Pazar, Ocak 18, 2009

ProsceniumArch,

ya da iyi bir şey yapmak için kendimize doğru bir neden verebilmek.

–ProsceniumArch oluşuna gerçekleşmemesini şimdiden bir kez daha katmıştır. Düşünsel ve sanatsal bir direniş imalatı olarak kendisine yönelik tüm beklentileri, kendisiyle ilgili tüm imkânsızlıklara terk ederek hâlâ ve ısrarla yapabileceklerine yönelir. Defalarca ve farklı biçimlerde, onun hayatına dair, veya hayatında kaç ölüm yaşadığına dair birçok şey söylendi; ancak ProsceniumArch bugün artık, bizim onu düşünemediğimiz uzamdadır; o artık düşünebilen, kendi kendini ortaya koyabilen, üzerine konuşulabilen, ondan söz edilmekle kalmayıp, bizzat sözü ondan alabileceğimiz bir kaynaktır. Onun artık kendine ait bir fikri, bir kişiliği vardır. ProsceniumArch, kendi dışına aldığı yolda, dönüp geriye bakabilecek ve orada yokluğunun tüm kırıntılarını yeniden toparlayıp bir oluşa dönüştürebilecek güçtedir. Yazının ve söylemenin biçiminden de kavranılacağı gibi söylemek istediklerimiz, bizden kendilerini kurtarana kadar onları sonsuzlukla, bilinmezle, ve düşünülmezle bağlamaktan çekinmeyeceğiz. Söz konusu olan, kendi yaşamı veya ölümü olduğunda bunların her ikisini karıştırmayı bilebilecek düşünsel beceride olan ProsceniumArc, bu karışımdaki ebedi olanı fark ettiğinde onu belirlemek için hiçbir şey söylememeyi göze almıştır. Düşünmeye, sanatsal eylemin ruhu olan düşünmeye verdiği önem onun direnişinin tek gerçeğidir. Onun direnişi bütünüyle pratiktir. Kendi oluşunda varolana dönüşebileceği tek bir anı yoktur, direndiği şey ondaki ölü parçacıklarla ilişkiye geçen kontrol ve kodlayıcı aygıtlardır. Bu yüzden ProsceniumAch’ın gerçekleşmesinin anlamı onun henüz neyin gerçekleşmemesi olabileceğinin araştırılmasında gizlidir. Onun yok oluşu, sonuyla girdiği doğru bir ilişki yüzünden özellikle mümkün değildir. ProsceniumArch, yaşamı, yaşamın her anını yeniden söz konusu ederken yitip giden her şeye eşlik etmeyi bilmiştir.

Direnme eyleminin en güçlü öğeleri olan düşünme, ve bunun pratiği olarak sanatlar ProsceniumArch’ın temel silahı olmuştur. Çünkü “direnme eyleminin iki yüzü vardır. İnsanidir ve aynı zamanda bir sanat eylemidir. Yalnızca direnme eylemi ölüme direnir, bu ister sanat eseri formunda ister insanların kavgası biçiminde olsun.” (Deleuze) ProsceniumArch’ın uzamında neye direnişin sürdüğü, hayatın üzerindeki ölüm bulutları daha da belirginleştiğinde ortaya çıkar. ProsceniumArch’a gönül vermiş yazarları, dostları, Ulus Baker’in neyi bıraktığını bugün için daha iyi kavramıştır. Bu anlamda eğer hayat bir karışımsa ve düşünme de bir karışımsa, bu ilişkide ortak mefhumların ne kadar da hayati değerde bir icat olduğu daha iyi anlaşılabilir. Spinoza’cı ortak kavramların yine Deleuze tarafından bir sanat olduğunun vurgulanmış olması yaptıklarımızın yine kendi düşünceleriyle uyumlu olduğunu gösterir: “Ortak kavramlar bir Sanattır... İyi karşılaşmalar düzenlemek, yaşanmış ilişkileri bileşime sokmak, kudretler oluşturmak, deneyler kotarmak”. ProsceniumArch en baştan beri dostluk zemininde ortak ilişkilerin kavramlarına güvenmiştir.

