Çarşamba, Nisan 22, 2009

Senin için...

Ve ama; içsel olarak da “birden fazla olmaksızın başka vardır.”

Miras alınana gönderilen. Yazar vardır, yazar. Yazar vardır, yazardır. Yazar vardır, yoktur. Yazma eyleminde yolunu adımlarken yazar nerededir. Yazıya karşı yazar olanın, yazara karşı yazma eyleminde olanın birbirinden çok uzak yazılarda karşılaşması olasıdır. Yazmak için zamanı olamayanın sürdürdüğü yazı kimindir. Kim yazmıştır son yazıyı. Neden bir son yazı olmalıdır; neden zamanı olmayan, ölümün eşiğindeyken ısrarla bir not bırakır. Son anda bırakılan notta ne vardır. Ve neden bu son yazı, gecesinde yazana ait sırrı taşır. Bu yazı, hiçbir yazma olanağının olmamasına rağmen kime yazılmıştır. Yazının ucu hep uzakta, uzaklığı delerek giderken ona, o bu yazıya ne kadar yakındır. Yazmanın kolaylığı yazıyı güçleştirse de yazı, yazar olanı bir adla ödüllendirir. Bir ad ki kendi adı, bir harfi düşse yok olur, bilinmez. Ve yazı vardır ad olur yazmak eylemine. Yazmak eyleminden yapıtına doğru giden kişi için de yapıtı yükselirken, o, yapıtının üzerindedir. O, yapıtıdır. Her şeyden önce yazar ve de yazıdan önce yazar kimdir. Bir sorun ve de ötesinde sorunsuz bir şekilde yazar, ne-yazardan başka kim-yazardan başka yazar-olarak-kendisi hangi yazıyla yazacaktır. Ve de yazıyla ne söyleyecektir. Her şeyden sonra, ama her şeyden sonra, ölümden sonra, dahası artık bir daha ölememenin eşiğinde, yaşamanın acı sonu, artık yaşamamanın son acısı ve hayatta hep kalıyor olmanın sonsuz acısı ve acının sonu… ötesi hep acı.

Her yazar kendi yapıtına bir son arar; öyle ki bu son, yazmanın başında hep onunla beraberken ne görünür ne görünmez. Bu, yazara bir ölüm hissi verse de yazar ölerek bu hissi yapıtın sonuna bırakır. Yapıtın sonu gelmeyecektir. Yapıtın sonu, bir sonun uzaklığı ve bu uzaklığın sonundaki o son kadar uzaktır. Öyle ki, buraya bu zamanla gidilemez. Burası mekânsızlıktır. Yazar için ölümden de korkunç olan ölüm hissi, yerini kaygıya; ama kaygının giremediği bir gecedeki hep beklenen o son gecenin kaygısına bırakır. Kaygı, gece, ölüm, yazar için katlanmayı bilmesi gereken, katlanılamazlığını yazması gereken, hayatında ve hayatta yazmanın yolunun olmadığı, ama yazının yol verdiği yapıta doğru.

Her şey üzerine artık her şey yazıldı. Her şey kendine katlandı ve gece karanlıkta görünür hale geldi. Gecenin bu ortaya çıkışı yazar için bir gündoğumu gibi gelebilir. Ama gece kendini göstermez, gecedir-o. Yazarın geceden beklediği kendi gecesi olabilir. Gecesi, yazarın gecesi, artık bir daha çökmeyecek bir karanlığın gelmeyeceği, gerçeğin o aydınlık yüzünün hep görüneceği yazarın gecesi. Yazar yazıyla gecede yol alırken, sayfanın aydınlığı onu karanlığa götürür. Karanlıktır orası, gidilir ama ayak basılmaz, varılır ama oraya değil. Orası uzak değildir, yakın da değil. Orası, gidemeyenin olduğu yerdir.

