Çarşamba, Mayıs 13, 2009

Sahtece...

Sahte kolaydır, kodlarla işler, işaretlerle düzenlenir, yerleri değiştirilebilir konumlara sahip uydurmalardır. Biri size sizi sevdiğini söylediğinde, onda konuşan (kişi) çoktan her şeyi söylemiştir bile, bu da sizdeki sahte kodu devindirecektir, ve yanıtını vermek ya da vermemek de sizin diğerleriyle olan kodlarınıza göre belli bir gerçeklik kazanacaktır. Bu ilişkide “et” koda yükseltilirken “beden” de yüceye indirgenir. Sahtelik kendisi olabilecek kadar bile gerçekliğe ait olsaydı eğer, belki temsile olan bağımlılık bu kadar aşırı olmazdı. Sahteliğin gerçekle ilişkisinin hep sahte lehine daha da sahteleşmesinin görünürde sanki gerçeği şu veya bu yönden zedelediği varsayılır, oysa, sahtenin buna gücü yoktur. Sahtelik bir uzlaşmadır sadece, sahteliğin hep gerçeğin yanı başında olmasına şaşmamak gerekir, çünkü sahte gerçeğin sahtesidir, ondan türer ama onu göstermez. Yani, temsil kavramı bu çatlakta işlev görür. Gerçeğin sahte bir yansıması veya taklidi değildir temsil, gerçeğin sahteleştirilmesidir. Bu bir fiil olarak görünmesine rağmen değildir, çünkü bir ilk nesneye bir ilk yapıta olan sahte bağlılık temsilin bu ilk şeyi şimdiye getirmesini sağlamaz. Yerine geçme olarak temsil bize ancak sunduğu şey kadarını verebildiğinden sahtenin üretimi gerçekle ilişkili olarak düşünülmeye çalışılır. Oysa bu da sahte bilincin sahte bir düşünmesinden başka bir şey değildir. Öyleyse gerçek, sahte (bir) gerçeğin sahtesidir. Sahtelik gülmeyi tetikler sadece, zaten hayatın gülünç bir şey haline gelişi sahteliğin egemenliğini yeterince göstermekte. Oysa tebessüm gerçekle ilişkilidir, bir çiçeğin açılmasının verdiği heyecandır. Sahte bir insan sahte bir cisim sahte bir düşünce ve hatta sahte bir imge nasıl bir şeydir öyleyse, sahte bir şey nasıl mümkün olabilir? İşte temsilin bütün işi bunu düşünmektir, bir sahte üretmek; bir kendi olmayanı, bir kendi olanı nasıl sahteleştirebiliriz? Böylece, sahte yoksa da sahteleştirme mümkün hale gelir, temsil sahteleştirmeye yarar öyleyse. Ancak bunu yapabildiğinden değil, bunu bile bir varsayım olarak düşündüğünden yapar. Eğer sanat her zaman için gerçekleştirmeyse, yani gerçeğin haline-geldiği şeyler ise, temsil de bunun karşıtıdır. Bir kopyanın amacı, ortadan kaldırmadan yerine geçmektir, asalak bir bağlılıkla yapıta bağımlı, ondan beslenen ama asla kendi olamayacak kadar da zayıf. Temsilin sanat yapıtıyla bu asalak ilişkisi, sanatçı olmayan yine de yapıta bağımlı olarak yaşamak isteyen bir başka asalağın varoluşunu da gösterir: bir eleştirmen, bir yorumlayıcı, bir aşık, bir temsilci. Sahtenin en çok yaşadığı, en çok tutunduğu yer günlük konuşma ve ona bağımlı bırakılmış düşünmededir. Temsil yapıtın yerine geçme arzusundan kaynaklanır yoksa yapıt olma arzusundan değil. Gerçek ise bütünüyle elden çıkar, hep gerçekleşme-halindedir.. Gün içinde hızla bulaşan sahtelik, kişilerin gerçekleşme olanaklarını kesintiye uğratır. Kendileriyle ilişkileri aracılar yoluyla, yaşamın sahte bilinci aracılığıyladır. Sahtelik güldürür, gülen kişi, yaşamının tekdüze saydamlığında sahtenin mürekkebinden ortaya çıkan halleriyle hayatı’nı idare eder. Böylece, gerçekleşememek temsile olan ihtiyacı doğrular ve artırır. Sahte bir insan böylece mümkün hale gelir, bir sözcük onun için bir sözcükten hep azı olduğundan onu tamamlamak ister gibidir . Sahtelik bile artık onun için sadece sahtelik olarak kalacaktır. Yaşamdan sahtelenmiş bilince göre hayatını sürdürmek, ama sahte diyeceğimiz kadar da az, ve belirlenmiş bir bilmeye göre de düşünmekle sonlanan; güne başlamak, sonra da yapma bir gecede düşlerde uyanacağını umut etmek... Ama işte, tebessüm yüzeyden yüzü oluşturur, ışığı kapan dokunun göze dönüşmesi gibi. İç(ten)lik her şeydir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

"Words Words Words" (Hamlet)