Salı, Ekim 28, 2008

Çocuk Olmak: Murat ve Tayfası Festival'e Karşı

Kadıköy Gazhane Trans-Yapıt Festivali'nde, biri, adının Murat olduğunu söylediği anda eline yerden büyükçe bir taş alarak korku vermeye çalıştı, başaramayınca taşı atıyormuş gibi yaptı, sonunda gerçekten de atmak zorunda kaldı ama isabet ettiremedi. Kalabalıktan ve renklerden başı döndüğünden mi, yoksa gerçekten iyi göremediğinden mi bilinmez, konuşurken karşısındakinin gözlerine bakmıyor ya da bunu önemsemiyor. Babası çocuğuyla uzun ilgilenildiğini fark edince yanımıza geliyor ve “Hadi oyna” diyor, “abiler sana para verecekmiş”. Murat delirmiş gibi çırpınmaya başlıyor, oyunu sırasında bir ara yalpalayarak bana çarpıp bacağıma yapışıyor. Boyu ancak dizimden biraz yukarıya kadar, sarılınca başlıyor vurmaya, babası halen el çırpıyor. Bana vurmaktan hoşlanmasından fırsat bilip yüzünü avuçlarımın arasına alıyorum ve gözlerine bakıyorum: Adıyla taşı aynı anda savuran, sarhoşmuş gibi, mekan duygusunu yitirmiş gibi küçük yumruklarını savuran bu çocuğu zapt etmek mümkün, ama gereksiz. Onu, bir saat sonra, birkaç arkadaşıyla beraber yabancı bir kızın etrafında dolanırken de görüyorum. Büyük olanları kıza adını İngilizce soruyor, kız “Nancy” diyor, Murat atılıyor: “Nancy, seni sikeyim mi?” Kız Murat'ın başını okşayıp gülümsüyor, diğerleri de konuşuyorlar: “Siksin siksin”. Hepsi gülüyor, kız gülümsüyor, bir yandan da tiyatro performansını izliyor. Söylediklerine yanıt alamayan Murat, bir tür yanıtmış gibi davrandığı bakışı izleyerek gösteriye dalıyor bir süre. Sessiz kalabilmesine şaşırıyorum. Diğerleri de oyunu izliyor. Biri, sürekli bir adım önündeki oyuncularla konuşuyor, söylediklerine yanıt veriyor. Oyun metninde söylenene gerçek hayattan yanıt veriyor. Oyun bir yabancıya Türk olmanın öğretilmesine dayanıyor, şaşkın yabancı çay demlemesini, traş olurken berberle konuşmasını öğrenirken, çocuklardan biri, hemen hemen Murat'ın boyunda olan, farkına varmadan renkli şeritlerle ayrılmış oyun alanına giriyor, iki oyuncunun arasında durarak şaşkın şaşkın yüzlerine bakıyor: Gerçek olmamayı başaramayışlarına şaşırdığı her halinden belli; kendi ise bir anda gerçekliğini kaybediyor: Oyun alanı sahne değil. Bir otomobil kalıntısı dört köşesinden demir direklerle çadır biçiminde kum birikintisinin üzerine konulmuş, spotlarla aydınlatılan mekanın çevresini meraklı mahalle halkı ve festival üyeleri sarmış. Küçük çocuk sınırı algılamamanın ötesinde, sınırı oyuna dahil zannediyor ve bu zannıyla sınırı oyuna dahil ediyor. Oyuncular alanın genişlediğini fark etmiyorlar ve kullanmadıkları boşluk arttıkça, çocuk oyundan sıkılıp kalabalığı yararak uzaklaştıkça sahneleri uzuyor, geriliyor, kopma noktasına geliyor. Seyirci, o anlarda daha çok profesyonel seyirci, bu gerginliği hissediyor. Nihayet oyunculardan biri sahneden fırlayarak Gazhane'nin komşusu gecekonduların önündeki yanan çekyata doğru koşuyor. Koşması bir an öyle sahici bir kaçış haline geliyor ki, çocuklar refleksif olarak onu kovalamaya başlıyor: Yakalayabilseler şiddete başvuracakları çok açık, ama yakalayamıyorlar ve demirden bir perdenin ardında yok oluyorlar. Bir tanesi tırmanılması gereken çok küçük tepeden aşağı yuvarlanıyor. Bir çığlık geliyor. Sonra bir kahkaha tufanı. İkisinin de nedenleri çok açık değil: Kahkahanın nedeni çığlık değil, ama ne, belirsiz. Murat ve tayfası bu olaydan önceki gösteride, Pippa Bacca'nın anısına gerçekleştirilen performansta vincin ucundan iple sarkan ve çığlıklar atan Funda'ya önce şaşkın gözlerle bakıyorlar. Sonra, çevrelerini saran dehşet dalgasını kırmak için gülmeye başlıyorlar; kimisi Funda'nın bağlı olduğu ipin ucunu yakalayıp onu sarsmaya çalışacakken büyükler tarafından durduruluyor, kimisi ipi tutmayı başarıyor, ancak ipin boşlukta duran payı çok fazla... Orta yaşlı iki kadın sürekli, bir megafondan konuşur gibi “Biraz uzaklaşır mısınız?” diye bağırıyor. Funda kalabalığın içine iniyor. Ayaklarını boyalı leğene sokuyor ve yerdeki uzun beyaz şerit üzerinde ayak izleri bırakarak yürüyor. Çocuklar delirmiş gibi, bu anlarda, performansın kışkırtıcılığını, Pippa'nın yaşadığı dehşeti öyle iyi algılıyorlar ki yerdeki şeridi daha gösteri bitmeden tahrip etmeye başlıyorlar. Ayak izleri parçalanıyor, Funda kalabalığın merkezinden uzakta bir yerde belli belirsiz karanlıkta kalan seyirciye selam veriyor, alkışlayanlar, alkışları alkışlayanlar, yarım ağızla küçümseyen bakışlı polisler, çevre