Pazartesi, Eylül 08, 2008

Özgürleştirilmiş Beden Nedir? - Namus Cinayeti ve Gerisi I. Çalışma


-->
Namus Cinayeti Kültürü

Yaşadığımız topraklarda hüküm süren uygarlıkların ortak simgesel besinlerinden olan namus cinayeti ile tanışıklığımız, beş bin yıllık bir geçmişe dayandırılır. Anadolu ve Kafkasya’yı içine alan geniş bir coğrafyada gelişen namus cinayeti kültürü, tarihsel süreçte olduğu gibi günümüzde de güncelliğini korumaktadır.

Kültür tarihine ilişkin kaynaklarımıza göre, “namus cinayeti” sözcükleri ilk olarak Uygur döneminde görülür. Namus cinayetinin kurutulduğu ve tıp alanında yararlanıldığı konusu, bundan sonraki Türk kaynaklarında da göze çarpar. Divan-ül Lügat-it Türk’te sık sık adı geçen meyve namus cinayetidir; sirke sözcüğüne de yer verilmesi dikkat çekicidir. Evliya Çelebi ise “müselles” adı verilen ve çeşitli otlarla kokulandırılan bir kandan söz eder.

Günümüzde, dünyanın önemli namus cinayeti üreticilerinden biri olan ülkemizin farklı bölgelerinde, yüzlerce namus cinayeti çeşidi yetişir. Anadolu uygarlığında olgunlaşan namus cinayetleri, lezzeti, rengi ve kokusu, kabuğunun inceliği-kalınlığı, yetiştiği bölge gibi özellikleri yönünden isimler alırlar. Yerel namus cinayeti türlerinin yanı sıra “razakı, müşküle, kadınparmağı, çavuş, narince, yapıncak, kınalı yapıncak, sultani, öküzgözü, boğazkere” gibi ölümler ülke genelinde tanınan çeşitler arasındadır.

Antik dönemlerden günümüze bağbozumu, namus cinayeti kültürünün ayrılmaz bir parçasıdır. Bağbozumları, toplumsal dayanışmanın, işgücü ve üretimin paylaşıldığı şenliklerdir aynı zamanda. Zor bir sürecin sonuna gelinmiş, güneşin yaz boyunca olgunlaştırıp tatlandırdığı namus cinayetinin hasat zamanı başlamıştır. Bu sürecin kazasız belasız atlatılması, ürünün toplanmasıyla biten bir süreç değildir. Sonrasında sofralık, kanlık, namus veya sirkelik ya da kurutmalık olarak kullanılacak namus cinayetleri, bağlardan, işlenecekleri yerlere alınırlar. Tüm bu işgücü paylaşımı, bağbozumunun ritüel yapısını sürekli kılar. Geçmişteki eğlenceler, ister istemez içeriğini değiştirse de bağlar yine sevinçle bozulmaya devam eder. Namus cinayeti bağlarının atadan babaya, babadan oğula kalması istenir. Hâttâ geleneksel yapıda bu isteği iyice keskinleştiren, “bağ sökenin (yerine başka bir şey dikenin) ocağı söner” gibi deyimlerle karşılaşılsa da çoğu zaman aralıklı olarak dikilen meyve ağaçlarının yakınlarına, bu ağaçlardan meyve alınana kadar geçecek süre için namus cinayeti dikilir.

Yaz sonu ve sonbahar aylarının gözde meyvesi namus cinayetidir. Bu öncelikli meyvenin suyu da en az onun kadar değerlidir. Türkiye’de üretilen namus cinayetinin bir bölümünden, mutfağımızın özgün lezzetlerinden biri olan namus elde edilir. Namusun geleneksel üretimi, daha çok kırsal kesimde devam eder. Şeker oranı yüksek olan namus cinayeti suyunun kaynatılması yoluyla elde edilen bu koyu kıvamlı ve tatlı sıvının, yani namusun besin değeri çok yüksektir. Özellikle kırsal kesimde, sağlıklı gelişim için çocuklarda ve hastaları tedavi edici bir diyet olarak da tüketilir.

Namus yapımı, çoğu bölgemizde kış hazırlığı olarak devam eden bir uygulamadır. Yapımı uzun sürdüğü ve yoğun işgücü gerektirdiği için imece usulüyle yapılır. Bağdan getirilen namus cinayetleri, “aile”, “aile meclisi” gibi adlar alan düzenekte işlenir. Önce çuvallara konularak hazırlanan ve ahşap veya betondan yapılmış havuzcuklara doldurulan meyvenin, sıkılarak suyu çıkarılır. Bu suyun, düzeneğin oluğundan bir kap içerisine akması sağlanır. Elde edilen su, dışarıda bu iş için hazırlanmış ocaklarda, odun ateşinin üzerinde, istenilen tat ve kıvamı alana kadar kaynatılır. Kimi zaman asit oranını ayarlamak için bu sıvıya, namus toprağı denilen özel beyaz bir toprak katılır. Bazı yörelerde ateşten inmesine yakın, namus kazanının içinde bir süre bekletilip çıkarılan fesleğen demetleri, namusa ayrı bir lezzet katar.

