Cumartesi, Ocak 22, 2011

Her birey kabileye üyeliği kabul edildiğinde...

…/ Ronald Bouge

…Deleuze ve Guattari, Lévi-Straus ve diğer mübadelecilerin iddia ettikleri gibi, borcun sabit bir karşılıklı mübadele sisteminin arizi bir yan ürünü değil, armağanların ve karşı-armağanların dolaşımını (soyut ve idealistik bir karşılıklı ve bütüncül mübadele sistemi ortaya koyan, kendisinden sistemin ikincil deformasyonları olarak eşitsizlik ve ayrıcalıkların çıktığı malların mübadelesi değil) harekete geçiren bir ilk düzensizlik olduğunu öne sürerler. Her armağan mübadelesi, veren bakımından önceden belirlenmiş bir borç ya da yükümlülüğü, alan bakımından da belirli bir prestij ve ayrıcalığı (bir ‘artık kod değeri’) ön gerektirir. Her birey kabileye üyeliği kabul edildiğinde, topluluğa ait mal mübadelesi ağı içindeki yerini, yaşlıların ayrıcalıklarıyla ilgili borcunu yüklenir. Böylece, üyeliğe kabul edilenlerin toprağın bir parçası olan bedenlerine ittifak ve soy zinciri göstergelerinin kazındığı –dövmelendiği, çizildiği– üyeliğe kabul ritüelleri gibi böylesi seremoniler aracılığıyla üretilen bir borç birliğinden ve bir “artık kod değeri”nden söz edilebilir.

Bu kazıma tarzı temsilin ilkel biçimidir. Deleuze ve Guattari ilkellerin yazıya sahip oldukları konusunda Derrida’nın düşüncesini paylaşırlar: “toprağın üzerindeki bir dans, duvardaki bir çizim, bedendeki bir işaret bir grafik sistemidir, bir geo-grafizm, bir geografi”. Fakat bu yazı, gösteren ve gösterilenin bir ilk dili değildir, çünkü grafik sistem “seste dizilmiş değildir ve ona ikincil değildir, fakat ona bağlıdır, ‘sanki ışık saçan bir organizasyonda’ koordinedir ve çok boyutludur.” Ritüel hacamat içeren bir üyeliğe kabul seremonisinde ses “bir ittifakın sesi gibi”, bedene kazınan işaretler “geniş soy zinciri”nin bir grafiği gibidir. Üyeliğe kabul edilen bir kişinin bedenine sesletilen sözcükler ve işlenen göstergeler birbirine hiçbir benzerlik taşımazlar ancak çok anlamlı bir tarzda karşılıklı etkileşirler. Her sözcük ve her işaret çoğul çağrışımlara ve etkin bir güce sahiptir, çünkü ilkel göstergeler, bedenler, özgül yerler, ritüeller, jestler, öyküler vb’lerden tümüyle ayrılmamış, ancak onların birbirleriyle ilişkilerine tamamen bağlı da olmayan konumlara “yerleşik”tirler. Öyleyse kazıma çok anlamlı göstergeler aracılığıyla bireysel bedeni şifreler, onu akrabalık sistemiyle işaretler ve ona genel borç ekonomisi ve artık kod değeri içinde bir konum ayırır. Fakat bu göstergeler ve armağanlar ekonomisi aynı zamanda bir libidinal acı ve haz ekonomisidir. Ahlakın Soykütüğü Üzerine’de Nietzsche ilkel toplumlarda, alacaklının borçluya acı vermesini onaylayarak alacaklının zararını karşılamaya yönelik ortak pratiğin, yalnızca borçlunun acısı alacaklıya haz verdiği taktirde anlamlı olduğunu iddia eder. Deleuze ve Guattari, üye kabul etme seremonisinde kurbanların acısı ve izleyenlerin hazzı eşitliğinin yürürlükte olduğunu ve her borç birliğinin bir acı birliği ve her artık kod değeri birliğinin bir haz birliği olduğunu sürerler. Böylece bir sistem

aslında bir borç sistemi ya da yerliyurtlu temsil olarak adlandırılması gereken şeydir: konuşan ya da monoton bir biçimde okuyan bir ses, üstü açılmış ete işlenmiş bir gösterge, acıdan zevk devşiren bir göz; bunlar, bir yankılama ve hatırlama yurdu oluşturan vahşi bir üçgenin üç kenarıdır, dillendirilen sesin, grafik elin ve zevk alan gözün üçlü bağımsızlığını ima eden bir acımasızlık tiyatrosudur.

Devletin ortaya çıkışı, asla içeriden evrimsel bir gelişim olarak değil, daima dışarıdan bir felaket olarak ilkel topluluğun başına çöker. Deleuze ve Guattari, Nietzsche’nin, Ahlakın Soykütüğü Üzerine’de devletin, çekiçlerinin darbeleri ve sanatçıların zorbalığıyla “korkunç bir tiranlık, zalim acımasız bir makine şeklinde görünen bir organizasyonu zorla kabul ettiren vahşi av hayvanlarının yaratısı olduğu yolundaki açıklamasını izlerler. Bu devlet, “megamakina”sı “tepesinde bir hareketsiz motor olan despota sahip, yan yüzeyi ve taşıyıcı donanımı olarak bürokratik aygıtlarıyla ve tabanında çalışan parçaları olarak hizmet veren köylüleriyle işlevsel bir piramittir”. Despot “yeni bir ittifak sistemi yükler ve kendisini doğrudan tanrısala soy zinciri içine yerleştirir”, bu yolla tüm ilişkileri kendisi açısından üst-kodlar, ittifakları ve soy zincirlerini belirleyici karakterinden yoksun bırakır ve barbar socius’u kendi bedeni olarak kurar. İlkel borç paranın icadıyla sonsuzlaşır ve bu borç nihayetinde “bir varlık borcu, öznelerin kendi varlıklarının borcu” haline gelir. Despot yasayı kurumlaştırır fakat bu yasa başlangıçta Kafkaesk’tir, buyrukların cezalandırmalar aracılığıyla dillendirildiği, cezanın artık ilkel makinada olduğu gibi festival türünden değil, ancak öç alıcı (bir diğer Nietzscheci tema) olduğu bir yasadır. Sonuçta despot yazıyı icad eder: “yasama, bürokrasi, muhasebe, vergilerin toplanması, devlet tekeli, emperyal adalet, memurların etkinlikleri, tarih yazımı her şey despotun alayında yazılıp kayda geçirilir."

"Deleuze ve Guattari Üzerine Bir İnceleme" içinde...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

"Words Words Words" (Hamlet)