ProsceniumArch, kendisiyle samimi bir dostluk ilişkisi kuran her kişiye bizzat Samimiyetin ve Dostluğun kendisini vermiştir; ve bu ilişki için çaba göstermeyenlere de söylenecek bir şeyi kalmamıştır. Kendi alanını uzama dönüştürmüş olarak ProsceniumArc’ın özellikle amaçladığı şey, kişiyle yaşamı arasında ölü hiçbir şeyin varoluşuna izin verilmemesidir: “Hayattayız.”: Sözden, mevcudiyetten, yerleşik varoluşların, yerleşik hakikatlerin her türlüsünden ayrı olarak kendisi için oluşunu sürdürmek: Yaşam içinde bir Düşünme sürçmesi yaratarak şu tuhaf mefhumu yani ‘hayat’ denen şeye biraz daha canlılık katmak: Kendini kaybettiği konusunda artık hiç kuşkusu kalmayanlara azıcık kuşku vermek; henüz değil, henüz daha kaybetmediniz diye belli belirsiz şeylerle kablolarını kesmek gibi gibi; bu yüzden de ölülerin korktuğu bir alan olmuştur. Ölümün taşıyıcısı haline getirilen insan, hiçbir şeye indirgenemediği noktada, içi boşaltılarak yüceltildiğinde bile insandan yana tavrıyla ProsceniumArch her türlü düşünsel çelişkiyi göze almıştır. ProsceniumArch’ın düşünsel zemini için zorunlu olan referanslara bakıldığında onun gerçeğinin yine onun oluşunda olduğu görülecektir. Buraya kadar ki süreçte ProsceniumArc’ın söylemek istediği, kişinin kendine iyi bir şey yapmak için doğru bir neden vermesidir. Bir neden vermek diyoruz, çünkü biz, nedenlerin verili değil, ancak ve zorunlu olarak verilebilir olduğunu söylemek istiyoruz. Spinoza’nın Ethologie’si gibi ProsceniumArch da karakter oluşlarla, kişilik vermelerle, azınlık oluşlarla, özgürleşme pratikleriyle ilgilidir. Şimdiden bir tarihi vardır, ve kendini oluşturan bütün içerik ve biçimlerden özgürleştirebildiği için de ebedidir. Bizim için ProsceniumArch bir olaydır. Ve “tarihin bir olayda kavradığı onun belli şartlar altında gerçekleşme biçimidir. Olayın oluşu onun olayı ötesindedir. Tarih deneysel değildir, o sadece tarihin ötesindeki bir şeyle Denemeyi olanaklı hale getiren az ya da çok olumsuz ön koşulları yerli yerine koyar. Tarih olmadan deneyimleme herhangi bir ilksel koşulların yokluğunda belirsizliğini korurdu ama deneyim tarihsel değildir. Peguy, başlıca bir felsefi çalışmasında, olayları fark etmenin iki yolunu açıklar, biri olayların istikametini izliyor olmasıdır; diğeri ise, olaya geri dönmektir.”(Deleuze)

Her şeyin düşünce, yokluk, söz ve ölüm sözcükleri arasında kurulmuş yakınlığa geri dönebilirliği (Blanchot), ProsceniumArch’ın pratiğini zorlaştırdığından, varlığında sürebilecek her şey koruyucu bir bellek olan Ozan K. tarafından sonsuza kadar korunacak gibi görünüyor.

ProsceniumArch’ın kendi ömründe kaç hayat yaşadığı, İgnoramus yürümeye başladığı zaman ortaya çıkacaksa da, ProsceniumArch olarak kendisinin oluşu, kendini şimdiden başlangıcından ve sonundan kurtarmıştır. Dikkatli yaşayan biri açıkça görecektir ki Deneyim özellikle indirgenemezliğindedir. Düşünsel Pratikler zemini olarak ProsceniumArch’ın içeriğinin henüz yoksulluğu dışarıdaki çokluğun vahametini yansıtsa da, deneyimin kendisiyle, Spinoza’cı anlamıyla duygusal bağlar kuran kişiler de ProsceniumArch’a verdiklerinden daha fazlasını almıştır. Tuhaf olmakla birlikte bu durum başlı başına bir konuşma mevzusu. Mesela, ProsceniumArch için hazırlanacak bir yazı için yapılan bir ön okumanın beni nerden nerelere savurduğunu, ve en sonunda başıma nelerin geldiğini, --buna rağmen o yazının yokluğu içinde onu yazabilmemin olanaksızlığıyla karşılaşmak ve bunun deneyimini yaşamak... Belki de ProsceniumArch’ın bir hile olabileceği, onunla sınandığımızı kimse aklına getiremiyor (bile).

Bir dostluk deneyimi olarak ProsceniumArch, Dostluğumuzu Denemek zemininde olan biten şeylerin tarihidir; çözülüp dağılmalar, sevinçler kederler, yoksulluklar ve yoksulluklar; sonra da hayatın kendi gıcık sırıtışı. Bütün bu zaman içinde dostluğa kiminin zamanı olmadı, kiminin cinsiyeti uygun olmadı, kiminin yaşı tutmadı, kiminin kalbi yetmedi, kiminin sevgisi kalmadı, kimi nişanlandı, kimi L’amitié’yi bıraktı, kimi artist oldu, kimi egosuyla kendisi arasında kayboldu, kimi ihanetin utancından yüzünü kaybetti vesaire... Yine de en az becerdiğimiz şeyse de sevmek, kimsenin aklına gelmedi bu mefhumu kendisiyle yeniden yaratmak. Deşifre olmuş varlığının utancından deliklere ve kuytulara çekilen sevmek’i nefrete terk edip kaçmak; işte dostluğa cesaret edememenin gerçeği bu oldu. Oysa sevmek ancak ve zorunlu olarak kendini Dostlukta tanır. Dostluğu sürdürme konusunda talihimiz pek iyi gitmese de hâlâ Direnci sürdürmekle dostluklarımızın sayısını artırdığımıza inanıyoruz. Kimse bilip anlamıyorsa da ProsceniumArch yaşamın içinde hayatta kalan şeyleri kurtarma harekâtıdır (Benjamin). Çok önceleri André Gide’in söylediği şeydir bu: “Yazmaya iten nedenler çoktur ve en önemlileri, bana öyle geliyor ki, en gizli olanlarıdır. Bu özellikle bir şeyi ölümden korumak olabilir.”