Gidemeyen yazar için gitmek -burada olmanın hayatta olmakla aynı anlama geldiği düşünülürse- yazmaktır. Yazmak için hep gidilirse de gelmeyen yazı, yazara gidemediği bir yerde kendisini gösterir. Bu yazının kendisini yazdırması değildir. Yazı burada olur. Bir oluş içinde her sözcük bir imkânsızı gösterse de sözcükten sözcüğe yazı, bir imkân olarak yazarın imkânıdır. Yazar için yazı, bir imkân değil yazının imkânı, ötesinde imkânın yazısıdır. Bu imkân yazarı nereye götürür, bu imkân yazıyı nereye götürür. İmkânı imkânsızlıkla birlikte çok söyler olduk. Doğrudur, birliktedir onlar. Henüz kimsenin söylemediği, bunun birlikte yazılması. Bu imkân bir imkânsızlığı gizler gibi görünse de yazının imkânı yazar ve yazarın imkanı yazı, imkânsızın mevcudiyetindedir. Öyleyse imkansız bir yoldur yazı. Bu yolda gidilir-varılmaz bir birliktelik olan yolculuk zorunlu olarak gitmekle başlar. Gitmenin gitmek olmadığı bu yolculuk, gelmeyenin bekleyişidir. İmkânsız bir yazının imkânsız bir yazara getirdiği, ne olduğunu kimsenin -okurun asla- bilemeyeceği bir armağan olsa da bu armağan verilip alınmadığından gizini korur. Armağanın son ana ait doğası ölümden aldığı payı açıklar. Armağan için gerekli an bir son ana karşılık gelirse de ölümden aldığı pay onu ölümden korur.

Ölüm verilmiş bir armağan olarak alınamayan biricik armağandır. Armağan, ölümün armağanı, bir hayat için gelmeyecek ölümdür. Bir ölüm, bir hayat için gerekli olduğundan bir ölümün de kendine bir hayat bulması gereklidir. Ölümün kendine bulduğu hayat ölümdür. Anlaşılır değilse de bu ölümdendir, anlam burada ölümdür. Burada her şey ölümdür. Ölüm buradadır ya da burası ölümdür. Ölüm için gerekli hayatın ölümle karşılaşması, ölüm olarak, hayat olarak ölümün hayatıdır. Ölümün hayatı başlar başlamaz ölüm kendisini gösterir. Ölüm yazarı yazmaktan alıkoyar, yazı yazarı ölümden alıkoyar. Yazar için ölüm ve yazı, yazmaktır. Yazar, ölüm ve yazı.

Yazmak için ölmek gerekir. Ölmek gerekir yazmak için, –bir daha ölmek için. Yazar ölebilen kişi olarak ölümlerinin karşılığında ölümünü yazıdan alır. Yazının veremediği bu ölümün aidiyeti olmadığından ölüm kendisini ona verir. Yazarın ölmezliği çokça söylenir ama yazar ölmez değildir. Yazar için ölmezlik yoktur. Yazar için hayatın ölmezliği vardır. Bıraktığı hayat hayatta olanın kendisi için ölmezliktir. Ölmezlik burada bir armağan olduğundan hayatın kendisine verilmiştir. Hayat hayatı olanındır. Ölmezlik hayatta olanındır. Ölüm bir tek ölmezlikle uzlaşamaz ki o mutlak ölmezliktir. Son ve sonunda, ölümde, ölmezlikle karşılaştığında, sonsuz olan bir an için görünür. Bu görünür, her şeyin dışında ve dışında, görenin olmadığı bir an olduğundan görünür olmuş da değildir. Sonsuz için yazının henüz tüm yazısını kullanması ve bir yazmak ömründe yazıyla hayatta kalan bir yazarın, ötesinde her türlü yazar olandan uzak duran; ama o uzaklığını onlara bir armağan olarak vermiş olan bir insan, kendi yazısını var etmiştir. Tüm yazısı hayatta olandan öte, hayatta hep olmaktan öte bir hayatın yazısı ve ötesinde bir yazının hayatı için yazılmış bir insan, görünür olan görünmeyenin yazısını yazmıştır. Hayatına girilen bu çaba, yazıya hayatını veren biri olarak yazıda onun yazısı, kendi yazısı olarak yeniden yazılmasını gerektirir. Yazısı, kendi yazısı, ölümün yazısı her karşılaştığında yazı parçalanmıştır. Ölüm ve yazı ve de kendi param parça olmuştur. Sonrasında bu parçalardan kendi yazısı ortaya çıkmıştır. Parçalar, parçalanmalar, ötesinde sonsuz görünür. Sonsuz, görünen varlığın yokluğunun görünmeye başladığı andır. Sonsuz, görünür görünmeyen olarak yazıyla karşılaştığında, sözcükler okunur okunmaz bir şekilde dağılır. Buradaki dağılma sonsuza dağılmadır. Görünür görünmezdirler. Görünür ve görünmeyen gözle hiçbir ilgisi olmadığından ne görünürdür ne de görünmezdir.

