Salı, Ocak 27, 2009

"Solculuk Orta Sınıfların Gündemine Sıkıştı" - Tanıl Bora söyleşisinden alıntı

Bir yandan, o bütünlüklü, doktriner bir bütünlüğe dayanan, sıkı örgütlü bir faşizm de yok değil. Ama ele avuca gelmesi daha zor, yayılması ise daha zor faşizm görünümleri, işte o dediğimiz, sıradan faşizme, pop-faşizme ilişkin olanlar. Peki, şunu soralım şimdi kendimize: Faşizmin bu biçiminin karşısında durmak için gereken, bizim hep varsaydığımız (eksikliğini varsaydığımız!) şema mıdır, yani bütünlüklü, rasyonel, bütünlüklü bir programa dayanan bir yapı? Biz hep onu arıyoruz da acaba yanlış mı yapıyoruz? Acaba, hiç de orta sınıflara sıkışması gerekmeyen, alt sınıfların hal ve arayışlarıyla da temas kurabilecek olan ‘performatif’ bir mücadeleyi yeterince gözetmiyor muyuz? Basitleştirirsek, pop-faşizme karşı, omurgasını koruyan bir sol-pop? Bu ‘acaba’ları bir şey ima etmek için, cevabını iyi bildiğim için sormuyorum, hakikaten merak ettiğim için soruyorum. Mesela, Almanya’da neo-Naziliğin yükselişini sorun edenlerin kimileri şunu söylüyorlar: Bu neo-Naziler, neo-Nazi rock grupları çıkarıyorlar, kendi gençlik kültürlerini, asi kılıklı gençlik kültürünün Nazi versiyonunu yaratıyorlar ve bu halleriyle cazip oluyorlar. Yani, bir program yok, derli toplu bir ideoloji yok, parti üyeliği falan da yok ama bu kanallarla gençler neo-Nazi âlemine dâhil oluyorlar, yarın öbür gün oy da verirler. Almanya’daki tartışmalarda birçokları diyor ki; eyvallah, güçleniyorlar, tehlikeli, tamam, ama bunun karşısında sol gençlik kültürü daha ‘cool’ ve daha ‘eğlenceli’ olduğu oranda bunların şansı yok! Yani, sonuç itibarıyla, sol (aslında, ‘sol’la, asgari anti-faşist duyarlılığa sahip her kesimi kastediyorlar bu tartışmada) hâlâ daha ‘cool’ ve eğlenceli bir gençlik kültürünü oluşturduğu oranda, üstün gelir. Tabii bu örneği kendi hudutlarından taşırmayalım, neticede pop kültürü ve gençliğin eğlence kültürüyle ilgili bir tespit. Orta sınıf şehirli gençlik kültüründeki ‘cool’luğa bir direnç noktası, bir kıymet olarak sarılmaya kalacak değil ya işimiz! Ama bu tartışmadan bir küçük hakikat türetebilir miyiz, ona bakalım. Daha eğlenceli olmakta, olumlu anlamda provakatif olmakta bir cevher yok mu sahiden? Bunlar hakikaten şu zamanda siyaseten etkili olmanın, bir fikrin dolaşıma girmesi ve etkili olmasının unsurları. Sadece eğlence, neşe ya da –enflasyona uğrayan o sözle- ‘keyif’le ilgili, ‘hedonist’ mecrada da düşünmeyin bunu. Bu, kapılardan, yordamlardan sadece biri… Esas itibarıyla, eylemin yaratıcılığından bahsetmeye çalışıyorum. Birikim’de sinizm ve ‘iyi pragmatizm’ üzerine tartıştığım iki makalede anlatmaya çalıştığı mesele: Gösterisel anlamda, ispat-ı vücut anlamında değil, ‘taş üstüne taş koyma’ anlamında eylem… Bu anlamda eylemin ve beşeri münasebetin yaratıcılığı… Dediğim gibi, biz derli toplu rasyonel sözün tutkunuyuz –ben iyice öyleyim!- ve galiba imgeyle, edâyla, jestle, sanatla söylenecek sözü fazla ihmal ettik. O ‘kırık’ görünen dillerin eleştirisini, ‘okuması’nı yapmaktan öte bizzat o dili konuşmanın yordamları, önemli geliyor bana. Mesela, üzerine daha çok konuşulan bir şey: sanal âlemde, internet araştırmalarında var olmak. Bunu asli ve hele yegâne değil, ama basbayağı ‘bir’ siyasi mesai olarak düşünmek… Biz genel olarak solda bu tür yol ve araçları siyasal stratejinin unsurları olarak düşünmeye çok yatkın değiliz. Hep rasyonel bir bütünlük içinde, bütüncül özneler varsayarak düşünüyoruz. İnsanların fragmanlaşmasını hesaba katmadan veya bunu salt bir bozulma olarak düşünerek… Türkiye’de duyguları yöneten etkenler daha çok hâkim medya kültürünün ve onun da içerisinde dönenen faşizan sağ siyasal kültürün hâkimiyetinde olduğu için, oralardan tabii uzak durmak lazım. Ama bu uzaklıkla ve bundan irkilişle, duygudan uzak, soğuk akla dayanan bir dili ve davranışı hâkim kılmamız gerekir refleksiyle davranıyoruz. Israrla tekrarlıyorum: ‘Bu yanlış, böyle olmamalıdır’ı güçlü bir şekilde söylemiyorum. Politikayı ‘estetize etme’nin veya ‘sentimentalize etme’nin, duygusallaştırmanın belâları malum, zinhar böyle bir şey de değil kastettiğim. Ama burada bir problemin yattığı da açık. Burada bir problem var ve geniş alanları terk ederek mağlubiyeti kabul etmiş oluyoruz. Başka dillerde de konuşmanın ikiyüzlü olmayan, faydacı, ‘araçsal’ olmayan yordamlarını aramak lazım gibi geliyor bana. Ezber bozma deyip duruyoruz ya, bir de böyle bir cephesi olmalı. "Solculuk Orta Sınıfların Gündemine Sıkıştı"; Tanıl Bora'yla söyleşi; Aykut Tunç Kılıç, Foti Benlisoy; Mesele, sayı 5, Mayıs 2007.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

"Words Words Words" (Hamlet)