Pazar, Aralık 05, 2010

Her Şey Düşer: "Janski Wodnik" Üzerine II

Özet: Çizgiler, aletçilik, kafa emeği – kol emeği, bel emeği, Apolloncu kafa ve Diyonissosçu karın, bilim ve mucize, kadın, din, dil, ayrılık.


Ağarmış saçlar, yorgun bir boyun
Ağarmış saçlar, yorgun bir boyun
Janski’m gitti, gitti benim Janski’m
Gitti Janski yaban ellere.
Janski gitti yaban ellere.
Ne edeyim şimdi ben?
Ne edeyim şimdi ben?        
Tarlalara vurayım kendimi, ağlayayım dinsin diye acım
Barışayım bütün o kokularla orada
Barışayım bütün o kokularla orada
Küçük olmanın anlamsızlığıyla
Basit olmanın anlamsızlığını anlayayım.
Yoldaki bir taş kadar küçük,
Anlamsız yoldaki bir taş kadar.
Akşamleyin, o iç sıkıntısı    
O sıkıntı, akşamleyin
Beyaz boncuklardan bir kolye gibi boynumda ve
Bendedir, üzüntüye dair ne varsa.
Böyledir, telef oluşum benim.

Weronka, Janski’nin gidişinde, önce onun yükünü sırtlamasına yardım eder halde, ardından, plan değişmemişken, arkasından bakar halde görünür ve bir tür şarkı - ağıt yakmaya başlar. Yukarıda bir çeviri denemesi sunulan ağıt, Janski’den çok, Weronka’nın kendine yaktığı bir ağıttır oysa: Anadolu’da henüz konuşabilecek durumda iken kendi ağıdını yakmaya çalışan felçli yaşlılar, bu ağıtlarda bir tür günah çıkarma içinde hayatlarının muhasebelerini yaparlar: Cemal Süreya, şiirinde “ağıdı önce söylenen, ölüm korkusun(u) atar” demiştir. Aynı zamanda, İlhan Başgöz, ilgili çalışmasında “giden” için yakılan ağıdın (ve bu ağıt Başgöz’e göre her zaman kadın ağzına aittir) özünün “giden kişinin özüyle” yakından ilişkisi olması gerektiğini belirtir: “Ne söylenmeli ki, bu, gidenin yokluğuyla ilişkili olsun?” Dahası: Hangi ağıt söylenmeli ki, gidenin yerini alsın? Weronka, kendi açısından, Janski’nin gidişi ile kendi yok oluşu arasındaki ilişkiyi kurarak kendinin “yeniden doğması”na olanak sağlamaya çalışır. Küçüklüğünü teslim eder, bir “aziz” olmadığı gerçeği ile hesaplaşır ve bunun hayatla “barış” yapmasını kolaylaştırmasını umar: Ölümler birbirini izler ve ölümler birbirini döller hale gelir: Fani Janski ölür ve Aziz Janski’yi döller, Aziz Janski gider ve geleneksel Weronka’yı öldürür, böylelikle kendiyle barışık haldeki Weronka’yı döller, yeni Weronka kendi ölümüne ağıt yakar, ilişki zincirindeki tüm ölümler arasında “hayat” bulmaya çalışır: Hayat bulmaya çalışan Weronka’nın anlatı içinde “kısır” olarak kurulduğunu anımsamak kimliklerle ilgili bu bulmacayı okunaklı hale getirir:

Yine de şarkı – ağıt sırasında akan film, filmin bütününden ayrılmış ve Bakışın kendiyle ilgili hale gelmiş durumda: Weronka’nın kesmesiz görünümlerine dönersek, yüke yardım eden halden gidenin arkasından bakan hale geçen Weronka, artık Janski’ye (üstelik henüz evden birkaç metre uzaklaşmışken) arkasını dönmüş halde görünürken “yaban ellerden” söz eder ve artık ağıttaki Janski bölümü de kendi ile ilgili bölümlere dönüşmüştür: Sahne Weronka’nın bakış açılarının bir kolajını yansıtır ve açılış olarak dörtte üç dönük kadın yüzü ile kendini “ben” evreninden “sen” evrenine taşır; aynı zamanda da saçların ve boynun tasvir edildiği bir dille “uzaklaşmasını” destekler. Ara film müzik – şarkı ile klip estetiğine yaklaşırken, Weronka karakteri film olana ait kalmakta direnir: Kuşkusuz senaryo tekniğinin nüfuz etmediği bir alandır bu alan: Müzik filmde her zaman bir paralel kurgu işidir. Ayrılık ve bölünme Kolski tarafından zayıf biçimde, evdeki kimi simetrilerin bölünüşü, bozuluşu olarak sahne boyunca yorumlanır: Pencerenin iç-önünde duran iki saksıdan biri rüzgârla düşer, komidinde duran, İsa ve Meryem figürlerinin ortasında kusursuz bir kaçış çizgisi oluşturan haçın Meryem tarafında olanı devrilir; ancak mutfak masasındaki iki saksı da ayakta kalır: Mutfağın penceresi kapalıdır ve masası, rüzgârla dağılan kırıntılar sayılmazsa sağlamdır: Zayıf kurulan sahnede Polonya patriyarkası içgüdüsel olarak evin yeniden üzerine kurulacağı “gereksinim” alanında, oral iletişimlerin merkezi mutfak üzerinde durur ve yönetmen filme, onu yaralayarak imza atar.


