Salı, Aralık 02, 2008

Artık-Bilinçlilik

Fakat, bu karşılaşmada belirleyici olan şey, bir kenara itilen artık-bilinçlilik, yani toplumsal değişimin belirleyici potansiyelidir. Artık-bilinçlilik, artık zorunlu iş ve hiyerarşik bilgiye bağlı olmayan serbest psikolojik enerjinin büyüyen niceliğidir. Bir noktaya kadar bu enerji her zaman varolmuştu. Hiçbir zaman, zamanın toplumunun zorunlu resmi çerçevesinde empoze edilen sınıflı koşullar içerisinde bile tamamen tükenmemesi belirgin bir insan özelliğidir. Önceleri, dinler itici güçlerini insanın özsel güçlerinin bu aşkınlığından almıştı. Toplum yalnızca küçük ölçüde bir beceri, küçük bir elit ürettiği sürece, dolaysız üretim için serbest kalan zihni enerji ve yeteneğin büyük kısmını, aygıt emiyordu. Antik ekonomik despotluk biçimi, el altındaki elitin, becerileri ve yeniden-üretim yasalarının çapıyla, aslında küçük çapıyla, yakından ilintiliydi. O zamanlar, bu yetenek düzeyi dönemin egemenlik ilişkilerinin yeniden-üretiminin gerektirdiği ölçülerde yaratılırdı. Maddi üretimde, zihni çalışmaya çok az gerek duyulurdu. Bugün, üretimin öznel güçlerinin bütünüyle entellektüelleşmesiyle karşı karşıyayız. Aygıt gelişim hızı üzerinde bir yük olmakla birlikte, toplum o kadar genel yetenek, soyut insan yeteneği üretir ki, bunun doğrudan aygıtça kullanılması imkansızdır. Aygıtın harcanmamış artık-bilinçliliği kısmen üretim dışı çalışma alanlarında dağıtmak, kısmen, şiddetle felce uğratmak ve öncelikle de basit doyumlarla oyalamak için gösterdiği sürekli çabaların nedeni budur. Bu sonuncusu, ayrıca kıvanç kaynağımız olan “ekonomik ve toplumsal politikanın birliği”nin gerçek politik amacıdır. Gerçekte -varolan- sosyalizmde, bu artık-bilinçlilik, kendi önünde özellikle duran engellere ve evcilleştirilmez bürokratik iktidar tekelinin engelleyici kıskançlığına karşı yıkıcı bir güç niteliği kazanır. Sistemli bir biçimde, bürokrasinin gerçek niteliğine, üretici güç olarak potansiyeline, toplumsal bilgi ve karar verici yetkinliğine meydan okur. Aygıt, gaspı anıştıran terimlerle karşılık verir, yani tüm anlamlı bilinçliliği kendisinin temsil ettiğini iddia eder. Eğer toplumda başka biri politbürokrasiden daha geniş ve daha iyi bilgi sahibi olursa, işler nereye varır? En azından herkes, görüşlerini sunup bunların “mümkün” olup olmadığını, yani mekanizma tarafından sindirilip sindirilemeyeceğini beklemelidir. Her şeyin, bürokratik kalıcılığın nihai amacına uydurulması gerekir. Sanat ve bilim, öncelikle bu iktidarı koruyan bütün organlar olmalıdır. Resmi evreni aşan her şey, özellikle artık-bilinçliliğin özünü oluşturan her şey ya engellenir ya da her biri birbirinden ayrı, izole özel çıkarlar dünyasına geri gönderilir. Yabancılaşmış iş ve aygıt baskısı, ilkin belli miktar artık-bilinçliliğin, boş zamanını uygun sözde doyumlara kavuşma çabalarında kullanılmasını belirler ve bunlar imkanlar el verdiğince bol sağlanır. Koşullar, sayısız insanın, gençlik dönemlerinden beri kendine güvenini, gelişimini ve olgunlaşmasını sınırlar ve geciktirir. Bunlar, böylelikle, tüketimde, edilgin eğlencelerde, prestij ve güç tarafından belirlenen davranış biçimlerinde giderim yollarını araştırmaya zorlanmış olurlar. Giderimci çıkarların dayanağı budur. Bu kavram benim için hayli önem taşır, ileride kültür devriminin bunun üzerindeki tepkisine yeniden değineceğim. Yine de artık-bilinçliliğin özgül karakteri en içsel eğilimi giderimci çıkarlarda değil, özgürleştirme çıkarlarında yatar. Bunlar insanın bir kişilik olarak yetişmesine, toplumsal etkinliğin tüm boyutlarında bireyin ayrımlaşması ve kendini gerçekleştirmesine yöneltilmişlerdir. Her şeyden çok, kişinin tüketebileceği şeylerle mutlaka ilintili olmakla birlikte temelde başka bir amaca yönelik kültürün sürekli kullanımını talep ederler. Bu amaç başka bireylerde, nesnelerde, davranış biçimlerinde, ilişkilerde ve hatta kurumlarda gerçekleşen insan doğasının gücüdür. Bu kullanımın en yüksek amacı, tüm sınırlamalardan, ve her şeyden önce düşünce, duygu ve davranıştaki ast-üst ilişkilerinden kurtulmaktır, bireyin genel toplum hayatı düzeyine yükselmesidir. Goethe'nin dediği gibi “insanlığın kaderi ne ise onu kendi içimde tatmak isterim”. Bilinçli biçimlerinde özgürlükçü çıkarlar devrimcidirler ve politik programları bundan böyle genel özgürleşme koşulları için mücadeleler haline gelir. Rudolf Bahro, Doğu Avrupa'da Alternatif, Birikim 42-43-44 Ağustos Eylül Ekim 1978, çev. M. İlker, s. 45-46

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

"Words Words Words" (Hamlet)