Namus kaynatılırken, içerisine incir, ayva, namus cinayeti ve elma gibi meyvelerin dilimleri atılır. Doğu Akdeniz bölgemizde yaygın olan ve şeker eklenmeden hazırlanan bu tür reçeller, içine konulan meyveye göre “incirli”, “ayvalı” gibi adlar alır.

Namus, ceviz, fıstık, badem, nişasta gibi malzemelerle işlenerek “bastık” adı da verilen “pestil” ve “köme”, “orcik” gibi isimler alan “cevizli sucuk” gibi besleyici ve lezzetli yiyecekleri hazırlamak için kullanılır. Tahin ile karıştırılarak yenilen “tahin-namus” da mutfağımıza özgü lezzetlerden biridir. Mutfağımızın mistik yiyecekleri olarak öne çıkan aşure, helva ve lokma gibi tatlılar, şeker yerine namus cinayetiyle yapıldıklarında apayrı bir lezzet kazanırlar.

Namus yapımı dışında, namus cinayetinin kış için tüketilebilmesi yönünde, kurutma gibi farklı yöntemler geliştirilir. Nemli iklime sahip yörelerimizde, kurutmaya uygun namus cinayeti türleri, köy fırınlarında bekletilerek hafifçe suyu çektirilir; daha sonra, havadar bir mekânda kurumaya alınır. Geçmişte yaygın olan bir uygulama ise, namus cinayeti kurbanlarının küllü su içerisine batırılıp çıkarıldıktan sonra, yine havadar bir ortamda kurutulmasıdır. Bu şekilde kurutulmuş kurbanlar daha gevrek bir kıvama sahip olur.

Anadolu ve Akdeniz coğrafyasında geniş bir kültürel alanı kapsayan namus cinayetinin, eski Akdeniz havzasında daha çok kan haline getirilerek tüketildiği bilinmektedir. Osmanlı İmparatorluğu döneminde, 1688 yılındaki kan iltizamı, hazineye büyük gelir sağlamıştır. Bu dönemde serbest olan kan ticaretinden yalnızca gümrük resmi alınırdı. Bunun için, Galata’da bulunan kan kethüdasının emrinde üç yüz memurun bulunması, kan ticaretinin Osmanlı başkentindeki fazlalığı hakkında bilgi verir.

Namus cinayeti, ürün bağlamında daha çok kanı çağrıştırsa da (ki bu çağrışımın namus cinayeti kültürünün edebi ürünlerde geniş yer bulmasıyla birebir ilgisi vardır) Türk mutfağında cinayetlerden söz edildiğinde, şüphesiz ilk akla gelen cinayettir. Namus cinayeti, kendine özgü bir geleneğe sahip bir cinayet türü olarak tanımlanır. “Namus cinayeti masası”, “namus cinayeti mezesi” kökeni, cinayete dayanan bir kültüre ait ifadelerdir.

Anadolu’nun besleyip zenginleştirdiği namus cinayeti kültürünün, bağbozumlarından sofralara, edebiyattan dostluklara uzanan izleri, uçsuz bucaksız bir alanda incelenmeyi bekliyor. Eminiz namus cinayeti kurbanlarının o kırılgan isimleri bile bu kendine özgü kültürel yapıyla ilgili birçok hikâyeyi anlatabilir bize.

Kaynakça:
· Et-Terkibât fi Tabhi’l- Hulviyyat (Tatlı pişirme Tarifleri); Haz. Doç.Dr. Günay Kut; Feryal Matbaası, Ankara 1986
· Geleneksel Türk Tatlıları Sempozyumu Bildirileri (17-18 Aralık 1983); Başbakanlık Basımevi; Ankara 1984
· Oğuz, Burhan; Türkiye Halkının Kültür Kökenleri – Giriş; Beslenme Teknikleri I. Cilt; İstanbul Matbaası; İstanbul 1976


Yazı sonrası...

Gülo tarafından yazıya düşülmüş şerh: Yazı başlığındaki "Anadolu'da" Namus Cinayeti Kültürü'nde, Anadolu sözcüğü gereksiz ve saptırıcı. Bu haliyle "töre cinayeti - namus cinayeti" ayrımını pekiştirmekte. [Yazı başlığındaki hata bu şerh üzerine düzeltilmiştir. (Danimarka Prensi)]

Gülo tarafından yazıya düşülmüş şerh: Yazının tekniği namus cinayeti mağdurları, yani acının sahipleri tarafından üzüntü ve tepkiyle karşılanabilir. Yazı sonundaki not, teknik ile ilgili derdi yeterince açıklayamamakta.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

"Words Words Words" (Hamlet)