ProsceniumArch’ın nesnesi değil ama konusu hayattır, hayatta kalmadır. “Önemli olan, hayatı, hayatın her bireyliğini bir biçim ya da biçimin gelişimi olarak değil, farklılaşan hızlar arasındaki, parçacıkların yavaşlama ve ivmelenmesi arasındaki karmaşık bir ilişki olarak anlamaktır. Hızların ve yavaşlıkların bir içkinlik planı üzerinde bir bestesi. Aynı şekilde, müziksel bir biçim ses parçacıklarının hızları ve yavaşlıkları arasındaki karmaşık bir ilişkiye bağlıdır. Bu sadece bir müzik sorunu değil, bir yaşama biçimi sorunudur: Hız ve yavaşlık yoluyla şeylerin arasına karışılır, başka bir şeye bitişilir: Hiçbir zaman sıfırdan başlanmaz, hiçbir zaman bir tabula rasa oluşturulmaz, arasına karışılır, ortasına girilir, ritimler biraraya getirilir ya da dayatılır.” (Deleuze)

Yazgı R.’nin, ilk başlarda ‘mektup yokluğuna doğru gönderilen’ (Esra ve diğerleri.) söylediklerini daha çok kadınlar duymuşsa da bunun nedeni onlardaki kırık çizgilerdir kuşkusuz. Söylemeyi çoğaltmamışsam da bende çoğalan şeylerle sessizlikten bir şeyler bulmayı umduğumdan. Ve de kırık çizgileri hareketlendirecek bir şeyleri oluşturup söylemek sanıldığının aksine çok güçtür, ve aşırı sorumluluk gerektirir. Birçok kere de onlardaki erkeğe çarpmış olsam da, onların hayattaki güçlerinin kaynağının ince ama kırık olmayan çizgilerde olduğuna inanıyorum. ProsceniumArch’ın kadın dostları inceliklerini fikirlere dönüştürme konusunda pek bir şey yapmamışsa da, ben bunun, onların üzerindeki değil, bizatihi onların içindeki erkeğin egemenliğinden kaynaklandığını düşünüyorum. Yazmayan yazarları için söylenecek fazla bir şey yok, sanırım tembelliklerinin kaynağını mevcudiyetlerinde aramak gerek. Bakıldığında mevcudiyetlerine, zaten orada da olmadıkları görülebilir.

ProsceniumArch’ın ölümü aşağı doğru bir kez daha gömülürken yaşamı da yukarıya doğru bir kez daha yükseliyor... Karaciğer nakli için gereken de yapılabilir; ancak 1,5’luk şeyi ProsceniumArch içinde, dolayısıyla İgnoramus içinde hiçbir yere doğru olarak konumlandıramıyorum. Zira İgnoramus radikal bir yeraltı çalışmasıdır; onunla yeraltında, “Düşünmenin yararına” bilincin altında zemini güçlendirmenin işçiliğini yapar. Kendim için yapmam gerekenden yapmam gerekeni atıp... –kendim.

ProsceniumArch bir olaydır. Olayın oluşu onun olayı ötesindedir. ProsceniumArch’ın oluşu şimdiden olay oluşunu aşan İgnoramus’u öncelemiştir. Blanchot’nun Valéry’den aktararak söylediği gibi; biz, hayatta olduğu gibi burada da ustalığın yapılanın asla bitirilmemesini sağlayan şey olduğunu söylüyoruz.

1 yorum:

  1. kapalı bir örgüt burası.
    imge ile logos'un buluştuğu gizli bir dehliz gibi.
    Adorno, Sürrealizmi her evin bir tümörü var demişti o da cumbasıdır-diye tanımlamıştı.
    P.A ise evdeki gizli bir odaya yani bilinaltına denk geliyor uzaktan bana, sokağa çıksa haber vemez hani, gizli-gizemli.
    genelde anlamsızlaştı ehr şey, sokağı şirselleştirmek-yada sağlama ondaki şiiri idrak etmem gerek. ama sanırım artık tamamen yalnızım ve gemilere kaçak yolcu alınmıyor.
    çok yalnızsam da, son nefesime kadar yazmak istiyor benliğim, hiçim...

    YanıtlaSil

"Words Words Words" (Hamlet)