Çarşamba, Temmuz 22, 2009

Ritornellolar ve küpeler. / Roza N. L.

...Hava akımlarına direnebilmiş birkaç iç mekân-dış mekân konfigürasyonu tek tek, kırıntı toplamak, parça parça yeniden yapıştırmak...Ruh irtifası, orada ve buradan şıppadanak koşuyla, cesaret edersem, birkaç tahtakurusu, oh çekme zamanı, her yanda aklına geleni tekrarlamak üzere kendini dağıtmadan.
Félix Guattari
İçtenliğin en iç hali, Ben demeyi gereksizleştiren çoklukların yalın monadıdır şizofren. Birlikte-olanaksızlık-hallerin en uç örneği. Yere doksan dereceyle, yukarı doğru dik yerçekimine karşı bir uçuş, parçalanmayı bütüne kadar sürdüren bir makinedir şizofren. Bir tek şizofrenide Bütün hissedilip denenebilir. Delilik bu! Delilik, –bu. Monadın diğer monadlarla ilişkisinin doruk noktası. Belki de şizofrenide söz yoktur; onlarda anlam aramak, onları anlamsızla ilişkide düşünmenin bir yararı yok. Çünkü kendi aralarında bir ilişkisizlik içinde, uyumsuz bir birliktelik oluştururlar. Cümleler yükselmez, gittikçe alçalarak sessizliğe karışır, fısıltının dile gelişine başlangıçlar oluştururlar. İçtenliklerini arayan sözler gibi. Şizofren, düşünceyi kristalize eder, yapılabilecek en ince işlemi uygular ona. Şizofrende düşünce içerden düşünür, cümleleriyle dışarısını örer, bir örümcek ağı gibi saf ama en güçlü incelik halinde, sadece özlerden dokunan düşünceler: “Unutmayı eğirip örmek için”. Yersizleşmiş yurtsuzlaşmış olanın havaya yerleşmiş halidir örümcek, rasgele hiçbir çizgi yoktur ağda, her bir ip gerçeğe tutunur ama ondan etkilenmez; şizofrenin cümleleri gibi, söze tutunur ama sözden etkilenmez, bir yaşanmışlığa işaret eder ama hiçbir anlamla ilişkiye girmez. Gösterir ama çağırmaz. Kaynaktan gelen ama “kaynak” sözcüğünde yiten tınılar. Zayıf ipler kurşun geçirmez düşünceler: “Siyah kadın, siyah silah.” Bir savaş makinesi. Tamamlanmak istemeyen, bir dokuda bitmek istemeyen ruh parçacıklarının kendi aralarında örgütlenişi. Varlığın bocaladığı yer. Kendi kendine uymama durumlar. Virtüelde ısrar. Tersinden tersineler: “Kendi kendini yaratan odaklar.” Bir sınırlama girişimidir şizofrenin cümleleri: söze karşı cümleler, cümleye karşı sözcükler, ve onlara karşı heceler, bir hayvanın mırıldanmaya başlamasında sonlanan insan, kadının bedeninin yüzeyinde süzülen en küçük dokunuşlar, sessizliklerin sessizlikleri döllemesi, çatlakların çatlakları döllemesi, kadının kendini döllemesi: Ritornellolar.
Ritornellolar şarkının içine, sözün içine, yazının içine, suyun içine bütünüyle girmeyen yüzeye değen saf iç-dokunuşlardır. En uçtan uca dokunmalar, içeriyle dışarının birbirinde parçalandığı, bütünün yutmaya çalıştığı içerinin dışarıyı kendine sızdırması: “Kaosa içkin en tamamlanmış karmaşa”. İnorganikten organikleşmiş cümleler: “Kelimeler, karınca gibi ağaçlara tutunuyor.” Bir hayat sürdüğünde yaşamın ıskaladığı cümlelerdir Ritornellolar. Belki terennüm belki yineleme belki tekrarlar... Sürenin bir ifadesi değil ama ifade edilişte ortaya çıkan herhangi bir şey. Zaman dışı şimdilikler. Beklenmedik ana karşılık beklenmedik-bir-şey. Ritournelles, Türkçeye Işık Ergüden tarafından Nakaratlar adıyla çevrildi. Félix Guattari’nin “şizofrenim” diye nitelendirdiği kitabıdır Ritournelles; kısa kısa parçalar ve bu parçaların içinde kısa kısa cümlelerden oluşuyor. Metin parçacıkları bile değil bunlar, bir yüzeyden kopartılmış parçacıklar gibi, kırık ve kesikli, akışkanlığı olmayan, sözden değil özden tınlamalar, zamanında yazılmış gibi, sonraya olanak vermeyen, rüyadan çalınan imajlar gibi. S’nin düşüşü... Parça ve parçalanmamış, bütünden kopmuş ve ona yakalanmamış, farklılığın farklılaşmasından ayrışmış yıldız parçacıkları. İçeriğin içeriğinden, biçimin biçiminden sıyrılışı. Ritournelles’da Félix Guattari kesik kesik parçalarla bir şeyler mırıldanır: “Beyaz bir soruya mavi bir bakış.” Yaşamını kat eden, başka hayatların içine sızan, onların kıvrımlarına karışan, onların sözlerinde dolaşan hafiften düşünce rüzgârlarıdır: “Varlığın arta kalan etkisi.” Tekrarlar diyemezsek bile dememek için de bir nedenimiz yok, tekrardan kaçan, siyah yüzeyde zıplayan beyaz noktacıklar kadar tekrar: “Tıknefes sözdizim.” Kadının dilinde zıplaya zıplaya dolaşan ama fark edilmezliğinde işitilen beden molekülleri gibi. Blanchot’nun söz ettiği mi acaba: “Duyulmayanı, söylenmeyeni tekrarlamak.” Sonra “bunu da tekrarlamak; sonra birden tekrarın özünü orada bulduğunu öne sürerek aniden durmak.” Ya da: “Escher’in elleri.” Ama yine de kanatlarının olduğunu unutmuş bir kuş gibi geceye atlamak, uçmakla düşmek arasındaki sınır yokluğunda bir boşluğu ele geçirip yuva kurmak: “Katatonik acele.” Tarde’ın bize söylediğinde durmak: “Nasıl oluyor da, çok küçük bir ara nağme, bu sert ritimler arasına giriveriyor ve dünyanın bu ebedi tekdüzeliğini (ne denli az olursa olsun) renklendirebiliyor?”