Bana eşlik etmeyen. Kim bir asra tanıklık etmiştir. Kim bu asra tanıklık edebilir. Gördüklerini rahatlıkla söyleyebilen bu asrın tanıklığı doğruyu söylemiyor. Doğru olmayan bir yolda, yolun tükendiği bir asırda tanıklığa katlanamamak, doğruyu söylemek ama doğrudan kaçınmak. Kaçması olmayan bu hayatın doğru olanı benden aldığı, doğru olmayanı bana vermediği bir zamanda, burada ben zamanı yok ederim. Burada bir şey yoktur, olmaz, bunun için zaman da yoktur. Kaçmanın ve kaçmamanın, hayatta kalmanın ve hayatta olmanın kesiştiği, kimseye zamanın kalmadığı bir an gelir ki, beni sadece bulur. Bu an geride bırakılandan gelir. Gelir değil aslında, hep gelir durur. Ötesinde ne gider ne de gider. Kim midir geride bırakılan. Kimse. Bu an yaşanmış bir an olarak onun hayatından bana kalandır. Bana eşlik etmeyen ama bana hep gelen bu an, hayatımın son anında, hayattaki tek anım olacaktır. Bu anı gözlerimin gördükleri değildir. Yüreğimin görmediği ama sakladığı, göstermek için kendi hayatını verdiği yaşanmış değil hep yaşanmış olanın izidir. İzin yürekte bıraktığı yürekten bana kalır. Bu an ve anı için yürek her şeyini vermeye hazırken, zamanın yokluğunun baskısı altında ben hiçbir şey görmem. Bana eşlik etmeyen için de artık gelmenin zamanının olmadığı bir anda ben zamanı bırakır ve ona giderim. Artık giderim buradan. Giderimin yeri yoktur burada. Burada sessizlik duyulsa da ben hiçbir şey duymam. Benim için burası olmadığım yerdir. Olmadığım yerde kendimle karşılaşırım. Belki de tek cehennemlik cümle olan bu cümle, sonsuza kadar yanmanın acısını vermezken, sonsuz acıyı dışarıda tutar. Artık burada ben yok olur acıya dönüşürüm. Acı, acının mutlak yokluğu, acıdan alıkonulmuşluk.

