Pazartesi, Eylül 01, 2008

Cinsiyetsizleşmeler: 1. Diyalog

- Aynı kişinin beş ayrı görünümü mü, beş ayrı kişinin tek bir görünümü müsünüz? Karar verin.

- Buna karar verilemez.

- Deneyin bir.

- Beş ayrı kişinin beş ayrı görünümüyüm diyelim. Ne fark edecek?

- Bu, beş ayrı görünüm eder.

- (Parmaklarıyla sayarak) Evet.

- Siz, bana aynını sormayacak mısınız?

- Hayır. Neden? Size de sorulmasını istediğiniz soruların geçici güzergahı olarak mı görüyorsunuz beni?

- Bilmem.

- Ben unutmayı bilmiyorum. Unutma araçlarından yoksunum.

- Ne gibi araçlar?

- Anılar, günlükler, yadigârlar…

- Bunlar anımsama araçlarıdır.

- Fark etmez. Konuşuyoruz.

- Unutma araçları dediniz ama tam tersini söylediniz.

- Farkında değilim. Anılar olmazsa unutulacak bir şeyiniz de olmaz. Unutmak da olmaz.

- Unutmayacaksanız bir şeyi yaşamanın da anlamı olmaz.

- Bunu biliyordum eskiden.

- (Bir süre sessizce bekler) Neyse, kız kızlık zarını böylece saksıya ekmiş.

- Onu anlatmıştınız.

- Hikâye bu kadar. Saksıya ekmiş.

- Bunu gerçekten yapmış mı?

- Gerçekten mi bilmiyorum, ama hakikaten yapmış.

- Vay canına… Esaslı hatunmuş. Dediğini yapan cinsten.

- Evet, dediğini yapan cinsten. Çok dibe batmadığında eline kalem alamıyor. Böylesine yazar denmez. Mazoşist bir tarafı var, ama payına düşen acıyı kendi için istiyorsa namerdim. Yazmak için…

- Acıdan mı zevk alıyor acı çekmekten mi?

- Bu aynı şey değil mi?

- Değil.

- Yanıt veremem buna. Bilmiyorum.

- Boşverin. Sonuç?

- Sonuç yok. Sonuç aslında durumun kendisi. Böyle bir tablo. Bir anda ortaya çıkmış bir sonuç, yani hiçbir neden olmadan.

- Hiçbir neden yoksa sonuç da yoktur.

- Ben de onu diyorum. Yok.

- Buna inanması güç.

- Ama öyle. Çok canım sıkılıyor.

- Bir kere, saksı meselesi… Zar, yani kızlık zarı, nasıl bir şey?

- Bu, kadınlarda, yani kızlarda…

- Onu biliyorum. Görünüşü, biçimi nasıl?

- Bilmem.

- Görmediniz mi?

- Hayır.

- Fikriniz de mi yok?

- Kâğıt gibi, belki.

- Ne büyüklükte bir kâğıt?

- Küçük.

- Küçük, ince bir kâğıt mı? Ben de öyle düşünmüştüm.

- Evet. Bilmiyorum. Ben görmedim. Belki şu dikdörtgen biçiminde üçe katlanan mektup kâğıtlarından…

- Safran kâğıdı mı? Pütürlü, kanallı mı?

- Bilmem.

- Beyaz mı? Not kâğıdı gibi mi? Hani panoya astıklarım gibi?

- Herhalde.

- Bana kalırsa, minik, büzüşmüş bir et parçasıdır. Bir yere gerili olmadığına göre…

-

- Saksı nerede?

- Anneannesinin odasında, cumbada duruyor.

- Onu ne yapacaksınız?

- Saksıyı mı?

- Evet.

- Suluyoruz. Yani eşim, suluyor.

- Neden? İçinde bir şey yok ki.

- Diğer saksılarla birlikte, ama hangisi olduğunu bilmiyoruz. Hepsinde menekşe ekili. Sevgili eşim ayrım gözetmeksizin günde iki kez su verir onlara.

- Bu söylediğiniz çok ironik işte. Gömmek, dikmek, ekmek…

- Ne söyledim ki?

- Boşverin. Bir tohum gibi gömmüş onu ha?

- Tohum gibi, evet. Bir çeşit törenle…

- Tören mi?

- Evet. Bildiğimiz tören.

- Ama bunu söylemeyi unuttun. Çok önemlidir tören. Cenaze töreni mi, evlilik töreni mi, bir vaftiz töreni gibi mi?

- Bunların hangisinde mumlar kullanılır?

- Mum da mı yakmış?

- Hayır. Sadece sordum.

- Hepsinde kullanılabilir. Mum denen şey bunun için icat edilmiştir. Ne zaman bir mum yaksan, neye iman ettiğinin bir önemi olmaksızın mümin olursun.

- Neden?

- Çünkü Tanrının biçimine en yakın biçim mumdur. Eski Sahahhirarta Kitabı’nda yazılı bu.

