Cuma, Eylül 12, 2008

"Kişisizleşmeler" üzerine not

Kişisizleşme saf gerekliliktir, en temel ben halidir, zaten var olduğumuzdan ve sonunda yok olacağımızdan bize kendini zamandan ayırabilen bir uzam gereklidir, kişisizleşme zamansızdır ve bu yüzden her zaman değişebilen bir iç alandır. Daha çok da sürüldüğümüz bir uzam; kendi uzamımızda ama orada olmadığımız ve yine de bulunduğumuz bir ora: "içi ve sınırı olmaksızın dışarı olan şey." (Blanchot) Dönüp orada hiç kimseye rastlamadığımızda, konuşmak istemediğimizde, yazmadığımızda, hatta hiçbir şey duymadığımızda bizde nadiren fark ettiğimiz ve sadece bir an beliren bir uzam vardır. Bu uzam hiçbir dünyada olmadığından ne gidilebilir ne orada olunabilir, ama sadece vardır ve bunu bilmemiz hiç gerekmez. Aşırı yaşadığımızdan, aşırı ölüme tutulduğumuzdan bir yerden düştüğümüzü hissederiz, adına hem mutluluk hem de mutsuzluk deriz, bazen de huzur, ama buna bir ad veremediğimizden birçok ad da türetiriz ve hepsi aynı şeydir. Aslında biz her şeyi kendimize indirgediğimizden, sözümüzün önüne beni getiririz, ben deriz ve böylece her şey söylenir. Ve bu yüzden benlik kuramları hem çok ilgi görür hem de delik deşik edilmeye en müsait olanlarıdır; hatta bir çok kuram kendi aralarında büyük savaşlar verir bu yüzden. Bütün kuram, bütün ruh kuramı ben felsefesine indirgenmiştir, oysa ruh her zaman daha indirgenemez olandır, uçuşan, belli belirsiz görünen ve zaten ölümü aştığından her an görünüp kaybolan bir şeydir. Ama bizim ruh dememek için bir şey söylememiz gerekmez çünkü ruh yoktur ve ruhlar vardır. İşte Kişisizleşme denilen olgu özellikle yazının yırtıldığı yerde belirsizce ve görünmeden ortadan kaybolmak için daha fazla bizi söylemeye mecbur eden uzamdır. Bizim için bir yer değildir kişisizleşme, orada konuşmak veya orada beni onarmak, hatta ruhları çağırmak, nesnelerin özünü aramak, veya her şeyi görünmezliklerinde yok etmek değil mesele. Kişisizleşme bunlardan daha fazlasının da olabileceği yanıt ve soru arasında ilişkisizliğin de yitirilmek zorunda bırakıldığı başka bir uzamda gerçekleşir. Kişisizleşme benin olduğunu düşündüğümüz ama benim kesinlikle olmadığım yer değildir. Kişisizleşme benin ne yükseldiği ne de alçalarak düştüğü uzamdır, bu yüzden hiçbir benin bulunabileceği veya imgesinin düşünülebileceği bir yer değildir. Kişisizleşme henüz belirlenemediğinden yazı da onu dile getirme olanağına sahip değildir, çünkü bu aynı zamanda yazının da sorunudur. Eğer benlik en çok bilinmeyen benleriyle oynamayı seviyorsa bu henüz bir benin de olmadığını gösterir, ve bizim bu sorunu düşünmemiz söz konusu değildir. Ama kişisizleşme ölme olanağını araştıran, ölmeme olanağını aşmaya çalışan, anı ve uzamı kendi anı ve uzamında düşünmeyi göze alabilen, özellikle kendinde bitme olanağını da kendinde taşıyabilen bambaşka bir görüdür. Kısaca kişisizleşmedir o, düşündüğümüzden kişisizleşiriz, ve bu bir deneyim olmadığından imkânsız bir kişisizleşmedir, ve bu yüzden düşündüğümde orada düşünen ben değilim ve başka hiç kimse düşünmediğinden sanki düşünen yine benimdir ve düşündüğüm kesinlikle bu değildi, ve eğer bu bir uzamsa katıksız uzamın kendidir çünkü bu söylediklerimizle hiçbir ilgisi olmayan bir şeydir o. Belki bu yüzden Blanchot oradadır, "yalnız olduğum yerde, [ve] ben orada değilim, başka hiç kimse yoktur, ama kişisiz olgu oradadır." Kişisizleşme, kişisizleşme ve kişisizleşme arasındaki ayrımda kendini var eder ama biz onu var edemeyiz, bu yüzden ben demek en büyük çoğuldur, ve kullanımı ölümcül olduğundan tehlikelidir. Tek bir cümleyle; Kişisizleşme kendine direnen düşüncenin, kendine direnen Benin kendisinde hala anlatılmamış bir şeyi kişisizleştirmesidir. Konuşmamak için dememek mi? Hayır hayır bütün bunlar değil, Kişisizleşme kendini söyler, beklemeli ve yazmalı... Biraz da dolaşmalı, ama Kişisizleşme: ( ), "çünkü dünyanın iç uzamı gerçekten ortaya çıkmak için insan sözünün alıkonmasını ister". (Blanchot)
Yazgı R.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

"Words Words Words" (Hamlet)