Bana gelmeyenin gelmediğini aramızdaki uzaklıktan dolayı görürüm; ama, nedeni bu uzaklık değildir. Neden, zamanlarımızın yakınlığıdır. Zamanı ve zamanım, hayatı ve hayatım karşılaştığında ya da kesiştiğinde burada ölüm kaçınılmazken, ölmek bir fiil halinde gelerek uzaklaşır. Ölmek bir fiille beni uzaklaştırır. Uzaklaşırım oradan, uzağa, gelmeyenin gelmediği ama asla gelmediği, belki de gittiği oraya. Bana eşlik etmeyen, beni kendi uzağında, gelecekte, kendi geleceğinde bırakmışken; ben onu kendi uzağımda, kendi geçmişime ertelemişken; gelmenin beni bulması, gitmenin onu bulması zamana bırakılır. Zamanın kuyusunda, yani bir mezarın o sonsuz alanında varlık tüm elle eşelense bile, bana eşlik etmemiş olan orada olmayacaktır. Mezarımda, ölümümün imkânı olan bedenimle, mekânımı, mekânsızlığımı şiirin büyüsüyle aydınlatsam bile mezarımın üzerinde bir taş yükselir. Ve şiir bu taşa ad bile olmaz. Mezarımda, mekânsız mekânımda ben yerimi sağlamlaştırırken, bana ait tek iz mezarımdan ayrılır. Ve kalan sadece mekân olarak orada dururken, çabamın sözcüğü, hayatımın sözcüğü şiir, taşta bir iz olarak, önce beni bana eşlik etmeyene gösterirken, sonra bir iz olarak artık göstermez. Zira şiir taşa kazınmıştır ve taş kazınmıştır. Taş, mezarımın üzerine akmasıyla her türlü izi sürükleyip götürür. Taşın aktığı bir anın geldiği bu zaman, zamanın akışıyla karşılaştığında mekân artık bir yer değildir. Burada artık zaman akar, ama sadece akar. Ve akmanın artık durduğu bir an gelir ki, -bu bir damlanın sonsuzdan düşüp ilk çarptığı yerde bir iz bırakması gibi- artık zaman durduğu yerdedir. Mezarımdan, yani şiirimden bu ayrılığım, beni artık sadece bana eşlik etmeyenin olduğu geceye götürür. Şiirin gecesi değildir bu, henüz gecesi gelmeyen günün gecesidir. Gün burada bir şey saklar, bana eşlik etmeyeni değil. Onu sadece günde görebilmeme rağmen, o kendisini gecede gösterir. Günün ne sakladığının bilinemezliği ile gözlerimin bana gecede ne olup bittiğini saklaması bana eşlik etmeyenin bir yerde olduğunu gösterir gibi.

Bana eşlik etmeyen, ben ve o, zamanın bu çevresinde attığımız adımlarla nereye gittiğimizi bilmiyoruz. Her adımın düşmek olduğu bu zamanın çevresinde, düşmenin de zamanı yoktur. Mezarımın bana kendini açmasıyla başlayan sonraki ölümüm, benim, kendimi mezarıma açmamla başlayan hep sonraki ölüm. Sonrası, bana eşlik etmeyen için, belki de hiç geçmeyecek bir sonrasızlık başlarsa da bana eşlik etmemek böylece sürer. Geride, her şeyin gerisinde, mezarım bir gün açıldığında ben orada olmam. Benim orada olmam, mezarımın başında duranlar için ölümümdür. Ben orada olmam ve benim orada olmam, mekânsız mekânın imkânsız imkânıdır. Benim-orada-değilim sadece oraya karışmıştır. Oralardayımdır. Bana eşlik etmeyeninin şiirle gireceği zorluk sözcüğe her takıldığında ben orada düşerim. Bu düşmenin etkisini bana eşlik etmeyen yaşasa da, yaşadığı benden uzaktır. Şiirin boşlukları benim düşmeme neden olurken, bana eşlik etmeyen için de sözcükler düşer. Her düşen sözcük bir sözcüğü götürse de, bana eşlik etmeyene de sözcük gelmez. Sözcüğün gelmeyişi sözcüğün doğasındandır; sözcüktür o. Sözcük gitmiş olanın gelmeyen adıdır. Gelmeyen addan geriye sözcük bırakılır. Bana eşlik etmeyenin benim adımı bulabileceği bir şans olsa da, benim atmadığım adım ne bir iz bırakmıştır ne bir şans. Adım adım bana eşlik etmeyen, bana doğru yazıda yol alırken, yazı ona veremediği yolu açar. Ve ben adımda kalmışken onun zamanında, zamanın dışında, mezarıma adım atamam. Öyleyse kimse bile olmayan ben, bana eşlik etmeyeni bekliyorken, onun benden zamanlarca uzak mesafesi bir adım kadar değildir. Hayır, ben mezarımda değilim, ben ordayım. Bana eşlik etmeyen gelebilir.