Hiç kuşkusuz, tasarımcılarının içgüdülerinden sonra, filmin ikinci eleştirmeni filmsel karakterler olsa da, Janski Wodnik’te yerçekimine direnen sadece su değildir: Aynı zamanda karakterler de, kendilerine biçilmiş tutarlı makul ilerleme yasasınca “devam” etmeyerek, bir bakıma hikaye anlatmanın yerçekimine direnir. Bu, sanıldığı kadar filmsel gramerle ilgili değil: Samsun’un bir köyünde, bir gece, anneannesi başka bir yaşlı kadın tarafından kaçırılıp alıkonmuş ilkokul çağındaki bir (kız) çocuğu(nu)n hayal kuramadığını fark etmemizi sağlayan hikayesi gibi: Çocuk, hayali bardakları kafasının üzerinde hayali olarak bile üst üste dizemiyor, her seferinde bardakların düşeceğinden korkuyor ve gerçekten de haklı çıkıyordu: Dili sadece “reel” alanda değil “hayal” aleminde de kendine bir “denge” icat etmekten alıkonuyordu. Kolski’nin Wodnik’te Weronka’nın dilini kesme arzusu ile başlayan çizgide, bunun bir çözümünü bulduğu ilk yazıda dile getirilmişti: Seni sen olarak muhafaza edecek dilin yerçekimi yasasından kurtul ve başkası ol. Dahası, dil uzlaşmanın çürümesini örtbas etmek adına onun cesedi ile beraber kalan her şeyi de dondurur. Düşmeme ihtimalini de.

Adına yanlış biçimde Ayrılık Sahnesi dediğimiz ara-filmde de, Weronka karakteri, yönetmenin bilinçli niyeti ile özgürleşmeye başlamakta, ancak yönetmenin kadın ve melankoli adları ile ilgili bilinçsiz niyetleri ile yine başladığı noktaya dönmektedir. Weronka kendi ile hesaplaşırken Janski ilk durağı olan köyde yıldırım çarpmış bir adamı “diriltir” ve böylece “sahneye” çıkar, popülizmle savaşına yenik başlar. Diriltilen adama çarpan yıldırımı, Janski’nin köye gelmeden önce “aziz miyim değil miyim” sorusuna yanıt ararken yağdırdığı birkaç damla yağmur yol açmış olsa da, köy halkı bunu bilmez ve Janski’ye armağanlar verir. Aynı zamanda yarım akıllı bir kız da Janski’ye vücudunu öder. Köyden ayrıldığı sırada da Stigma ile karşılaşır. Stigma, İsa’nın acılarını taşıyan bir tür “sanatçıdır” ve çizgiyi geçmiş, sanatını zanaat haline getirmiştir. Tam bu noktada Janski’yi kendi sepetli motoruna davet ederek filmin açılış sekanslarındaki Avare’nin atına gönderir, çemberi tamamlar.


Avare’nin bulduğuna sevindiği ata binemeyişi, yayan oluştan atlı oluşa geçememesi, atı bir aygıt olarak hemen bulduğu anda yitirmesi bir talihtir: Janski, Stigma ile birlikte “motorize” olur, gezginliğinden feragat eder: Aynı zamanda da Avare’nin kurtulduğu bir başka şey de başına gelir: Motorun sepetindeki “ıvır zıvır”ın içinde oturur, eşya haline gelir. Kuşkusuz Avare de eşya ile dolu arabasını bir at çekseydi, orada eşyayla birlikte oturacaktı.

