Salı, Eylül 08, 2009

…/Deleuze

Şu an bana zor görünen, bir şey yaratmakta olan genç filozofların ve de tüm genç yazarların durumudur. Peşinen tıkanma tehlikesiyle karşı karşıyalar. Çalışmak çok güç bir hal aldı, çünkü gelişmiş ülkelere özgü bütün bir “kültürleşme” ve karşı-yaratım sistemi yükseliyor. Sansürden daha da kötü. Sansür yer altı kaynamalarına neden olur, ama tepki, o her şeyi olanaksız kılmak ister.

***

…ama düşünceler, bir düşüncesi olmak, ideoloji değildir, pratiktir. Godard’ın güzel bir formülü var: Doğru bir imaj değil, yalnızca bir imaj. Filozoflar da bunu söylemeli ve yapabilmeliydi. Doğru düşünceler değil, yalnızca düşünceler. Çünkü doğru düşünceler her zaman egemen anlamlara ya da yerleşik buyruk tümcelerine uygun düşüncelerdir, her zaman bir şeyi doğrulayan düşüncelerdir, bu şey gelecek bir şey de olsa, devrimin geleceği de olsa. Oysa “yalnızca düşünceler”, şimdi-oluş’tur, düşüncelerde kekelemektir, ancak sorular şeklinde ifade edilebilir, daha ziyade cevapları susturan sorular. Ya da tüm kanıtlamaları hükümsüz kılan basit bir şeyi gösteren sorular.

4 yorum:

  1. egemen anlamın kurtuluşsuz bir kekemeye tutulmasını teminen ödenecek tek bedel, olsa olsa bir devrim çılgınlığı olurdu, çünkü her düşünce kendi devriminden sorumlu,her ne kadar doğasını inkar eden bir yazına kapatılmış olsa da..

    isa

    YanıtlaSil
  2. Devrim, kendisini, ateşin yakıcı gücüyle yanmakta olan sayfada, parlayarak sönen sözceler gibi ifade eder; bugün ise, zayıflığının doruklarında, tarihe siyasal bir sorun olarak kayıt edilmiştir, kitaba “kapatılmıştır”; siyasal olan, yaşamdan, conatus’tan koparılmaya çalışıldığında nefes alamayacak kadar güçsüzleşmiş mutsuzlar ise kitaba başvuracaktır; ne yapmaları gerektiğini ona soracaklardır, onları yerlerinde tutan kitaba… -devrim artık bir devrim sorunu değil.

    kitap da eski kitap değildir, o artık binlerce parçaya bölündüğünden, yeni [ama eski] sorunun adının da “bölünme” olması kaçınılmazdı.

    -devrimci de olsa, her yazı, devrime yönelik her anlayış sayfanın düz zemine toslar; burada sorun, artık bir şeyleri söylemek değil, yeniyi söyleme dahil etmektir, buna, “sayfayı delen bir şey” de denilebilir ama bu nokta da “sorun” da değişmiş olacaktır.

    YanıtlaSil
  3. sözünü ettiğim devrim, yazının, her biri bir devrim gücünde olan sözcükler ve düşüncelerle gerçekleştirebileceği türden bir devrim, yoksa siyasal olana değil göndermem - ki bence siyasal olanın durumu da sorunu da çok daha karmaşık bir düzlemde-

    Gerçekleştirebileceği diyorum, hatta bunun kaçınılmaz olduğunu düşünüyorum, çünkü edebi uzam, üzerinde gürültüyle ilerlediği yolu çoktan çökertmiştir, big bang edalı bu çöküş sırasında dört bir saçılan parıltıların bizi getirip bıraktığı hypertext üretim ve onun çaprazreferans kaynaklarıyla eskisine kıyasla daha kimliksiz ve sürekli bir üretim ortamında, tıpkı yeni bir medeniyetin ya da türün ortaya çıkışı gibi, yepyeni bir yazının ortaya çıkması kaçınılmazdır.
    İşte bu yüzden, kitap eski kitap değildir, ama zaten Freud da demiyor muydu, yetişkinde "gerçek" doyum yeniliktedir diye!

    bu noktada,yazının yüzeyinde ya da içinde adeta birer yosun gibi savrulan edebi bünyeler, kök aldıkları çamurumsu geçmişin tüm minerallerini adeta sömürdükten sonra kendi besleyici patlamalarını gerçekleştirebilecek duruma gelecekler..

    Ancak, burada gecikmiş dillere dair de bir şerh düşmek gerek, zira Türkçe'de alınacak yol, her konuda olduğu gibi çok daha zorludur, manifestolaşmış özlemler Türkçe'de asla yeterince sürükleyici olamadığından, yaşamın diğer tüm alanlarında olduğu gibi, yalnızlaşmış çabalar bunda belirleyici olacaktır.
    sonra da şöyle diyeceğiz birbirimize,
    "Bana kuyunu göster!"

    iza!

    YanıtlaSil
  4. Sorun, yazı’yı bedene yeniden yazmak değil, daha çok, bedensiz bir yazının yüzeyinde diyagramlar oluşturmak. Düşünsel veya yazınsal her devrim, istesek de istemsek de bize rağmen gerçekleşir, bununla ilişkimiz de sadece “ağaçtan düşen bir meyve” gibidir: böylece-bilmek-yani.

    Umuyoruz ki, söz ettiğimiz şeyle söz etmenin kendisi arasında her zaman bir gölge-varlık bir hayvan gibi sıvışıp kaçmayı başaracaktır.

    Metinlerle ilişkileri de genelde “arayışla” ilişkili düşünmekte yarar var, çünkü zaten kendisi olan şeyi dile getirmenin bir faydası yok. Ampirik bir anlayışla bizi neyin karşıladığını bilmeden düşünmek, deneylemek… Türkiye’deki temel sorun zaten deneyimin ve denemenin önündeki sahte-eleştiri refleksidir. Paradoksal biçimde, burada, Foucault’un çok sevilmesine şaşmamak gerekiyor: “ne kadar kötü durumda olduğumuzu artık biliyoruz, yaşasın!...” Yazıyla ilişkimiz de yazmak lehine olmalıdır, devrimle ilişkimiz de devirmek lehine olmalıdır, tersi değil: “Gerçek eleştiri, sahte içeriklerin değil gerçek biçimlerin eleştirisidir.”

    YanıtlaSil

"Words Words Words" (Hamlet)