Kendi yazısı. İlk sözcüğün hep zor gelişi, bu sözcüğün hep gelişinin olduğu sözcükler. Yazılmayanın sabırsızlığı, yazılanının ardından giden sabırsızlık. Kendi ve yazısı. Kendi ve yazısı yazılmış değildir. Bu yazılmamış da değildir. Sadece yazılmamışa doğru kendi yazısı, yazılmamış olanla karşılaştığında onu ne yazar ne yazmaz. Olanı olmayan bu yazı, yazısı olanındır. Yazısı olan kendi yazısıyla yazılamazlığı sürdürürken, yazı son bir kez yok olur. Yazının son bir kez yok oluşu, kendi yazısına hep son bir kez yok oluşu verir. Son bir kez hep yazı, son bir kez olmayan yazı, son bir kez yazmak. Neden mi son bir kez? Son bir kez yazmak, son bir kez ölmekten uzakta, ölmenin son anda gelen fırsatı için. Son bir kez daha ölmeli. Ölmeli ki son bir kez daha yazmalı. Ölemeyen yazabilir mi. Ölemeyenle yazılabilir mi. Ölemeyen bir yazı hangi zamanın ölümünü verir. Her şey yazıldıdan sonra ölmenin sonsuz yazısı, ölmekte olanın son yazısı nereye yazılacaktır. Son yazı ve yazgı. Yazgının olmayan sonu için, olmayan son bir yazgı için kim bana gelir. Yazgı yazılmış olanı verse de henüz yazılmamış olanın yazgısı ne olacaktır. Yazgı, varlığın yazgısı yazgının varlığı.

Yazgımı istiyorum. Bana gelenin olduğunu ona söylüyorum, kendimi yazgıya veriyorum. Yazgısıyım onun. Yazının kendiyim, kendi yazısı olana hayatımı veriyorum. Verdiğim hayat ölümüne verilmiştir. Ölümüne hayatımı ortaya koyuyorum. Ölümüm, değilsin artık benim, git ve kendini ona ver. Yazgının zoru, her adımımın ardındakini bana gösterse de zorun üzerimdeki ağırlığı adımımı güçleştirir. Adım atamayan bana, yazgının bunun son adım olduğunu, sona ilk adım olduğunu söylemesi, benim yazgıya karşı belki de ilk ve son adımımı atmama neden olur. Yazgıya doğru adımım beni kendi yazgımdan uzakta başka bir yazgıya götürse de yazgı budur. Yazgıdan uzakta bir yerde, kendi yazısını yazan, ilk ve son sözcükleri arasındaki mesafeyi kısaltırken, tek bir sözcük tek bir adım atar ve durur. Bu sözcük daha çok bir addır, birinin adıdır. Ve bu adı duyduğumda, yani kendi yazısı olanın adını duyduğumda, ad tüm yazımın üzerine yükselir. Kendi yazısının sonsuza yükselmesi, yazgının kendi yazısına inmesi, ben olanın kendi yazısıyla karşılaşması.