- Mumdan söz etmedi. Ama tören dedi. “Tören bittiğinde, törenden önce, törende” gibi ifadeler kullanarak. Bu ifadeleri sanki o anıyı yaşayan kendi değilmiş de, bir aile dostumuzmuş gibi kayıtsızca kullandığını söylemem gerekir.

- Vay be… Kızcağızı yirmi yıl gere gere sonunda delirtmişler. Sarmış işaret parmağına o da zarını, kendi almış, sonra da törenle saksıya gömmüş. Ne hikâye!

- Bana kalırsa, bu uygunsuz bir protesto biçimi.

- Kesinlikle! Bekâret de uygunsuz bir şey zaten. Ayıp bir şey. Uygunsuz protesto biçimleri bulmalı insan.

- Ama bunu yaparak ne demek istiyor, ben bunu soruyorum.

- Onu kendine sormak lazım. Biz sadece ne dediğini bilebiliriz, ne demek istediğini değil.

- Ne diyor peki?

- Kızlık zarımı saksıya gömdüm, diyor. Dediğini yapan bir kız, yaptığını diyen biri aynı zamanda.

- Pek yardımcı olmuyorsunuz bana.

- Aksine siz sığlığınızla bana çok yardımcı oluyorsunuz. Şunu bir baştan anlatın.

- Hepsi bu kadar. Sizce artık bir kadın olduğunu mu söylemek istiyor?

- Sanmıyorum. Bunu sanmak sizin kıza dayattıklarınızı kabul etmek olur. Kız, zaten kadınmış.

- Nasıl?

- Kız kadındır. Bir kişi arasında işbölümü olmaz. Ben hep kadındım diyor.

- Bunun ben kadınım’dan farkı ne?

- Neden bu kadar çok istiyorsunuz bunun anlamını bilmeyi?

- Benim için hayati bir önemi var bunun.

- Neden?

- Bunu size açıklayamam.

- Alelade bir yere gömseydi, ondan kurtuldu derdim. Ama saksı, tam tersine, ölü olanı dirilten bir toprağa sahiptir.

- Yani ben kızım demek istiyor?

- Beni sinirlendiriyorsunuz. Yani ya kız ya kadın mı olacak? Sizin işinize hangisi gelirse!

- Ben elbette kız olması taraftarıyım.

- Neden o?

- Kendi iyiliği için. Böylesi daha hayırlıymış gibi geliyor bana. Yani kendimi onun yerine koyduğumda… Ama kızlık zarını gömdüğüne göre yerinden de çıkarmış olmalı. Yoksa bunu yapabilmek için kendini de gömmesi gerekirdi. Hem önemli olan ne olduğu değil, ne olduğunu söylemeye çalıştığı…

- Ya bunlardan ikisi de olmak zorunda olmadığını söylüyorsa?

-

- Saksı toprağı can veren bir şey de olsa, kızlık zarı yeşerecek bir şey değil. Bunu biliyor olmalı. ,

- Mesaj bununla mı ilgili? Kızlık zarı, yaşayan bir şey içinde bile olsa ölü ve geleceksiz bir şey midir?

- Bu çok iyi bir akıl yürütme! Bir erkekten beklenmeyecek kadar iyi.

- Saçmalıyorsunuz. Bu dediğimden nasıl bir sonuç çıkıyor?

- Saksı kızın kendisi. Zarın önemsizliğini vurguluyor. Bundan medet ummayın diyor. Alın işte saksının kızlık zarı aynı şekilde gerilmiş toprağın altında neyi koruyor?

- Neyi?

- Hayır, bunu kız soruyor, ben değil.

- Neyi koruyor ama? Lütfen söyleyin…

- Mesele de bu: Hiçbir şeyi. Daha doğrusu, içeride olan bir şeyi değil. Böylece zarın ön yüzü dışarıya değil, içeriye doğrudur.

- Yani dışarıyı içeriden mi koruyor?

- Bir bakıma…

- Bence aşırı bir yorum bu. Bir metafiziğin üzerine bir başka metafizik örüyorsunuz o kadar. Namluyu başka yöne çevirmek silahı yok etmiyor ama…

- Bunun metafizikle ilgisi yok. İnsanlar, söz gelimi kulaklarından döllenebiliyor olsalardı kızlık zarının bir önemi olmayacaktı.

- Kulakta da bir zar var…

- Lütfen aptal olmayın. Demek istediğimi anladınız.

- Hayır anlamadım. Gözde de zar var.

- Gözde zar falan yok. Bir ağ tabaka var.

- Ağ mı? Bu nasıl bir şey? Peygamberi saklayan mağaranın girişini saran ağ gibi mi?

- Ağ… Hayır. Hani Zerdüşt’ün izlediği göksel canbazın altında gerili olmayan ağ.

- Çarpıtıyorsunuz. Bu öyle bir ağ değil ama görüntü yine de gözdeki zarı delebilir, ses de kulaktakini delebilir.

