Cumartesi, Nisan 11, 2009

Yaşarken...

Yaşarken, en çok çiçek olmayı ister.. İstemekle olamayanın, varsa doğum gününde onu bir AŞK ŞİİRİ yle kutlayan çiçek kokulu arkadaşları, ihtimali de olabilirmiş bir prenses.. pekala.. olabilmenin.. İmtihana girmeden. * Gayet çağdaş bir kül kedisi masalının içinde yaşadığımı iyi biliyor ama asla bir prensese dönüşebilme ihtimalimin rüyalarım dışında olmadığını da iyi bildiğim için.. Masalımın içinde, zaman kaybı bir prenseslik düşü asla kurmuyor ancak zaman harcamaya çok değer düşüncesiyle, kızgın külüm içinden; kah patilerim, kah bıyıklarım yardımı ile ve tere yağdan kıl çeker gibi çekip, alıp ‘benim!’ kıldığım, nar gibi sözcüklerden; ‘Mavi Bir Anka Nasıl Yapılır? deneyindeyken.. Ve ‘zor – kolay.. azmedince mutlaka başarılacak!’ bu deneyin sonunda, Kaf Dağı gibi kayıp olmayıp, kayık olan aksine, lakin henüz yok diye yüzülecek bir deniz, yüzme bilmeyen Kafa Dağımın zirvesine bir gün muhakkak dikeceğimden emin olduğum ve rengini mutlaka rüzgar renginde planladığım flamama amblem tasarlıyorken.. Bana kendimi, (sanki doğduğum şakacı 1 Nisan günü vesilesiyle..) şaka değil bu kere gerçekten de prenseslerden daha prenses hissettiren ve kendime güvenimi arttıran, çiçek kokulu arkadaşıma çok muazzam müteşekkirim. * Atatürk’le dans ettiğim bir baloda Cumhuriyet Kızı mı? Yoksa yoksa Salzburg’ ta bir opera binasında sahnelenen ‘Saraydan Kız Kaçırma’ operasında primadonna mı? Neydim.. * İnce uzun ve göz alıcı bir kristal parçası kadar ışıltılı ellerinin, istediği an istediği her yere ulaşabilir parmaklarıyla, benim için gökyüzünden; kaç binlerce fit… kim bilir.. ölçemezdim tırmanıp gökçül bir concorde gibi.. değildim çünkü!.. tek, tek toplayıp… Üzerime sonracığıma sağanak bir konfeti yağmuru gibi döküverdiği yıldızlarıyla, kemanının; hem de ülkemin Karadeniz dağlarında yetişen doğu ladin ağacından yapılmışa benzeyen ve müzisyen bir serçenin maharetli eline nasıl geçtiyse.. iyi ki geçmiş.. bütün gece uykumda.. sanki ömrümce eşlik etmiş gibiydi bana.. Yastığımın yanı başında.. Belki değil!.. İçimde.. Bir göl vardı.. O gölde yüzen ateş rengi güllerin, Kamelyalı Kadın’ı amma kıskandırdığını, gördüm mü gördüm! Vivaldi’ nin dört mevsiminden, en sevdiğim ilkbaharında, çiçek açmış kayısı ağaçlarının, en ulusunun en uç dalının, en tepesinin en ucundaki, hem en uçuk toz pembe, hem en uçarı bahar çiçeği sandım kendimi.. Gerçeğimin içinde olamasam da, mutlu oldum, olmuşum gibi.. Kuğu Gölü Balesi’ni bestelemeye çalışırken gerilen sinir telleri gevşesin diye, birkaç fincan meyveli çay içmeye göndermişim, Bay Çaykovski’yi. Tuna Nehri kıyısında turnalarımın servis yaptığı, varmış güzel bir kır çay bahçesi… Yanımda bir genç! Şekspirmiş güya! Yazıyormuş bir kitap.. Bir Yaz Gecesi Rüyası’ ymış kitabın adı.. Hadi be! Dedim. Yazsan, kalsa yüzyıllara.. Ben içinde değilsem.. Bana ne olur.. Ama eğer içindeysem; ‘Bir İlkbahar Gecesi Gerçeği’ min!.. Boklu derede kurbağa olsam, benden prenses olur mu, olur! Olmuştum zaten.. Perihan Yakar 1 2 3 4 Nisan 2099

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

"Words Words Words" (Hamlet)