Pazar, Şubat 22, 2009

Nedir bir toplumun bedeni üzerinde olup biten? Flüksler, daima flüksler.

Tarihin bir sınıflar savaşımı olarak algılanmasını keşfeden Marx değildir; 19. yüzyılın burjuva tarih ekolüdür: 1789, evet, bu bir sınıf savaşıdır, toplumsal yapının mevcut yüzeyinde tanımadıkları şu tuhaf flüksün ortaya çıktığını gördüklerinde kör olmuşlardır adeta: proleterya flüksü. Bunun bir sınıf olduğu düşüncesi mümkün değildir, bir sınıf değildir bu o anda: kapitalizmin proleteryanın bir sınıf olduğunu artık inkâr edemediği gün, kapitalizmin kendi kafasında tüm bunları yeniden kodlama anını bulduğu ana rastlar. Kapitalizmin telafi etme gücü dediğimiz şey nedir? Aksiyomatik bir tür dizge barındırdığı anlamına gelmektedir bu ve tanımadığı yeni bir şeyi bünyesinde bulundurduğunda, her bir aksiyomatik dizge için olduğu gibi, bu, doymak bilmez sınırları olan aksiyomatik bir dizgedir: kapitalizm yeniden işleyişi sağlamak için artı bir aksiyom eklemeye hazırdır her zaman. Kapitalizm 19. yüzyıldaki işçi mücadelelerinin etkisiyle ve devrimin etkisiyle proleteryanın bir sınıf olduğunu artık yadsıyamadığı zaman, sonunda bir tür sınıf çift kutupluluğunu tanıdığı zaman, bu an son derece belirsiz, anlaşılması güç bir an olur, zira bu devrimci mücadele içerisinde önemli bir andır, ancak bu kapitalist telafi için de temel bir andır: işte sana bir aksiyom daha, işçi sınıfı için ve onu temsil eden sendikal güç için aksiyomlar yaratıyorum sana, ama kapitalist mekanizma, kapitalist makine yeniden harekete geçiyor gıcırdaya gıcırdaya, gediği doldurdu bu makine. Bir diğer ifadeyle, bir toplumun bütün yapıları işin özünü oluştururlar: kodlayamayacağı ve bir yer veremeyeceği flükslerin kendisinin üzerinden, kendi bedeninin üzerinden akıp gitmesine engel olmak. Bir şeylerin eksik olması, yokluk, kıtlık, bir toplum bunu kodlayabilir, toplumun kodlayamayacağı şey, bu şeyin ortaya çıktığı andır, ya da kendi kendine: şu herifler de kim öyle orda! dediği andır. O zaman, ilk anda, zor aygıtı harekete geçer, eğer bu kodlanamazsa, yok edilmeye çalışılacaktır. İkinci bir anda, iyi kötü bir şekilde yeniden kodlamaya olanak verecek olan yeni aksiyomlar bulmaya çalışır. Sosyal bir yapı şu şekilde tanımlanır elbette ki: sürekli olarak, ardı ardına gelen şeyler, flüksler üstten akar, bir kutuptan diğerine akar, ve bunlar devamlı olarak kodlanmıştır, ama kodlardan kaçan flüksler vardır, ve tehlikeli flükslere yer açmak amacıyla, tüm bunu telafi etmek için, aksiyomlaştırmak için, kodu yeniden biraz elden geçirmek için harcanan toplumsal çaba vardır: aniden, koda uymayan genç insanlar çıkar: önceden öngörülmemiş olan saç flüksü edinmeye başlarlar, ne yapacağız bu durumda? Bunu kodlamaya çalışacağız, yeni bir aksiyom ekleyeceğiz, telafi etmeye çalışacağız, yoksa içerde kodlanmamakta direnmeye devam eden bir şeyler olacak, peki o zaman ne olacak? Bir başka deyişle, toplumun temel hareketidir bu: flüksleri kodlamak ve ona göre kendisini kodlanmaz olarak sunan şeylere düşman gibi davranmak, çünkü bir kez daha bütün bir dünyayı, o toplumun bütün yapısını söz konusu yapmaktadır bu. (...) Kapitalizmin sosyal oluşum gibi temel bir paradoksu vardır: eğer tüm diğer sosyal oluşumların korkusunun deşifre edilmiş flükslerin olduğu doğru ise, kapitalizmin kendisi de inanılmaz bir şey üzerine kurulmuştur tarihsel olarak, yani: diğer toplulukların bütün korkusunu, terörünü yaratan da budur: deşifre edilmiş flükslerin varlığı ve gerçekliği ve kapitalizmin bundan kendi işini yapması. Eğer bu doğru olsaydı, bu, kapitalizmin çok kesin bir anlamda her toplumun evrensel formu oluşunu açıklardı: negatif bir anlamda kapitalizm tüm toplumların her şeyden çok korktukları şey olurdu ve öyle sanıyoruz ki tarihsel olarak kapitalizm ... her sosyal oluşumun sürekli başından savmaya, kaçmaya çalıştığı şeydir bir bakıma, neden? Çünkü tüm