O yazısıdır kendisinin. Yazısıyla olmayan yazgı onunla yazgıyı adımlamıştır. Yazgının ötesinde yazgının yazgısı olmanın, sonsuz olanın olmayan yazgısı. Ad ve ad boyunca, adı ve adı boyunca yazgı, yazısında adım adım yok olur. Yazgının adım adım yok oluşuyla kendi yazısında henüz gelmeyenin atmadığı adımın izi sürülür. İzler sürülür, sözcük sözcük sürülür, iz bırakılmaz burada, geride bırakılır. Kendi yazısında her bir iz, yok olan bir iz değil, yok olanın kendi izidir. Yok olanın asla bir iz bırakmadığının kesinliği, yok olmaya doğru atılacak adıma yol verir. Her türlü silme işi burada silinmiştir. Silmenin olamadığı bu alan bana eşlik etmeyeninin silinmiş yüzüdür. Kendi yazısında ateş ateş yanarken, ateş alevler içinde her şeyi yakmıştır. Nesne, imge, sözcük, yazı bu ateşte hep yanarken asla yanmış değildir. Hep yanar halde, hep alevler içinde varlığı yakar. Ateş burada yakar, yanar; durmaz. Ateşin yazgısıdır ateş; yanmıştır hep. Hep yanan ateşe yaklaşamamak, acısının korkunç boyutlarda olduğunu gösterir. Bir acı ki dokunan bir ele hemen bulaşan. Ateşin hayattan beslendiği doğrudur. Hayatı olanın ateşe bıraktığı kendi yazısı olanın bıraktığı sayfalardır. Sayfalar ateşler içinde kalan bir hayatın izleridir. Kendi yazısıyla ateşe atılan, ateşin verdiği payla, olan ve olmayanı yakmıştır. Yazının gücü, ateşin gücü, yazgının gücü ve ona gelmeyen bir gücün dinginliği. –Bana eşlik etmeyenden gelen yazgı beni ona götür. Beni ona götür ki bana eşlik etmeyenin bıraktığı son acı, benim ona eşlik ettiğim son acı olsun. Ve bana eşlik etmeyenden uzakta, mezarımdan daha da uzakta burada ben sorumluluğun ağır yüküyle dururum. Burada ben neden duruyorum. Yazgıya, yazıya karşı sorumluluğum, yazmadığım yazgımın, yazmadığım yazımın sorumluluğudur. Bana eşlik etmeyenle birlikte yürüdüğüm yol sorumluluğun yoludur. Bu yolda bana eşlik etmeyene eş olmaya çalışan ben sorumluluğun sorumluluğuyla yüz yüze gelirim. Burada yol uzak ve bir o kadar daha uzaktır.

Yazının sorumluluğu. Yazısı olan yazmalıdır. İlk ölümden bu yana yazılanların söylediği her şey yazılmıştır. Son ölümden sonra hiçbir şey yazılamaz. İlk ölümden binlerce yıl sonra, bugün, ölenin mezarları varken o, ölümden alıkonulmuş, ölmemesi gereken kişidir. İlk ölüm hep ilk ölüm olarak bir ölümdür. Son ölümden sonra yazılamaz, çünkü ölüm oluyordur. Ölüm en istemediği haliyle oradadır: ölüm. Ölümün kendisine geldiği kesin olanın üzerine hiçbir şey örtülmemeli. Bu örtü bir söz ve yazı da olsa geride durmalıdır. Örtü öldürenin sadece yüzünü örter. Ölümden herkes sorumludur. Son ölüm bir ritüele dönüşmüş olsa bile, ritüel artık gizi kalmamış son ölümü gizler. Ritüelin coşkuyla söylemek istediği onun öldüğüdür. Yazının son ölüme karşı sorumluluğu, sözcüğü ölüme vermektir. Gelen ölüme ö,l,ü,m sözcüğü verilir. Ritüel burada susarken yazı sorumluluğunu bilir. Son ölüm her ölüm gibi kabul edilemezdir. Bu kabul edilemezlik ölümler boyunca ölüme kadar gider. Son ölümün gelişi yazının temel sorunudur. Yazının ölüm karşısında aldığı tavır tarihsel bir sorumluluk olsa da son ölüm karşısındaki tavrı tarihi dışarıda tutmaktır. Son ölümün ardından yazı, sorumluluğunu bilerek durur. Duran yazının son sözcüğü asla görünmezken, sayfanın boşluğu, boşlukta kaybolur. Burada son ölüm sessizce yayılır. Ve ölüm burada yükselirken, son ölümün yüzü sessizce ortaya çıkar. Ve sonrasında son ölümle kimin öldüğü, kimlerin öldüğü sessizliğin içinde görünmez olur. Bu ölümün sırrıdır. Son ölümün gelişinin anidenliği, bunun ancak bir ölüm olduğunu gösterir.

