Cumartesi, Kasım 27, 2010

Freddie Mercury’nin Ölümü On Dokuz Yaşında

İşte size öyküsü bir coşkun yürekli insanın
Gerçek ve cesurdur, bir savaş baltasıdır anısı.
Onu derin uykusundan uyandırmanın, gömütünü açmanın şimdi tam sırası
Onu gömen küflenmiş unutuşu parçalamanın tam sırası
Belki de gerçek yerini bulamamış bir savaşçıydı, bir erdi
Çok üzgünüm onunla karşılaşıp da konuşamadığıma
Nasıl da üzgünüm, nasıl da üzgünüm
Elimde bir şarap şişesi, bir gün
Beklemediğim için görkemli geçişini
O büyük alayının, tarihin içinden
Belki de değiştirmişti yolunu bu rüzgârda yitmiş insan
Amansız bir şimşek fışkırttı ellerinden dökülen kanı
Yüz yıl geçip gitti, bozamayız artık yazılan yazgısını
Onsuz ve şarapsız başlayalım şu dingin saatte öyküsüne
Yüce hemşerimin, onurlu haydut Don Joaquin Murieta’nın.

[Pablo Neruda, Joaquin Murieta’nın İhtişamı ve Ölümü, çev. Özdemir İnce]

Pierre Klossowski ve Mustafa Ziyalan, Nietzsche ve Yılmaz Güney için, ayrı ayrı zamanlarda “bir tükeniş olarak açıklanan hayatın doğrulanması”, kimi zaman ölümle ve hem de, “yaşadıklarının, yaptıklarının doğal, tutarlı bir sonucu olarak yıkımla” ilgilidir, demişlerdir. Benzer bir ölümdür, Freddie Mercury’ninki de: Bu, iade etmeye “erken” başlamaktır. Şarkı ve şarkı-dışı dünyada kesintili olarak var olmanın bedeli, bedelin hesaplanacağı anı kaçırmak olmuştu Nietzsche, Güney ve Mercury için. Yine de Mercury “şarkıyı söylemek” yerine “şarkı olmayı” küstahça seçebilmesini sağlayan yeteneğiyle, sadece ses alanını değil, dev bir sahneye dönüştürebildiği bedeniyle performans alanını da yeniden tanımlamakta sakınca görmemiştir: Daha sonraları, örneğin ölüme çok yaklaştığı zamanlarda söylediği The Show Must Go On’da artık ayyuka çıkmış bulunan savaşı da yine bu iki oluşla kazanmıştı: Kusursuz vokalinin çevresine “synth” sesler dizerek solisti şarkının içinde tutmaya hevesli parlak fizikçi ve gitarist Brian May’in düzenlemesinin içinde bile “şarkıdan çıkışı” hissettiren güçte Mercury, kaydettiği birçok şarkıda da ses tellerine değil ölüme direnmiş, 24 Kasım 1991’deki ölümüyle de direnişi kazanmıştır. Yine de direnişi kazanmanın bedeli ağır bir yokluktur çoğu zaman. Ölümünüz yaşamınıza benzer ve yerinizi alarak devam ettiğinde, geçmişe doğru sirayet eder, anılarınız uzlaşmaya direnemediğinde bir fotoğrafa dönüşürsünüz: “Birleştirici etki her zaman nifaktır” aynı zamanda, der Adorno: “… ve genelle tikelin uzlaşmazlığını olduğu gibi koruyarak sağlıyordur uzlaşmayı.” Uzlaşmayı reddetmenin yolu çığlık atmaktan geçer. Çığlık atma teknikleri, politik eylemin doğasında düşmanınkini değil, kendine dublaj yapan iç sesini özgürlük talebiyle bastırmanın yolu olarak yükseldiğinde, örneğin situasyonist grubun “happening” patlamalarındaki ya da surrealist grubun eklektik kolaj tekniğini kırma yolu olarak tekniğin özünü ifşa eden eylemlerindeki özler arasında bağlantı kurmanın bir yolu idi: Buna göre, kişinin ağzında özgürlük talep eden dil ve ses, dilin dili ve sesin sesi olarak kaldığında her zaman dilin ve sesin (günümüzde görüntünün) egemenliğini ilan ediyordu. Egemenlere direnen gerçek sesi çıkarmak, sesin eklektik olmayan bir kullanımını, bir patlamayı gerektiriyordu. Freddie Mercury, egemenlere direnmekle ilgili terminolojiye uzak olsa da, kendi sahnesini / sokağını üzerinde taşımanın yolu olarak bir şarkı söyleme tekniği keşfetti ve söylediği her şarkı ömrünü kısalttı: Buna göre, şarkının yazılı metninin sunduğu şey ile şarkıcının sunduğu “şimdiki zamandaki” şeyin birbirlerinin görevlerini devralmaları gerekmekte, sadece bir “buluşma” olarak kalmayıp birbirlerinde yaşamaya devam etmeleri, şarkıyı sürekli bir performatif eylemde, şarkıcıyı sürekli bir patlama halinde tutan birlikteliğin bedelinin ödenmesi gerekmektedir. Buna göre sadece o yüksek ses perdesine çıkmanız yetmemekte, orada şarkı söylemeniz de gerekmektedir. (Günümüzde Tom Waits’in şarkı söyleme tekniğinin özünü de bu “oluş” oluşturmaktadır.) Böylece sokağın direnişi sokak kavramının şehir planlamalarınca “portatif” bir kast düzenlemesi olarak örgütlendiği zamanlardaki yükselişinde aynı zamanda kendini sokağın üzerinde / dışında var edecek bir direnişçinin de icadını yarattı: Çığlık atan bir direnişçi. Yine de teknik olarak, çığlık, sese değil sessizliğe aittir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

"Words Words Words" (Hamlet)