- Siz de delebilirsiniz. Ama aslında aradığınız yanıt bir işinize yaramayacak, bunu siz de biliyorsunuz. Sizin istediğiniz bir bilgi sadece; hatta bir bilgi de değil, o bilgiye ulaşmakla ilgili bir teminat olabilecek bir yöntem. Kızın eylemini onu anlamak için anlamaya çalışmıyorsunuz, ona yanıt verebilmek istiyorsunuz. Böylece sizde bir yanıt uyandırmayan her şey anlamsız oluyor.

- Saçma. Ona yanıt falan vermeyeceğim. Tersine, onun yanıtının anlamını istiyorum ben.

- Öyle mi? Böyle bir yanıtı gerektirecek iletişim yokluğunun müsebbibi de siz değil misiniz? Soruyu boşlukla sordunuz, sessizlikte beklediniz, şimdi bir ses duyunca aynını çıkarmaya uğraşan yavru kerkenez gibi, kızınızla birlikte bir adım ileriye gitmek istiyorsunuz.

- Neden isteyeyim böyle bir şeyi?

- Onun yeni bağımsızlığını, elbette böyle bir bağımsızlık varsa ve bu bağımsızlığın silahlarını öğrenerek yeni tahakküm biçimleri icat edeceksiniz. Adına da modernizasyon diyeceksiniz.

- Siz kimin tarafındasınız?

- Sizin. Ama sizin tarafınızı imha etmek için buradayım.

- Kan kaybından ölebilirdi, yetişmeseydim.

- Evet. Ve bu makul bir kayıp olurdu, zarın ömrü karşılığında.

- Mesele zar değil. Anlamak istemiyorsunuz. Mesele zarın geri kalanı, yani kızımın bedeni. Burada kendi bedeninin sınırını bir ihlal etmek var. Burada iki parçaya ayrılmış altmış kiloluk bir etin ana parçasının hangisi olduğu konusunda bir karar verilemezlik var. Burada kızımı kaybetmek var, bu gömme töreninden önceki mi, sonraki mi benim kızım, bilemezlik var.

- Karanlık bir ruhunuz var sizin. Kendi karanlığından rahatsız olmayan bir mağara gibisiniz. Ama aslında bir kızınız hiç olmadı, eylemden önce de, sonra da… Zaten ölçü almanız gereken zamansal nokta burada eylem değil: Kızınız sadece artık kızınız olmadığı zaman kızınız olacaktır. Siz, daha ona konuşmayı öğrettiğinizde sessizlikle ilgili yasayı ihlal ettiniz.

-

- Yolculuğunuz burada bitiyor. Bu, ineceğiniz durak. Şunu aklınızdan çıkarmayın: O, sizin kendi zarınızdır; böyle koruyup gözetmeniz bundan. Kızınız onu bir menekşe saksısına gömmeyip de kanlı eliyle avcunuza bıraksaydı da yanıt sizin için asla net olmayacaktı. Şimdi nasıl hissediyorsunuz kendinizi? Mideniz mi bulanıyor? Bir değişiklik var değil mi bedeninizde? Kızınız size en iyi ve olası en açık yanıtı vermiş bence: Sizin olan sözü size geri vererek ve muhtemelen evlatlık vazifesi olarak avcunuzu değil belirsiz bir saksıyı seçmiş. Şimdi içgüdüsel olarak yapmaya devam edeceğiniz şey o saksıları delicesine sulamak olur. Menekşeleri çürütünceye, toprağı bir bulamaca çevirinceye dek… Bir an için bile olsa saksıların tümünü atmayı düşünmediğinizi itiraf edin. Tekinsiz bir anının nesnelerinden kurtulmak için bile olsa, onu bir başka erkeğe devretmekten ya da ödünç vermektense, erkeklik zarınızı elden çıkarmayı hiçbir zaman bir seçenek olarak görmeyeceksiniz. İşte bu, sermayeniz evinizde, üstelik sizin kullanımınızda olmayarak kaldı; onu diğer erkeklerle iletişime geçmek için kullanamadınız. Bu iktisadi bir sorun sizin için… Kızınız dolaşımdan çıktı, hem de size dolaşımdan çıkmış bir “nesne”yi çevreleyen yeni bir erkeklik dili de öğrenme şansı vermeden. Sizin onun sessizliğini almanız karşılığında, size kendi sessizliğinizi verdi. Beni duyabiliyor musunuz? Bu kesinlikle uygunsuz bir eylem bayım.

-

Bu parça, “Cinsiyet Anlaşmaları” çerçevesinde yazılan yarı-doğaçlama bir diyalog olarak, 16 Ocak 2008 tarihinde Özlem Z. ve Danimarka Prensi tarafından ortaklaşa kaleme alınmış olan “Tanrı Zar Atmaz” adlı metinden alıntılanmış, yayınlanması için ikinci yazardan izin alınmamıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

"Words Words Words" (Hamlet)