Küpelerinde ısrarcı bir kadının davranışına karşılık gelir nakaratlar, başka türlü yarılmaz boşluk, iki yüzgeç, iki kanat gibidir iki küpe, la la la... lay lay lay... Küpelerimle atılırım sokağa, Furuğ’un “iki kızıl kirazdan” dediği küpelerle, zıplaya zıplaya ama kimsenin fark edemeyeceği kadar da azıcık, ve ayak uçlarında küçük hecelerle... Küpelerin çıkarılışıyla başlayan yazı: “Müzikal moment.” Dönüşü tekrarlayarak şarkıya bile yakalanmadan, figüre ve biçime dönüşmeden, daha gitmeden gelmiş olmak, dans etmedeki dansı gerçekleştirmek. Dağılmadan. Her koşulda “içtenlik stratejisi” dir Ritornellolar. Onca olaydan sonra ıskalanmışlardır onlar, gecenin karanlığı bastırdığında gündüzün aydınlığı yükseldiğinde hayat içerden attığında, küçük kız, gö öz göz lerin... diye mırıldanmaya başlardı: “Her yerde Alice’in gerçekliği.” Düşünceye yakalanmadan sıçramak isteyen delilik halleri ve deliliğe yakalanmadan sıçramaya çalışan düşünce halleri. Her an çıldırışlar. Sözcüksüz cümle haller. Mırıldanmalar ama kendi dilinde olabilen soluk alıp vermeler. Hızlıca, yavaşça, ne hızlı ne de yavaşça, ama şöyle böyle, yan yana; ya ya yan na yana yana... Hızlı dinginlik yavaş sıçrama, hızlı göz hareketleri, adımlara yetişemeyen beyin, kafayı yoran heceler. Ritornellolar, saf haline-gelişlerdir; anlatımın bütününün es geçtiği sıçramaları gösterir: “Radyoaktif tekillik.” Hızla akan filmde, sekansta bile görünmeyen, kadının gözlerindeki ifadedir, belirlenebilen değil ancak bir belirlenemezin altında fark edilebilen ifadeler: “Dışarı testere gözler.” Kadın şarkıcıların bedeninde çokça gerçekleşen hızlı beden hareketleri, hiçbir anlama gelmeyen ama görmeyi kesintiye uğratan küçük şeylerdir bunlar: Amy, Amy Winehouse; Bedenden kurtulmuş hareketler: “En az beklediğimiz anda.” Dışarıyı tümden ele geçirmiş içler. Şarkı her yerde, her şey döllemede, her şey kıvrımlarla karışmakta: “Müzikte gözler.” Okyanustaki kayıkçı görünmez ama oradadır. Bir dalga yoktur da dalgalar hep vardır. Kayıkçı yalnızdır, bir ritornello mırıldamaktadır: “Siyah yelkenler.” Ufka bakışlar, geriye gelmeyen uzaklıklar... Göz mü? O bu bakışta görmenin dışarısına yerleşerek bakmayı sürdürür. Bir monadın görüntüsüdür bu ifade. Ritournelles’in her parçasında her cümlenin ne başı vardır ne de sonu, ne öznesi ne de yüklemi vardır, bütünüyle tekil ifadelerdir bunlar. Orta ve ortaM. Her bir cümle bir monad, yalın bir töz gibidir. Aristo’nun “konumsuz” dediğini gözden kaçırmayalım. İçeriyle dışarının uyuşmazlığında şizofrenin gözden kaçırmadığı şeylerdir bunlar: “Belleklerin su yosunu ürpertisi.” Nakaratlar bize hiçbir şey vermez, her cümle yalnızdır, diğerleriyle ancak ilişkisizlik içinde bir bağ kurarlar: “Marj, fluluk, tesadüf, öngörülmez aşılar, hepsi çok fazla.” İlişkisizlikler yoluyla birbirine kıvrılabilecek bu cümleler yaşanmış olayların saf gösterenleri gibidir. Bir otonun biyografisinden çıkartılmış yaşamkesit: otobiyografi(m). Ritournelles bir yapıt; –tamam da bütün bu söylediklerimizin “çoğulu nasıl denir.” Ritornello, ortanın olumlanması, öncesinden kurtulmuş ve sonrasına gitmeyenin sonsuz hafifliği. Her şey yaşansa bile bir şey aynı anda hem geçmişten hem de gelecekten buraya atılır. Dile, Yabancı bir sözcük sızdı. Sayfanın deliliğine karşı “deli yazı,” oluşunu tüketmiş olanın kıpırdanışı. Şimdinin henüz gelmeyişine esintiler. Bir çırpıda, aradan, hayata yakalanmadan, hep yeniden... –yaşamın sınırında yaşamak. Sokaktaki eskici “Hey Londra’lı” diye bağırır. Ritornello: “yani yaşamayan tekrar olarak mı alalım onu?” –Ah, küpelerimi takmayı unutmuşum!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

"Words Words Words" (Hamlet)