Pazar, Mart 07, 2010

Ben babanın babasının babasının babasının babasının babasının babasının babasının hayaletiyim...


"İnsan siyasal bir hayvandır, çünkü sözcüklerin gücünün kendisini “doğal” yazgısından saptırmasına izin veren yazınsal bir hayvandır. Bu yazınsallık “has anlamıyla” yazınsal sözcelerin dolaşımının hem koşulu hem de sonucudur. Ama sözceler, bedenleri, organizma anlamında birer beden değil, birer neredeyse-beden oldukları ölçüde, yetkili bir alıcıya doğru onla eşlik eden meşru bir babaları olmadan dolaşan sözcelerden oluşan bir söz bloku oldukları ölçüde bedenleri ele geçirir ve yazgılarından alıkoyarlar. Bundan dolayı kolektif bedenler oluşturmazlar: daha ziyade kolektif bedenlere kırılma çizgileri, bedenden kopma (désincorporation) çizgileri sokarlar. Bu, bilindiği gibi, yazının dolaşımının neden olduğu, “sınıf düşme”den (declassement) tedirgin olan hükümetlerin ve iyi hükümet kuramcılarının her daim saplantısı olmuştur. Bu, ondokuzuncu yüzyılda yazın kurumunun dışına taşarak ürünlerini saptıran yazınsallığı kınamak için yazan “has anlamıyla” yazarların da saplantısı olmuştur. Bu neredeyse-bedenlerin dolaşımı, ortak olanın duyulur algısının, dil ortaklığı ile mekan ve uğraşıların duyulur dağılımı arasındaki ilişkinin değişimlerini belirler, doğru. Böylelikle bir takım rastlantısal cemaatler çiziktirirler ki bu, rollerin, teritoryaların, dillerin dağılımını yeniden sorgulayan sözceleme kolektiflerinin –kısaca duyulur olanın verili paylaşımını yeniden sorgulayan siyasal öznelerin- oluşumuna katkıda bulunur. Ancak bir siyasal kolektif tam da bir organizma ya da bir cemaat bedeni (corps communautaire) değildir. Siyasal özneleşmenin yolları hayali özdeşleşmenin yolları değil, “yazınsal” bedenden kopuşun yollarıdır." [Jacques Ranciere, Görüntülerin Yazgısı, Versus 2008, çev. Aziz Ufuk Kılıç]

İyelik ekleri artık-sözcüklerin sonunda değil, içinde: Ek’e içr-ek nevinde bir kullanım değeri tasarlanacaksa dolaşım değeri aleyhine bunun da geçersizleştirilmesi işini boşa harcamayacak mıyız? Yoksa âsâlar ve kutsal sakallar barındıran ödünç kadife tarihimizin görsel bozgununun şimdiki zamana bir eksik tanıklığı yüzünden göç mevsimini çürümüş mutluluğun ve imzaların üzerinde kuluçkada kaçıracağız. “Ben babanın hayaletiyim”e direnebilecek mümkün bir eleştirel kip var, sevgili dostum; çekiçle felsefenin yerini alan bir dil içi çekiçle tercüme ce mekanik ya da doğa-kurucu olmayan, içine kutsal nüfuz etmemiş kemikten kameralardan söz ediyorsak.

“Evet, ediyorum.”

Yüce fazla’nın Artaudcu Olay’ını ve Deleuzecü Olay’ını sinema sanatı aleyhine filme alacak hiper-realist ve muhtardı, anımsıyor olmalısın. Tam on iki yıl önce artık doğuramaz dedikleri Malatyalı hanımı gebe kalmış, beş ay sonra da düşük yapmıştı: Karanlık kadın Mölströmünün içine sonsuz bir düşüş, sigorta hastanesinin acil servisinde paket bantlarıyla rafa tutturulan kavanozların içinde henüz damar-kirişlere tutunmaya çalışır vaziyette.

“Yerli hürriyet tanrıları buradayokluğa dua ile indirgenen koyunların savaş şematizmine kurban istiyor.”

Duras’nın antiloplarıyla Adana’da su kanallarında serinlemek için boğulan çocuklar arasında. Ah, o dinsel diyalektikle vaftiz edilmiş isim tamlamalarıyla konuşmaktan ne çok hoşlanırsın ille bir şeylerden hoşlanman gerektiğini emreden yasaya direnmediğinde. Ama Yasaya direnmediğinde, sevgili dostum, içindeki Hulusi Kentmen’in hayaleti “Ben babanın babasının hayaletiyim” diyerek seni o temsiliyet krizi sayesinde görece bir dengede duran tersten akrabalıkla işaretler.

“Yok, DNA zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyleri.”

Şimdi, Hamlet’i Ranciere’nin sözünü ettiği yazınsal ailesinden kurtarıp onun yeni sivil ailesi olacağız. Bu incelikle tasarlanmış işaretsizlik bize adres yazma sanatını unutturacak. Göç yollarında çeviride kaybolması muhtemel fertleri birbirine bağlayan bulaşıcı hikayeler yazsak ve adına Yüksek Edebiyat desek nasıl olur? “Ben babanın babasının babasının hayaletiyim”e direnebilecek bir şey: Akrabalıktan ayrılanların akrabalığı. Bu tamlamaların ve iyelik eklerinin kızgın teli üzerinde tabanları yanarak yürüyen Hamlet’in dengesini bozacak dostları.

“Ben Baba’nın hayaletiyim!”

Metafizik soykütüğün devamına, zaten bir önceki Baba’nın hayaleti olan bir Baba’nın hayaletinin soyuna direnecek yanıtı söyle: “Seni tanımıyorum. Hiç kuşkusuz, bana pekiştireç ve arzu nesnesi olarak ödünç vermeye çalıştığın annemin mülkiyetini de istememeyi başaracağım” Kanım şeffaf damarlarımdan akıp boşalacak. Tüm Hamletliğimden soyunduğumda bana Karanlık diyeceksin. Bakışının ışığını yansıtmayacak fiillerden oluşmuş sonsuz bir anlaşma bozumu ve Kraliyet Ek Fiilin Geniş Zamanı Kuvvetlerinden vazgeçip alçakgönüllü bir di’li geçmiş zamana tamah etmem yüzünden benden nefret edeceksin.

“Ben babanın babasının babasının babasının hayaletiyim” demek mümkün olmayıncaya dek milliyetimin iyeliğini yadsıyacağım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

"Words Words Words" (Hamlet)