanrın Godard da bunu mesele edinmiyor mu kendine? Le Mépris'te mermer heykelleri boyarken burjuva mermer heykel sanatını eleştirmiyor muydu "büyük" JLG? ki kendisi Vetrov Grubu'nun kurucusudur) Rus devrimci sanatlarının kaderiyle Rus devriminin kaderi bu kadar paralel okunamaz bence; sonuçta sanat tarihine yön vermişlerdir. o yıkıcılıktan bir enerji yaratıldığını yadsıyamazsın sanırım. tıpkı benim Parti etkisinin giderek konstrüktif sanatı sadece ajitasyon haline çevirmesini yadsıyamayacağım gibi. bazen ancak yıkıntılar arasında bulabilir insan kendini. neyin yıkıntısı? kendinin, başka bir insanın, sokağın vs... sana ve Tanpınar'a fotoğraf insan yüzünü anlatırken gerçeğe çok yakın olduğu için etkisiz gibi gelebilir, ama madem yüksek sanat rejimine karşısın, resmin burada fotoğrafa bir üstünlüğünün olmadığını da kabul edersin. sonuçta ikisi de bir "gölge"nin imajıdır. yani gerçekliğin kendisi büyükoranda tahrip edilmişken onun görüntüsünün gerçeği vereceğini ummak... komik geliyor bana da. benim için hepsi bir. makinanın şiiri de, insanın şiiri de. bu iki konu dışındaki sözlerine katılıyorum. özellikle "örgütlenme fetişizmi" sözünü çok sevdim. aşırı endüstiyel bir erkin Sovyetler için hangi koşullarda zorunlu olduğunu da uzun uzadıya anlatmak gereksiz. "faktura" şakasının yerine ulaştığı anlaşılıyor. web sitesinin o kadar katı olacağını düşünmemiştim zaten. ben sadece bir çağrışımdan hareketle bazı manifestoları aktaracağım buraya. ben de Tolga gibi sitenin (senin deyiminle) illeti iptidaiyesini merak etmekteyim. ama şimdi "konstrüktivist hareket(ler) erken deconstruction deneyimleridir" önermeme mal bulmuş mağribi gibi sarılıp sayfalarca yanıt döktürmeden önce şu siteyi bir anlat. zira site tartışmasında anlatmadığın tek şey site. selamlar. bu arada "Vertov'la Kaufman bugün yaşasalardı" gibi bir şey söylemişsin. hangi Kaufman'dan söz ediyorsun. Vertov'un gerçek adı değil mi Kaufman? sülalece sinemacı mı bunlar?

mesaj sonu

Yazgı G.

12.11.2007

Sonra.

Eliyle. Ama kendi eliyle.

Dahası. Bir elle.

Bir parça çamur aldı yerden, yerden bir parça çamur eksilerek yükseldi.

Bu çamur muydu? Bunu düşünmedi bile.

Bıraktı. Çamuru.

Gitti.

Gelmedi bir daha.

Kimse neden bunu yaptığını anlamadı.

Düşündüler. Görenler görmeyenlere anlattı.

Parça.

Parçayı düşündüler.

Bir parçayla, bir parça düşünmeyle ne yapabilirim?

Bir parça düşünmeyle, bir parça söylemeyle?

Bir parça çamur yerden alınıp yine bırakılmıştı, ama tam olarak nereden alınıp nereye bırakılmıştı?

Ve tam olarak bu yeri bilme isteği o parçayı, ve parçayla onu çağırmak mıydı?

Sonra bir ses görünür, "bu büyü olmalı" der (sanırım) ve sürdürür: "bir an önce buna bir ad bulmalıyız.”

Sanattır.

Artık kendisini söyleten. Ve adı yoktur.

Sonra dünya bi kez daha döndüğünde o gelir.

O, ve o diyen:

"Size gözün görmediği, kulağın işitmediği, elin dokunmadığı, ve insanın yüreğine girmeyeni vereceğim."

Pek az tanınan biri gibi, ne buradaydı ne de oradaydı; öylece durduğu yerde durur gibiydi. Duruşun onu nerede tuttuğu pek fark edilmese de, o, bi şekilde fark ediliyordu. Her halinden belliydi bu farklılık.

Ne yapmak gerek, dedim?