diğer sosyal oluşumların yıkımı demekti bu. Ve kapitalizmin paradoksu, sosyal bir oluşumun tüm diğer oluşumların negatifi olan şeyin temeli üzerinden oluşmuş olmasıdır. Bu demektir ki kapitalizm, her türden kodu çözülmüş flüksler arasında bir birleşmeyle, bir karşılamayla meydana gelebildi sadece. Tüm sosyal oluşumları en çok korktuğu şey, tüm diğerlerini yutacak olan bir sosyal oluşumun temeliydi: tüm oluşumların negatifi olan şey bizim oluşumumuzun da pozitifliği haline gelmiş olsun, korkunç bir şey bu. Kapitalizm deşifre edilmiş flükslerin birleşmesi üzerine hangi yönde kuruldu: Her türden deşifre sürecinin sonunda, feodalitenin sona ermesiyle meydana gelmiş olağanüstü çarpışmalar, olağanüstü karşılaşmalar gerekiyordu. Bu her türden deşifreler, büyük özel mülkiyetlerin oluşumu şekli altında toprak flükslerinin deşifresine, ticari varlıkların gelişmesi şekli altında parasal flükslerin deşifresine ve istimlak şekli altında, serflerin ve küçük köylülerin topraksızlaştırılmaları şekli altında bir işçiler flüksünün deşifresine dayanıyordu. Fakat bu yetmiyor, zira eğer Roma örneğini alırsak, çökmekte olan Roma’daki deşifre tam görünüyor: Büyük özel mülkiyetler şekli altında mülk flükslerinin deşifresi, büyük özel mal varlıkları şekli altında parasal parasal flükslerin deşifresi: Her şeyi bulabilirsiniz burada, hemen hemen her şeyi. Kapitalizmin unsurları burada bir arada bulunuyorlar, yalnız çarpışma, karşılaşma yoktur. Sermayenin ya da paranın deşifre edilmiş flüksleriyle işçilerin deşifre edilmiş flükslerinin karşılaşmasının gerçekleşebilmesi için, doğmakta olan sermaye flüksü ile yerini yitirmiş olan el emeği flüksü arasındaki karşılaşmanın sözcüğün tam anlamıyla deşifre edilmiş para flüksü ile toprağından edilmiş işçiler flüksü arasındaki karşılaşmanın gerçekleşebilmesi için ne gerekiyordu? Gerçekte para sermaye haline gelmek için deşifre olma şekli ile işçinin sadece kendi iş gücünün sahibi haline gelmek için topraktan koparılma şekli: bunlar birbirinden tamamen bağımsız iki süreçtirler, ikisinin arasında bir karşılaşma, bir çarpışma olması gerekiyor. Aslında, ticari sermayenin ve banka sermayesinin embriyo formları boyunca -çalışma flüksü, sadece çalışma gücünün özgür sahibi- gerçekleşen sermayeyi oluşturmak için paranın deşifre olma süreci apayrı bir çizgi boyunca gerçekleşir, bu feodalitenin sonunda işçinin topraksızlaştırılması çizgisidir, ve bir karşılaşma olmayabilir pekâlâ. Deşifre edilmiş ve yerinden edilmiş flükslerin birleşmesi, kapitalizmin temeli budur. Kapitalizm önceden var olan tüm sosyal teritoriyalitelerin ve kodların iflası üzerine kurulmuştur. Eğer bunu kabul edersek, neyi gösterir bu: kapitalist mekanizmayı, tam bir saçmalık, çılgınlık bu. Deşifre edilmiş ve yersiz-yurtsuzlaştırılmış flüksler temelinde işleyen sosyal bir mekanizma; bir kez daha, toplulukların bununla ilgili bir fikirlerinin olmaması değildir bunun nedeni; panik şeklinde sahiplerdi bunun düşüncesine, söz konusu olan bunu engellemekti bu, o ana kadar bilinen bütün sosyal kodların alt üst olması ve çökmesiydi. Peki, önceden var olan bütün toplulukların negatifi üzerine kurulan bir topluluk, böyle bir şey nasıl işleyebilir? Özü bütün flüksleri deşifre etmek ve yersiz-yurtsuzlaştırmak olan bir topluluk: Üretim flüksü, tüketim flüksü, nasıl işleyebilir bu, hangi şekilde: Belki de kapitalizmin işlemek için, çalışmak için kodlamadan başka yöntemleri vardır, belki de bu tamamen farklıdır. Şimdiye kadar yapmaya çalıştığım şey, Kapitalizm-Şizofreni ilişki sorununu belli bir düzeyde yeniden ortaya koymaktı ve böyle bir bağıntının temeli kapitalizmle şizofreni arasındaki ortak bir şeyde bulunur: Bunların tamamıyla ortak olarak sahip oldukları şey -ki bu belki de asla gerçekleşmeyecek olan, somut bir görüntüsü olmayan bir ortaklıktır- yine soyut olan bir ilkenin ortaklığıdır, yani her ikisi de