Salı, Ağustos 17, 2010

Cenaze - Jean Genet

Aktaramayacağım bir rüyadan uyandım.

Rüya’yı tutamazsınız. Mekânda değil, sadece zaman boyutunda var olduğu için, rüya akar gider ve her görüntüsü devamlı değişir. Sonra unutkanlık, karmaşa hali gelir... Sadece bende bıraktığı sezgi kalır.

Uyandığımda, kötülük işlediğim bir rüyadan çıktığımı biliyordum. (Ne türden bir kötülük olduğunu bilemiyordum: cinayet, hırsızlık?) Ancak kötülük işlemiştim ve hayatın derinliğini bildiğim duygusuna kapılmıştım. Sanki hayatın, üzerinde kaydığımız bir yüzeyi (İyilik) ve nadiren, sandığımızdan da nadiren, içine gömüldüğümüz bir derinliği varmış gibi. (Rüyamda hapishanede olduğumu belirtmek istiyorum.)

Dünyanın dünya tarafından bu reddi alçakgönüllülük veya gurura yol açabilir veya yeni hayat kuralları aramaya zorlayabilir, bu yeni evren size “diğer dünya”yı görmenizi sağlayabilir.

Hâlbuki dünyanın bütün krallarının cenaze alayının bu hapishanenin avlusundan neden geçtiğini açıklamak zordur. Kabataslak olma zamanı değil: Aslında her kral, her kraliçe, her veliaht prens kuyruklu siyah kadife bir pelerin giymiş, kapalı altın tacı takmış, genellikle yüzleri krepten yapılmış bir tül’le örtülü, diğer tüm kralların yasını tutuyordu.

Hizmetçi kadın, yasa bürünmüş, beyaz atlar tarafından çekilen yaldızlı bir at arabası gördüğünde, dünyanın tüm kralları önünden zaten geçmişti. İçinde bir kraliçe oturuyordu, asası elinde, eli dizinde. Ölmüştü. Onu yayan, yüzü örtülü bir başka kraliçe izledi. Tanınmaz haldeydiler. Biz onların kral, kraliçe ve prens olduklarını, taçlarından ve biraz çekingen dik yürüyüşlerinden anlıyorduk.

Bu hükümdarlar, hayat tarafından zoraki haysiyetli bir duruşa ve mesafeli davranışlara zorlansalar da, onlara ne korkarak ne de şaşırarak, erkek kaz tarafından güdülen kazlara bakar gibi bakan hizmetçiye çok yakın görünüyorlardı. Yası yansıyan bolca takılarıyla, bu geçit gerçekten zenginlik izlenimi veriyordu; ancak siyah üzerine gümüş rengi işlemeler dışında bir tane çiçek, yaprak bile yoktu. Kullandığı yelpaze sayesinde tanıyabildiğimiz İspanya kraliçesi, acı acı ağladı. Romanya kralı beyaz ve zayıftı, neredeyse bir deri bir kemik. Tüm Alman prensleri onu izliyordu.

Ve bu geçitte herkes tek başınaydı, kendinden ve bir kaderin değil de devam ettirdiği bir kaderin izinin olağanüstü ihtişamı dışında etrafında hiçbir şey göremediği yalnızlıktan oluşan bir blokta sıkışmış, esir alınmıştı. Ve bu kibirli insanların yalnızlıkları ve ilgisizlikleri karşısında hizmetçi kendine hâkim olabiliyordu. Onlara patronunun Cumartesi günleri balkondan izlediği düğünlere baktığı gibi bakıyordu.

Birden yalnız buluyorum kendimi. Çünkü gök mavi, ağaçlar yeşil, sokak sakin ve önümde benim kadar yalnız bir köpek yürüyor. Yavaş yavaş, ancak kesin adımlarla ilerliyorum. Ben gece olduğunu düşünüyorum. Keşfettiğim manzaraların, reklamlarıyla evlerin, afişlerin, önünden egemen gibi geçtiğim vitrinlerin ham maddesi, kitap karakterlerinin ve içinde çocukluğumdaki tünellere merakımı hatırlatan bronz bir gözün kıllarının ağzımı ve dilimi meşgul ettiği görüntülerle aynı. Dünyayı sikerim…

Jean Genet - Gallimard (1953)
Fransızcadan Çeviren: Açarya G.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

"Words Words Words" (Hamlet)