Pazartesi, Haziran 08, 2009

Taçlı Anarşist Heliogabalos / Antonin Artaud

Fabre d’Olivet, Histoire philosophique du genre humian (İnsan türünün felsefi tarihi) adlı eserinde, kökensel çağlarda özlerin birbirinden ayrılması diye adlandırdığı ve hem tanrısal hem de insansal düzeyde anlaşılması gereken bir olgudan uzun uzun söz eder. Bu düzeylerden ikincisi birincisinin, yani her şeyin kökeninde sadece arı güçleri işe koşan göksel eylemin, ancak bir yansıması, bir tür tarihsel artçı sarsıntısı olabilir. Ne olursa olsun, Hinduların Pallisthan topraklarına yerleşmelerinden hayli sonra, metafiziğe pek meraklı olan halk kitleleri bir ilkler sorunu üzerinde didişmeye başlarlar ki, bu tartışma bütün çağdaş savaşlardan daha fazla, ve çok daha uzun süre kan dökülmesine neden olmuştur. Bizim yaşamakta olduğumuz yüzyıllar gibi barbar çağlarda, en yüksek düzeyli manevi sorunlar bile elde biriken yiyecek fazlasını tam anlamıyla açlıktan ölmekte olan bitkin insan yığınlarına dağıtmanın yöntem ve çarelerinden ileri gitmezken, tarih-öncesi çağlarda insanın henüz fikirleri uğruna savaşmayı becerebildiği, insan için onurlu ve görkemli dönemler de yaşanabilmiştir. Bu soruna ilgi duyanlar için, metafiziği fiziksel sevişme için en uygun pozisyonların aranmasından daha ilginç ve çekici bulanlar için, başka deyişle ruhları gerektiğinde, doğru bir soyutlamanın basamaklarını tırmanarak, ilkeler düzeyine yükselme –ki bu aslında ruhun kendi organik yasasını izlemesi demektir– yeteneğini henüz yitirmemiş olanlar için, denebilir ki –ben burada Fabre d’Olivet’yi izlemekten başka bir şey yapmıyorum– evet, denebilir ki, insanlar uzun zaman her şeyin bağlı olduğu, özünde manevi bir tek ilkeye inanmışlardır. Fakat bir gün gelir, aynı insanlar müzik hakkındaki incelemelerine dayanarak, kafalarını alt üst eden bir keşifte bulunurlar. Tek ve yalın olduğunu sandıkları nesnelerin kökeninin çift olduğunu anlarlar. Meğer Dünya tek bir ilkeden türeme olmayıp, birleşik bir ikiliğin ürünüymüş!.. Kuşkuya yer yoktur; olgular önümüzdedir: olgular, yani müziğin, daha doğrusu seslerin kökeninin, aşkın düzeyde incelenmesi. Seslerin üretilmesi sürecinin kökenlerine doğru ne kadar geriye gidilirse gidilsin, hep koşut olarak iş gören iki ilkeye rastlanır; bunlar birleşerek titreşim olayını meydana getirirler. Bunun dışındaysa sadece arı öz, çözümlenemez soyutluluk, belirlenmemiş mutlak, nihayetinde Fabre d’Olivet’nin dediği gibi, “Anlaşılabilir-olan” vardır. “Anlaşılabilir-olan” ile dünya, doğa, yaratılmışlar, vb. arasında da ilk geçit olarak, soyutu somuta birleştiren en ince ve en biçimlenebilir yol olarak, uyumluluk (armoni), titreşim, akustik yer alır. Tad almadan çok, ışıktan çok, dokunmadan çok, tutkulu heyecanlardan çok, en temiz dürtülerden harekete geçen ruhun coşkularından çok, sestir, akustik titreşimdir bize bütün bu olayları: tadı, ışığı, en yüce tutkuların şahlanışını açıklayan. Seslerin kökeni ikiliyken her şey ikilidir, çifttir. Ve işte burada aklın şirazesinden çıkışı başlar. Ve savaşı doğuran anarşi, ve de tarafların karşılıklı birbirlerini kırması da... Eğer iki ilke varsa, bunların biri erkek öteki dişidir. Gel gelelim, –savaşın nedeni de budur– Erkek’in yandaşları bu ilkelerin barış içinde bir arada yaşamasına inanmazlar; onlara göre “anlaşılır” Erkek her şeyin kaynağında tek olarak kalmalıdır. Erkek nitelikte tek bir ilkenin üstünlüğüne inanılan Hind gibi bir ülkede, İrşu itizali (yoldan ayrılış), tarihten çok önceki devirlerde İrşu’nun önderliğindeki Kadın yandaşlarının, İrşu’nun kardeşi Tarak’hyan önderliğindeki Erkek yandaşlarına karşı ayaklanmalarını temsil eder. Savaş Kadın’ın ezici yenilgisiyle sona erer; yandaşları darmadağın olarak dört bir ayna yayılırlar, bir bölüm de Akdeniz kıyılarına kadar dökülür. Zamanla adları da değişikliğe uğrar. Başlangıçta Palli (ya da Çobanlar, Sığırtmaçlar) iken Yoni (Vajina) ve sonunda –anlatılması bile insanı tiksindiren sofralarda paylaşıp yedikleri adet kanlarına gönderme olarak– Pinkshas (Kızıl) biçimini alır. Aybaşı akıntısındaki turuncu öğeyle karışıp değişmiş kırmızı renk: Bütün antik dünyada ünlü olan Tyre (Sur, Fenike) erguvanının kökeni işte budur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

"Words Words Words" (Hamlet)