Ancak bir ölüm beni yazıdan ayırabilir. Ancak bir ölümle ayrılabilirim. Ancak bir ölüme yazarken, ona yazarken ölümü sonlandırabilirim. Son sözcük için gerekli ölüm, ölüm karşılığında son sözcük. Son sözcük, yazının hep sonunda. Son sözcükten sonrası için gelmeyen son. Son sözcük öyle bir sözcüktür ki silindiğinde yazı bütün sonsuzlukla karşılaşır, okunamaz hale gelir. Son ölümden sonra yazı ancak son bir yazı olmalıdır. Son bir yazı, öyle bir yazı ki, son ölümü yazmamaktaki tavrıyla diğer yazılardan ayrılır. O, son ölümü ne yazarken ve ne de yazmazken son ölüm için yazı olur. Son bir yazıdır o, ölümle kendisine son bulmuş bir yazı. Son ölümden sonra, artık bir daha elini kullanamayacak olan karşısında hangi el yazabilir. Ama son yazı son bir kez daha hep yazılı kalmalıdır. Son ölümden sonra yazılabilen son yazının ölümle ilişkisi onu yazmakla sonlandırmak değil, onu yazmamakla ona meydan okumaktır. Yazı için bu, yani ölümle ilişkisinin zorunlu sonucu olarak yazmak tam da ölmek olarak okunabilirken, son ölüm için yazmak onun için,onun dışında bir yazıyı zorunlu kılar. Son ölüm için bir son yazı öyleyse hiçbir zamanda okunamayan bir yazı olmalıdır. Okunamayan bu yazı, son ölümün, ölmek yolunda adımladığı yolun tüm sırrına karşılık gelir. Son yazı elbette okunur; ama tüm okunmazı içinde taşır. Zamanların dışında kalabilen bu yazı, okunamaz olarak vermediği sırrın içinde son ölümün de sırrını taşıyacaktır. Okunabilinecek bir zaman için hep hayatta kalması gereken son yazı, son-ölüm-için-yazı olarak son ölüm için hep yazılı olarak hayatın, ölümün, sırrın yazısıdır. Son ölüm için zamanında yazılan bir son yazı, okunmamış son yazı olarak kendini tarihten korurken, tarih, onu, sırrının, ortaya çıkacağı zaman için ölümden uzak tutar. Son ölüm için son yazı, böylece, onun için tek bir yazı olarak, onun için okunmamış yazı olarak gelecek son ölümü hep uzak tutar. Son ölüm için hep son yazı, böylece yazı olarak, onun için yazı olarak kendisini gelmeyen sona bırakır.

Sayfada açılan delik. Son ölümden sonraya, son kalan sayfaya ne yazabilirim ben. Sayfa üzerinde, sayfaya doğru yol alırken son ölümden dolayı sayfada bir delik açılır. Ve ben son sayfayı yazarken açılan bu deliğe her an düşebilirim. Son yazıyı kendine doğru çeken bu delik yazıyı çevresinde toplarken sözcükler düşmemek için yazıya gelmezler. Tüm sözcükler dikkatlidir burada. Sayfada açılan delik, son yazı için gelmeyen son olabilir. Hangi sözcüğün yeri olacağı, yazının söylemediğiyle ilişkili olarak ortaya çıkacak iken, burada oluşacak anlamı, sözcüklerin son ölüme karşı sorumluluğu ve son yazı olma sorumluluğu belirleyecektir. Öyleyse sayfada açılan delik anlam olanın merkezidir. Son ölüm için yazılanın, bu deliği kapatabilme becerisi aynı zamanda bu deliği gösterme becerisidir. Yazı sayfada açılan deliği kapatabilmelidir. Deliğin kapanabilmesi ancak bir anlam anlığında olabilirken, anlamın gücü anlamlara köprü olur. Her sözcüğün buradan geçerken düşeceği kesinken, ona bağlı sözcüklerin yazıdaki ısrarı düşen sözcüğe yükselme olanağı verir. Yazı için kapatılamaz olan bu delik son ölümden sonra hayatta olan için yazılamaz olanın kuyusudur. Son ölümden sonra sayfada açılmış olan bu delik, varlıkta açılmış bir delik olarak asla kapanamaz. Yazının, son yazının buradan önünde sonunda düşeceği kesindir. Ancak yazı, son yazı olarak buradan düşerken son ölüme doğru gider. Gidişin nerede son bulacağı sonlu varlığın yüzünde kendisini gösterir. Öyleyse yazı son ölüme varlığını verirken; kendisini, ölüm olanı da vermiştir. Yazının son ölümden sonra, ölüm sözcüğüne yer vermeyişi sayfada açılan deliği açıklar. Ancak yazının sakladığı bir şey vardır ki, o da, son ölümün kime geldiğidir. Son ölümün kime geldiği ölümün tek sırrı olarak ölüm için de sırdır. Ölümün sırrı olarak ölüm, yazı için de sırrın ölümü olarak sır olanın ne olduğuna dair gizi de hep saklar. Ve yazının çabası sır olana cevap olmak gibiyse de sorumluluğu, açıkta olanı sonsuza saklamaktır. Ve sayfada açılan delik son ölüme eşlik etmenin tek girişidir. Bir an için bana eşlik etmeyenin yüzüyle karşılaşsam da bu yüz beni görmez, ve bana eşlik etmeyenin yüzünü ben taşırım.

