Salı, Eylül 16, 2008

ignoramusend Arşivleri III - Cihat Akyüz üzerine

Gaziantep'in Nizip ilçesinde bulunan Yatılı İlköğretim Bölge Okulu (YİBO) yönetimi, köyde beslediği kuşları yüzünden sık sık okuldan kaçan öğrencileri için okul bahçesine kafes kurdu. Nizip Yatılı İlköğretim Bölge Okulu yöneticileri, Beylerbeyi köyünde yaşayan 7. sınıf öğrencisi Cihat Akyüz'ün köyde beslediği kuşlar yüzünden derslerden kaçtığını belirledi. Okul yönetimi, öğrencinin dersten kaçmasını önlemek için örnek bir davranış sergileyerek Cihat'ın çok sevdiği kuşlarına okul bahçesinde bir kafes yaptırdı. Köyde beslediği 13 kuşunu ve tavşanlarını okul bahçesindeki kafese getiren Cihat Akyüz, teneffüste arkadaşlarıyla birlikte hayvanlarını besleyerek bakımlarını yapıyor. Büyük bir dikkatle derslerini takip etmeye başlayan Cihat Akyüz, "Önceleri, köyde olan kuşlarımı görebilmek için derslerden kaçıyordum. Okuldaki öğretmenlerim, benim kaçmamı engellemek için bahçeye kafes yaptırarak köydeki kuşlarımı buraya getirdi. Ben de artık okuldan kaçmıyorum. Teneffüste veya tatilde, kuşlarımla ilgileniyorum" dedi. Nizip YİBO Müdür Yardımcısı Mehmet Ağar, öğrencilerinin derslerden geri kalmaması için böyle bir uygulamayı yaptıklarını belirterek, "Okulumuzdaki öğrenciler genelde köy çocukları oldukları için hayvanlara çok meraklılar. Cihat köydeki kuşları yüzünden sık sık okuldan kaçıyordu. Biz de okul bahçesine kafes kurarak kuşları buraya getirdik. Artık Cihat derslerden kaçmıyor. Teneffüslerde veya tatillerde kuşlarıyla ilgileniyor" diye konuştu. (Kaynak)
Talihsiz ad benzerliği bir yana, okul yönetiminin yaptığı şey, basitçe Cihat’ın projesine katılmaktan fazla bir şey burada: Bu, eğitmenlerin eğitilebilir olduklarını kanıtladıkları “yerel” bir “olay” olmanın ötesinde, varoluşsal bir “yaş hiyerarşisi”ni kıran, deneyimi az olanın deneyiminden yararlanan bir sınır ihlalidir. Çocuğun imgeseline dâhil ettiği hikâyede okul, “milli” eğitim bakanlığı ve gerisi güvercin kafesinin fonunda yer alan basit ayrıntılar sadece. “Olay” bu şekilde cereyan ettiyse öğretmenleri kutlamak gerekir elbette; hatta buna yakın bir şey bile oldu ise. Kapatılmanın Cihat açısından nasıl algılandığının ya da kafesle içindekinin Cihat’la yatılı okul arasındaki ilişkiyi daha okunaklı hale getirip getirmediğinin araştırılmasına gerek olmadan söylenebilir: Bir çocuğun, yetişkinlerin egemenlikleri ve (çocuklarınkiyle kıyaslandığında) oldukça yetersiz mantıklarıyla çevrelenmiş “kapatılma” içindeki davranışları ve yorumlama tarzı devrimci bir şeydir. Çocuk, çoğu kez kendisine çizilmiş yoldan teklifsizce sapma eğilimi gösterir ve bunu “bir ideolojiye” dönüştürmeye gereksinim duymadan ulaştığı başarısı da çoğu zaman baskıcı yetişkin tarafından güdümlenemez, yorumlanamaz, ödüllendirilemez, cezalandırılamazdır. Cihat için “yatılı” olan yer güvercinlerinin yanıdır kuşkusuz: Bunu, onu gıyabında bir kahraman olarak kabul etmeye gerek duymadan varsayabiliriz. Okul yönetimi