"Hiçbir şey yapmadan önce ne yapmak gerek", dedi. Sonra, sözüne eklemeden bi şey çıkardı.

Dedi ki, "bu sanat". Ortada olan olmayan bir şey yoktu. Öyleyse neden böyle söyledi.(?)

Dedim ki: sanat. Evet, dedi.

"Her şey böyle başladı", dedi; "bugün ve önce," diye sürdürdü.

Sonra, dedim. "Sonra," dedi.

"Sonra sanat gelir", dedi. Ve sürdürdü:

"Gözünüz olsun diye göz verildi size. Kulağınız olsun diye kulak verildi. Eliniz olsun diye el verildi. Bunları kullanabilesiniz diye yürek verildi size. Ama siz yetinmediniz, bunları kendinizden aldınız ve parçalara ayırdınız. Her biri kendisi olmaktan çıktı, ve bugün kendilerini arıyorlar. Yüceler yücesi adına söylüyorum ki bulamayacaklar. Oysa bunlar size verilmemişti, bunlar sizde verili oldu. Bütün bunların doğumunuzla sizde olduğunu düşündünüz, ama onlar, sizlerin henüz doğum anında olduğunuzun işaretidir. Size söylüyorum ey insan, kadını bil. Yaratıcı odur. Ve asla, sanat dediğinle, dediğin sanatı aynı düşünme."

Der demez, dedi: "Bunlar ilkez söylenmek için bir kez daha söylenecek."

1.Sanatın yaptığı ve sanatçının yapıtı arasında sanat yokluğunun üretildiği bir alanda yine de sanatın var edildiği üzerine düşünmek.

2. Sanatın sanat olarak yok edildiği, sanatın böylece sürdüğü, sürenin (bir) sanat olmadığı sanatlar.

3. Sanat olarak başka bir sanat üzerine düşünmek, ama düşünülmüş bir sanat üzerine düşünmüş olmak.

4. Sanatın hep "bu sanat değil" olduğu, ama sanatın bularından bunun bir sanat olmadığı,

olmadığının sanatın busu olacağı üzerine eskizler.

5. Sanatın hep bugün henüz sanat olmadığı, yapıtın üzerine tarihin yıkıldığı bi zamanda tarihten sanatın çıkartılması.

6. Sanat içinde tehlikenin içinde düşünmek, tehlike olana kadar tehlikeli olanı düşünmek. Tehlikeden yok olmak.

7. Sanatın henüz sanat olmaması için bitmesi gereken yapıtın son bir kez daha bitirilmemesi.

8. Sanat için bir ilk yapıt ayrıcalığı olarak eserin yeniden bir ilk kez için son yapıt olarak, olmayan yapıt için yapıt olmaması.

9. Sanat ne vardır, ne yoktur; öyleyse ne vardır, ne yoktur? Nesne olarak nesnesi, onu gösterir, ama nesnesi vardır, ve kendi yoktur.

10. Sanat işaret eder, ama işareti göstermez, sanatı işaret eder. Sanat, kayıp bir sanat olarak, gizlendiği yerdedir. Ortaya çıkartıldığında, ortaya çıkan gizidir.

11. Sanat buradadır, dünyaya aittir, ama dünya burada değildir. Sanat için bir dünya yok, sanatın bir dünyası var.

12. Sanat yokluğu için bir sanat yokluğu henüz varolmadan, onu yapıt yoluyla uzaklaştırmak, sanattan uzak bir sanat yokluğuna götürür. İşte, orada olan: bir sanat ve yokluğu.

13. Sanat için yapıt, henüz bir yapıt olmamış olma ayrıcalığında parlayan öte bir parlaklık.

14. Sanat ve Sanat arasında bir ayrım yoktur, ama ayrım olan sanattır.

15. Sanatın resmi çizilemez, ama pekala bir resim çizilir ve bu da sanattır.

16. Sanat olarak üslub, ayırt edilebilen yapıtta ayırt edilemeyeninin görünmesi değil, onun kendisini göstermesidir. Yine de görülmezliğini korur.

17. Sanat.

18.

19.Sanat… bir parça çalıyor, bir şarkı, adı devrim.

20. Bir parça (dır) devrim.

Öyleyse şarkı, söylenendir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

"Words Words Words" (Hamlet)