Ve. Yazının verdiği imkân ve vermediği bir yazı için isim olanın ayırdında olan ben, isim olmayanın veremediğini bu zamanda alamam. Adın yakınlığıyla ismin uzaklığı arasında bir ve kadar aldığım yolda, son ve sonsuza bir bağlaç olmanın imkânsızlığıyla karşılaşırım. Addan isme olan uzaklık, hayatlar boyunca gelen bir zincirdir. Uzaklığın, yazısı olan için en sağlam yer olduğu düşünülürse, buradaki konumum ona en yakın olduğum yerdir. Adından ismine kadar uzanan bir yolda yazmış olduğum, yazabileceğim her şeyden sonra ve… Bulunduğum yerde yazının verdiği imkânla; ama belki de veremeyeceği izinle, son olanın sonsuz olanla ilişkisi, olanın olmadığı, hep dışarıda olmanın sürdüğü bir yere işarettir. Dışarıda, varlığın dışarısında bir yazılık an kadar bulunduğum yerde olmak; onun, sonun, sonsuzun şiire vermediği alanda olmaktır. Dışarıya çıkmanın yazı için ölüm olduğu ne kadar yazılabilirse, yazı da kendini bu ölümden o kadar uzak tutar. Ölmekte olan için yazı, ölmekte olanın yazısı olduğu kadar tam da ölemeyenin yazısıdır. Bir asırdır sözcükten uzak duran şiir sözcüksüz kalmışken, şair olan şiire ölümünü vermiştir. Ölümünü şiire verenin hayatta kalan şiiri yoktur. Şiir artık yazılmıştır.

Yazısı şiirin dışında olan için şiir yürekte bırakılandır. Onun için yazılamayanın şiir olduğu ne kadar açıksa, yazılanın da şiir olmadığı o kadar açıktır. Yazısı olan için yazmak yazmaktan öte yazmak’tır. Ve bu yazı şiir olanın dışındayken, şiir olanı da dışarısında tutar. Şiir onun dışarısındadır; öyle ki onun yazısına yaklaşıp ta okuyamayan öncelikle şiirle karşılaşır. Yazısı olanın ardından gitmenin, bana eşlik etmeyen bir yolda sürmesi yazım için temel sorundur. Yazıyla geride bırakılan mesafe, sözcüğü olmayan, tek bir sözcüğü olmayan dışarıdaki kimse için yazı olsun. Yazısı olanın ardından, bir yazıyla son ölüme bir köprü kurmak ve köprünün ortasında durup aşağıya bakmak.

–Ve sen, bana eşlik etmeyen; bana gelmeyen bir yazının içinde, adın dışında ismi olan bir kişi olarak gelirsin. Bana eşlik etmeyen olarak sen dışımda adımlarken hayatı ben dışa taşarım. Yazısı olana uzaklığım beni bana eşlik etmeyene götürürken, sen ki ey bana eşlik etmeyen bana uzak olduğun yerdeyim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

"Words Words Words" (Hamlet)