denen Kafkaesk kurulun, Cihat’ın “özel durumu”nu, genelde MEB’in hastalıklı derecede ilgilendiği okul bahçesinin düzenlemesini yeniden düzenleyecek kadar önemsemesi, sizi de beni şaşırttığı kadar şaşırttı mı bilmem; bu ülkede, insanların kendilerine has “durumları”, özellikle çocukluklarında pek o kadar “kaale” alınmaz oysa, özellikle çocukluklarında alınmaz… Ağaç yaşken, değilse, en azından “ıslatılarak” eğildiği ya da buna benzer zırvalar yüzünden her bir çocuğun bir diğer çocuğun ve bütün çocukların bir çocuk şablonunun parçası olmasına uğraşılır genelde. Çocuk, yetişkinlerin dünyasında, onların “geçmişleri” olarak iş gören geçici bir takvim yaprağı gibidir; bu yüzden yetişkinler birbirlerinin mantığını küçümseyecekleri zaman “çocukça” derler. Eldeki haberde, yetişkince olanın çocukça olana baskın gelmeye çalışmak yerine, onunla konuşmak için bir adım attığına tanık oluyoruz. Cihat okuldan kaçmayabilir, kaçabilir de; buna güvercinlerin ya da tavşanların da engel olamayabileceklerine kâni bile olsak, yine de çok ender gerçekleşen bir “olay” vuku bulmuştur burada: Okul bahçesinde okulun öğrencilerinden biri olan Cihat’a varolması için bir alan açılmıştır. “Alan açmak”, sadece Bourdieucu anlamda “kötüleri kendi açtığımız alana çekip işlerini görmek” deyişindeki kasıt biçiminde değil, Cihat’ın da böyle bir uygulamayı talep etmediğini düşünürsek, asiliğimizi yitirmememiz durumunda kendiliğinden bir alana “dönüşmek” biçiminde de kendini gösterebilir. Cihat otoritenin içinde bir boşluk aramak yerine, okuldan kaçmaktadır; okuldaki yetişkinler ise onu kovalamak yerine kendilerine çekmenin bir yolunu bulmuş durumdalar: Okul’un ne olduğu ve Cihat’a ne yapacağı konusunu bir süre için askıya aldığımızda görünür hale gelen şeylerden sadece biridir, Okul içinde “okul olmayan” o şeyin, o deneyimin kendine yer açması. Başka öğrencilerin de, kendilerine has kişilikleriyle varolabildikleri, derslerde konuşabildikleri, gülebildikleri, biçimlendirebildikleri özgür bir “alan” olarak tasarlamaya hevesli olduğumuz Okul’dan kaçmak için, bugün sayısız haklı gerekçe mevcuttur. “Olay”a güvercinler ve tavşanlar açısından bakmak da, “insani” bir “hoşgörü” göstermesi yüzünden haber metninde “örnek” olarak değerlendirilen “idare” tarafından bakmak kadar gerekli: Ama bunlardan önce, kuşların, özellikle güvercinlerin, çocukluğumun geçtiği “tekin olmayan” semtlerdeki mizaç olarak “sert” delikanlıların ruhlarında bile yakalanmış bir güzellik, bağlanmadan bağlanılmış bir alışkın sevgili, içinde kuşbazlık edilen yersel bir tavanarası cennetinin göksel kanıtları olarak algılanmalarındaki öyküye değinmek gerekiyor. O kuşlar o kavgacı ve tehditkâr ellerde nasıl ustaca ve özenle tutulur, örneğin mahallenin daha küçük arıza adaylarının serçelere yaptıkları bütün o eziyete göz yumulurken güvercinlere taş atılması nasıl büyükler tarafından yasaklanır, anımsıyorum. Kuşkusuz güvercinler açısından “ev”, döndükleri ya da dönmek