apartmanlardan meraklı gözler, hepsi bu curcunada izleyecek bir şey bulabilmiş iken, Funda ve kalabalık gösteri mahalinden uzaklaşmışken bile kimse şeritleri parçalamaya çalışan çocukları izlemiyor. Çocukların çoğu, ancak festival klişesi “workshop”lardan birinde, sahnede damacana çalıp göbek atarken izleniyor. Çok daha iyi ritimler atabileceklerini çok iyi bildiğim çocuklar gösteriyi yöneten yabancı abilerinin sınırlayıcılığında, tekdüze bir vuruş tutturup ruhsuzca “workshop”a kurban ediliyorlar. Sahnede oynayan kızlardan birini kendi yaşlarındaki abisi saçından tutup sürükleyerek götürüyor. Yine bir alkış tufanı ve kahkahalar. Murat sürüklenen kıza vurarak yanları sıra koşuyor. Harekete ve kaçışa öyle duyarlı ki, hiçbir kovalama fırsatını kaçırmıyor. Performatif sanatları aşırı performatif, güncel sanatı aşırı güncel, şimdi ve burada hale getiriyor çocukların tümü: Pippa'da tecavüzcüyü oynuyorlar, sahnede göbek atıyorlar, dekoru onu tahrip ederek topluyorlar, neredeyse kırk dakika boyunca esir aldıkları sarışın bir kadına zorla körebe oynatıyorlar ama kadın içlerinden birini yakaladığı anda ona saldırıyorlar. İzleyici rolüne fazla bir enerji bu: Alt sahnede mızıka ve gitarla konser veren iki kız onları sahneden uzak tutmak için insanüstü bir çaba sarf ediyor ve sürekli şarkı söylemek zorunda kalıyor. Bir süre sonra sahneye ulaşma çabası bir oyun haline gelince çocuklar artık zapt edilemez oluyor. Yerde bulduğum topları havaya atıp tutarak anlık bir jonglörlük göreviyle dikkatlerini başka tarafa çekiyorum. Adının Murat olduğunu henüz öğrenmemiş olduğum çocuğun gözleri topları değil, el hareketlerimi izliyor gibi, ama asla emin olunamaz. Çok az gördüğüne ve hareketi net algıladığı için hemen peşinden gittiğine karar veriyorum. Topları bırakırsam, hemen parçalanacaklarını hissediyorum; çünkü benim altlarından ayrılmamla yere düşmek, havada dönmeye devam etmemek suçunu işleyecek toplara verilecek cezayı Murat ve tayfasının beklentileri belirleyecek. Sanattan beklentileri ise, oradaki tüm sanatçıları karşılarında çaresiz bırakacak, hepsinin temsille ilgili arzularını rehin alacak kadar fazla: Olaylara müdahale etme biçimleri asla şımarıkça değil: Tam tersine, kimileri gerçekten şımarıkça gösteriler yapan insanları gerçekten o an orada olmaya çağırıyorlar: Funda Pippa olmak zorunda kalıyor, çünkü çocukların aşırılıkları gösterisine tecavüz ediyor, festival sunucusu palyaço kılığında çocukları sahneden uzak tutmaya çalışıyor çünkü sahne varsa çocuklar orada olmak zorunda hissediyorlar, tam da bu yüzden İrlandalı bir tiyatro grubu bütün izleyicileri sahneye çağırdığında bir anda ayarları bozuluyor. Yeniyetme bir rock grubu sahnede şarkıya benzeyen bir şeyler söylerken ses odasının önünde boş mikrofon çubuklarıyla konsere eşlik ediyorlar. Polislerin etrafına dizilip hayran hayran kınlarındaki silahlara bakıyorlar. Sonra nedensizce, kalabalığı yarıp geçerek, bilinmeyen bir yere doğru, yatay ilerleyen havai fişekler gibi koşuyorlar. Silahı yakından görmek, hepsini namlunun ucundan fırlamak zorunda bırakıyor. On sene sonra hepsi bıçkın mahalle delikanlıları olarak kendi benliklerine saplanacaklar. Parıltıları, şimdi annelerinden aldıkları sigaraları yakıp ağızlarında babalarına taşıdıkları o karanlık anlardaki parıltılarının yanına bile yaklaşamayacak. Parıltıları, şimdi hemen hepsi marjinal görünen festival insanlarının tümünü sönük marjinalite memurları haline getirecek kadar güçlü. Gözlerimi onlardan alamıyorum. Alevler içindeki çekyatın ucuna oturmuş sigara içen bir tanesi, tek başına bütün festivalden daha güçlü, elim fotoğraf makinama gitse de, kendimi durduruyorum. Gösterinin ve kavramların ideal izleyicisi olan bütün bu fırlama veletlerin hasar veren, sekteye uğratan, içine giren, imha eden tavırları karşısında değil yeraltı sanat festivalleri, burjuva sanatının steril kaleleri de duramaz aslında. Bu kendiliğindenlikten kaçmak için merkeze sığınan bütün o galerilerin, kaygan zeminli olmalarına rağmen koridorlarında koşarak kaymacılık oynanamayan müzelerin, küfredilemeyen, Türkçe bilmeyen güzel kızlara seni sikeyim mi denilemeyen festivallerin uslu çocuklarından olmayan Murat ve tayfası, Kadıköy Hasanpaşa civarında elleri ceplerinde görkemli bir serseri parıltı yayarak dolaşıyor. Proscenium Arch hepsinin önünde saygıyla eğilir. Ragazzini Di Borgata

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

"Words Words Words" (Hamlet)