Cuma, Ağustos 21, 2009

Marks’ın Üç Sözü / Maurice Blanchot

Marks’ta, yine kendisinden, Marks’tan kaynaklanan, biçimlenen, güç kazanan üç türlü söz vardır; bunların üçü de gerekli ama yine de ayrıdır. Birbirlerine karşı gelmez de sanki yan yanadırlar. Onları birarada tutan dağınıklığa birçok dilek karşılık gelir. Öyle ki Marks’tan sonra kim konuşursa konuşsun, kim yazarsa yazsın, kendini bu duruma boyun eğmek zorunda hisseder. Bunu beceremezse de her şeyin dışında kaldığını, eksikliğini duyar.

1-Bu sözlerden birincisi dolaysızdır ama uzundur. Bu söz aracılığı ile Marks bir düşünce yazarı olarak ortaya çıkar. Bir anlamda gelenekten gelmekte, felsefe logos’unu kullanmakta . Hegel’den alınsın alınmasın (bunun önemi yoktur) temel birtakım adları yardıma çağırmakta ve kendini düşünce alanında açmaktadır. Ama öte yandan uzun sayılır bu yol çünkü logosun tarihi onda yeniden yazılır. Ama bir yandan da dolaysızdır, çünkü sadece söyleyeceği bir şeyinin olmasının yanında aynı zamanda söylediği şey yanıttır. Bir dizi yanıt biçiminde kaydedilir. Biçimsel olarak kesindir. Uç yanıtlar verir. Bunlar tarih tarafından gündeme getirilir ama ancak tarihin durduğu ya da kırıldığı anda hakikat değerini alabilirler. Yanıtlar ortadadır –yabancılaşma, gereksinmenin önceliği, tarihin maddi pratik süreci, insanın bütün olarak ele alınması- ama yanıtladığı sorular belirsiz kalmış kesinliklerinden uzaklaşmışlardır: günümüzün ya da dünün okuyucusunun kendine göre böyle bir soru yokluğunu yorumlamasına göre –böylece aslında daha da boşaltılması gereken bir boşluğu dolduran- Marks’ın bu sözü kimi zaman bir hümanizma hatta bir tarihçilik kimi zaman da dinsizlik, antihümanizma hatta bir nihilizm olarak anlaşılır.

2-İkinci söz politiktir: kısadır ve dolaysızdır, kısadan da fazlasıdır, dolaysızdan da fazladır, çünkü söz kısa devreye sokar. Bir anlam taşımaz. Bir çağrı bir şiddet bir kırılma kararıdır. Söylediği bir şey yoktur aslında, müjdelediğinin acelesiyle özdeşleşir, sabırsız ve hep aşırı bir titizliğe bağlanır. Değil mi ki aşırılık onun tek ölçüsüdür, kavgaya çağırır hatta -bunu çok kolay unutuyoruz- “devrimci terör”ü önkoşul olarak görür, “sürekli devrim”i tavsiye der, devrimi hep içeriden gerçekleşecek bir şey olarak görür, bir vade sonunda bir gereklilik olarak değil, çünkü devrimin en önemli özelliği, eğer zamanı açıyor ve boydan boya kat ediyorsa, vade filan sunmamasıdır, hep şimdide bir titizlik olarak kendini yaşatmak ister.

3-Üçüncü söz dolaylıdır, en uzunu budur, bilimin sözüdür. Bu açıdan Marks bilginin diğer temsilcileri tarafından tanınan saygı duyulan biridir. Bu durumda o bilim adamıdır, bilim adamının etiğine uymayı kabullenir, ve her türlü eleştiriye açıktır. Kendine ilke olarak “de omnibus dubitandum, “her şeyden kuşkulanırım”ı almış olan Marks’tır ve şöyle buyur: “Bilimi bilim dışı, bilme yabancı çıkarlara alet eden kişiye alçak derim”. Yine de Kapital (Sermaye) özünde devrimci bir yapıttır, bilimsel nesnellik yollarıyla zorunlu bir devrime götürdüğünden değil, tam da formülünü vermeden bilim düşüncesini bile sarsan bir teorik düşünce tarzını gündeme getirdiği için böyledir. Ne düşünce ne bilim Marks’ın yapıtından sonra aynı olabilir, bu değişimi en uç anlamıyla düşünmek gerekir. Bilim kendi kendini yani bilimi kökten bir değişime uğratma yeridir, pratikte gündeme gelen bir dönüşümün teorisi olduğu gibi aynı zamanda bu pratiğin içerisine sürekli bir teoriye bir dönüşümü sağlar.

Bu düşünceleri burada bırakarak daha fazla geliştirmeyelim. Marks örneği şunu anlamamıza yardım eder. Yazıya dayalı söz sürekli karşı gelme sözü olduğu için bir yandan kendini sürekli geliştirir, öte yandan ise kendi kendisinden çoğul biçimlerde kırılır. Komünist söz her zaman hem suskun hem şiddetlidir, hem politik hem bilimseldir hem dolaylı hem dolaysız hem bütün hem parçalanmış hem uzun süreli hem de neredeyse anlıktır. Bu diller Marks’ta birbirine çarpıp birbirinden ayrılır ve kopar. Marks onlarda rahat edemez. Aynı amaca doğru yönelseler de birbirlerine çevrilemez; onların zaman içerisinde çağdaş olmalarını önler. Öyle ki indirgenemez bir bükülme etkisi üreterek onu okumaya (pratiğini yapmaya) soyunanları sonu gelmez bir yeniden düzenlemeye iter.

*

“Bilim” sözcüğü yeniden bir anahtar sözcük haline gelmiştir. Tamam kabul edelim. Ama şunu da söylemeden geçmeyelim, evet bilimler vardır ama henüz Bilim yoktur, çünkü bilimin bilimselliği her zaman ideolojiye bağlı kalır, ideolojiyi bugün hiçbir bilim isterse insan bilimi olsun indirgeyemez. Öte yandan Marks’çı da olsa hiçbir yazar yazıya sadece bir bilgi olarak başvuramaz çünkü edebiyat (bütün dönüşüm bozulma biçimlerine giren güçlerini benimseyen yazma titizliği) ancak ve ancak bilimselleştiği anda bilimi de edebiyata dönüştüren bir hareket içerisinde yer alır. Söylediklerinin kayıt edildiği yer her zaman olduğu gibi bir “öylesine yazma oyununun” içine düşer.

Çeviren: Nami Başer

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

"Words Words Words" (Hamlet)