zorunda hissett(irild)ikleri yerdi: Bu dönüşe alıştırılmaları gerekiyordu ve bu hem her seferinde garantili bir sonuç vermiyor hem de tıpkı Cihat gibi, onlar da kendileriyle en ilgili yer olarak bildikleri “ilk” durağı evleri sanmak zorunda kalabiliyorlardı. O zamanlar sokaklarda sıkça dolaşan oynatıcılarının tef ritimleriyle dans ettiği zannedilen, oysa tef sesini duyduğunda sadece önceden kızgın bir demir sacın üzerinde aynı tef sesiyle “eğitildiği” için zıplamaya, hareket etmeye, düşsel bir alevden kaçınmaya, “dans etmeye” başlayan ayılar gibi, güvercinler de evlerine “dönüyor” gibi göründüklerinde bile aslında döndükleri yerden bir başka yere “gidiyor”lardı. Bunu anlamak için o tavan arasını bir kez ziyaret etmeniz, o kümesi bir kez koklamanız yeterliydi. Kimileri dönemin ve mahallelerin (“o zamanki” Pazariçi’nin, Eyüp’ün ve Balat’ın) ünlü çetelerine (Çeltik, Pierre Lotti ya da Çingene çetelerine) mensup olan bu genç adamları, günlük “bitirimlik” mesailerinin sonunda bu kuşlarla girdikleri neredeyse karı – koca ilişkisi içinde görmek o zamanlar bizim için “normal” bir şeydi. Güvercinler kendilerine alenen “sevgi” gösterilmesine tepki göstermeyen genç kızlar gibiydi bu oğlanlar için: Zariftiler, güzeldiler, “sadık”tılar ve bir baltaya sap olmakla o baltanın sapından tutmak arasında gidip gelen bu adamların hayatlarındaki varlıklarına “aileler” tarafından sonsuz bir hoşgörü gösteriliyordu. Kuşların kimi zamanki aşırı yüksek fiyatları ve kimilerinin çok uzun süren eğitimlerinin getirdiği mihnet yüzünden kimsenin şikâyetçi olduğunu görmedim. Kuşbazlar, bu açıdan, kolleksiyonu yapılamaz olanın kolleksiyoncusu idiler. Hüzünlü biçimde, çok net anımsadığım bir sahnede sigarasının dumanını elinde tuttuğu güvercinden başka tarafa üfleyen “abi”, kendine kuşları konuk edebileceği bir yer değil de, onlara konuk olabileceği bir yer yaratmış gibiydi. İstediği kadar onu şartlandırmış ya da eğitmiş olsun, her an çekip gidebilecek olana sahipti, hiçbir zaman çekip gidemeyecek olan: Her an çekip gidebilmek için tasarlanmış en mükemmel yaratığa belki: Bir “kuş”a. Hitchcock’un eşsiz The Birds’ündeki psikolojik gerginliğin tersini düşünün lütfen: Duvarlarda, kalasların, çubukların, tüneklerin, kanalların üzerinde dizilmiş çok sayıda kuş size bakmakta; tedirgin edici ve öngörülemez biçimde her an sizi sevebilecekmiş gibi duran onlarca kuş. Cihat’ın güvercin ve tavşan beslemek konusunda bir algıya sahip olduğu açık: Yatılı olan okulunda yatmak yerine onlara kaçtığına göre… Şimdi nerede ve ne halde oldukları hakkında bir fikrimiz olmayan güvercin ve tavşanların da Cihat’la ilgili bir algıya sahip olduklarını kabul etmek içinse kendimizi onların yerine koymamız gerekmiyor: Bu çocuğun gözlerine baktıklarında (ki güvercinler göz teması konusunda hassastırlar) kafes’in ve kapatılma’nın ne demek olduğunu bilen birini gördüklerine eminim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

"Words Words Words" (Hamlet)