deşifre edilmiş ve territoriyal özelliği ortadan kaldırılmış flüksleri geçirmeye, iletmeye, tutmaya ve bir noktada toplamaya devam eder. Bunlardaki derin benzerlik budur, ama kapitalizm bizleri yaşam tarzı düzeyinde şizofren hale getirmez, ekonomik süreç düzeyinde şizofren yapar bizleri: tüm bunlar sadece bir bağ sistemiyle yürür, sözcüğümüzü söyleyelim o halde, bu sözcüğün kodlarla gerçek bir yapı bir farklılığı içerdiğini kabul etmek şartıyla. Aksiyomatik bir dizge gibi, deşifre edilmiş flükslerin aksiyomatik bir dizge gibi, deşifre edilmiş flükslerin aksiyomatik bir dizgesi gibi işleyen şey kapitalizmdir. Tüm diğer sosyal oluşumlar flükslerin kodlanması ve territoryal hale getirilmesi temeli üzerinde işlemişlerdir ve bu şekilde deşifre edilmiş ya da bu şekilde territoryal özellikleri özellikleri ortadan kaldırılmış flükslerin aksiyomatik bir dizgesini oluşturan kapitalist mekanizma ile diğer sosyal oluşumlar arasında, kapitalizmi diğer toplulukların negatifi yapan bir yapı farklılığı vardır gerçekten. Oysa şizofren, kendi tarzıyla, kendine özgü sendeleyen yürüyüşüyle, aynı şeyi yapıyor. Ve bir anlamda kapitalistten daha kapitalist prolodan [proleter] daha prolodur: flüksleri deşifre eder, territoryal özelliklerini ortadan kaldırır, ve o zaman, kapitalizmin ve şizofrenin yapısal özdeşlik türü oluşmuş olur. Şizofreni kapitalist oluşumun negatifidir. Bir anlamda şizofreni daha da ileri gider, kapitalizm deşifre edilmiş flüksler bağı üzerinden işliyordu, bir şartla, şöyle ki, para flükslerini, çalışma flükslerini, vs.’yi sürekli olarak deşifre ederken onları içine alıyor, yeni bir mekanizma tipi oluşturuyordu, aynı anda, daha sonra değil, bu mekanizma bir kodlama mekanizma değildi, aksiyomatik bir mekanizmaydı. Bu şekilde kapitalizm tutarlı bir sistem kurabiliyordu sonunda, deşifre edilmiş flükslerin aksiyomatik dizgesinin ve flükslerin kodlanmasının hangi noktada derin bir şekilde ayrıldıklarını söylememiz koşuluyla. Oysa şizofren bundan fazlasını yapıyor, aksiyomlaştırılmasına da izin vermiyor artık, kodlanmasına izin vermekten ziyade –yer, alan falan da yok– territoryalleşmesine izin vermekten ziyade, deşifre edilmiş flükslerle hep daha ileri gidiyor, gerektiğinde flüksler olmadan da. Hangi ilişki üzerinden birlikteler bunlar? Sorun burada başlıyor. Kapitalizm-şizofreni ilişkisini daha yakından incelemek gerekiyor, şuna çok dikkat ederek: bu doğru mu hangi anlamda doğru, kapitalizmi deşifre edilmiş flüksler temelinde, territoryal özelliklerinden arındırılmış flüksler temelinde işleyen bir mekanizma, bir makine olarak tanımlayabilir miyiz? Hangi anlamda tüm sosyal oluşumların negatifidir, deşifrede ve territoryalliğin ortadan kaldırılmasında daha da ileri gittiği doğru mu ve nereye kadar gidiyor, nereye sürüklüyor bu? Yeni bir dünyaya doğru mu, hiçbir yere mi, ya da tufana doğru mu? Eğer psikanaliz problemleriyle bağlamaya çalışıyorsam, hangi yönde ve ne şekilde – bu bir başlangıç sadece– öyle sanıyorum ki sosyal yapı olarak kapitalizm ile süreç olarak şizofreni arasında ortak bir şeyler var. Şizofrenin kapitalizmin negatifi olarak meydana geldiğini gösteren ortak bir şeyler (kapitalizmin kendisi de geriye kalan her şeyin negatifi), ve bu ilişki, buna şu ifadeleri dikkate alarak anlayabiliriz şimdi: flükslerin kodlanması, deşifre edilmiş ve territoryalliği ortadan kaldırılmış flüksler, deşifre edilmiş flükslerin aksiyomatik dizgesi, vs. Psikanalitik ve psikiyatrik problemin bizleri hangi noktada meşgul etmeye devam ettiğini bulmak kalıyor geriye. Marx’ın üç metnini yeniden okumak gerekiyor: birinci kitaptan artı-değerin üretimi, son kitapta eğilimde gerileme üzerine olan bölüm, ve nihayet “Grundrisse” de otomasyon üzerine olan bölüm. Gilles Deleuze, çeviren: Özcan Doğan, Araf Yayınları

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

"Words Words Words" (Hamlet)