- Senin uzmanlık alanın ne?
- Anlayamadım?
- Performansına ne diyorsun, adı ne?
- Performans mı? 65 yaşındayım ama hala güçlü bir yumruğum var evlat!
- Öfkelenme bu kadar. Performans iyi bir meslektir. Benim ailemde üç kuşak sanatçıdır. Bu bir gelenek.
   Babam suda yürürdü, annem… annemi geçelim, bense İsa’nın bir iziyim.
- Bu…
- İsa’nın acılarını çekiyorum ve yaralarını taşıyorum demek. Bu da benim mucizem.
- Para karşılığında mı?
- Gözlerimden kanıyorum, başımdan, ellerimden… cehennem gibi acıtıyor sonuçta.
- Para için ha?
- Sen?
- Ben… Sucu Janski’yim, ayak yıkarım.
- Başka şeyler denedin mi hiç? Daha efekt katarak? Stigmacılık en iyisi valla.

Stigma karakteri, Janski’nin son derece “uhrevi” bir alan olarak tanımladığı alanın performatif / kurgusal yönüne aşırı vurgu yaparak ortaya bir anti-tez koyar: Aynı zamanda gençliğinin ve küstahlığının verdiği güçle Janski’nin umudunu kırar. Performansın gücünü göstermek amacıyla Janski’ye bir gösteri sunmaya karar verir ve filmin doruk sahneleri toplam sürenin üçte birinde böylece ortaya çıkar: Stigma yakındaki bir ağaçlığa gider ve kuytu bir yerde Hıristiyan peygamberinin çarmıha gerildiği kostümüyle kalır. Alet çantasından dikenli bir hale çıkarıp önceden çivilerle deldiği kafasına geçirir. Elmas kesimli bir camla kaburgasının hemen altını deler ve sahneyi vücudunda başlatır. Sahnede dikkat çekici olan, Stigma’nın doğaüstü olanın sadece parodisini yapması değil, parodi ile doğaüstü olanı başlatmasıdır. Gerçekten de kafasından akan kanın akışını kontrol edebilmekte, çağırabilmekte, başlatabilmektedir.

Yine de filmin ikinci ara-filmini, bu kez daha az klip estetiği ile inşa edilmiş biçimde işaretleyeceğiz: Stigma ağacın dibinde hazırlanırken bir yandan da Avare’nin özgürlük şarkısının İsa için uyarlanmış bir versiyonunu söyler. Sahnenin koreografisi (ayraç içinde veriliyor) ile şarkı sözlerinin akışına beraber bakılmalı:

Evim yok, karım yok ama dünyaya sahibim (çivi ile alnını deler)
Ben Tanrı’dan bir izim

(Ağacın dalına bir baykuş konar)
(Ağacın arkasından bir ceylan yavrusu çıkar)
(Ağacın yanında bir gelincik belirir, Stigma gelinciğin üzerine işer)


Ben İz’im, dünya acımda eğlendirici görünsün istediğimde eza da çekerim

(Bir ağaç kökünün üzerinde bir kirpi belirir)
(Ağacın dalına bir karga konar)


Soylu olanla çiftçi olan eşittir hepsi
Ve ben mezarda iyileşecek mucizevi sanatçıyım
İşte, geliyor!

(Alnı kanamaya başlar)
(Camla kaburgasının altını yaralar)
(Baykuş ve Karga arka arkaya dallarından havalanır)


Stigma hazırlığına başlamadan önce ağaca dayalı halde, dikine duran kalası alarak Filistin askısı biçiminde kollarına geçirir ve yatay hale getirir: Film çalışmasında, Janski’nin göksel mucize inancını yersel performansa çevirmesi ile dik çizgiyi yatay çizgi haline getirmesiyle ilgili daha çok örnek çalışma yapılmalı. Aynı zamanda bir çeşitlemesi yakın zamanda Lars von Trier’nin Deccal’inde görülen “haberci hayvanların” gelişine verdiği kara mizahçı tepki (üzerine işeme) aynı zamanda Janski’nin akışkan doğanın yerçekimini tersine çevirme yeteneği ile de birlikte okunabilir.  


Sonunda Stigma, bütün kostümü ve taşıdığı çarmıh kalasıyla Janski’nin karşısına çıkarak onu şaşırtır, sarsar. Janski “Ben bir aziz değilim tanrım” diye diz çöker; Stigma ise onun aptallığıyla alay ederek elindeki kalası neşeyle çevirmeye başlar. Kolski, bir kez daha çizgiselliğin bozuluşu ile ilgili görsel anlatısına devam eder. Bu sırada Weronka’yı taşıdığı odunları yere düşürürken görürüz.

Denebilirse, Janski Wodnik, çizgiler ve bakışlarla sınırlanmış dünyayı grafik olarak göstermekte, kendi anlatısının yasa koyuculuğuna karşı da ironiyle direnmeye çalışmaktadır. PA film hakkında konuşmayı sürdürecek.     

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

"Words Words Words" (Hamlet)