Pazartesi, Haziran 06, 2011

...

Deleuze ve Psikanaliz ( 6-11 Haziran)

…/ Virginia Woolf

1. “… sanki güzelim bir gül, yalnız o görsün diye açmıştı.”

…Evet Clarissa bir buzul gibi soğuktu. Sedirde yanına oturmaktan, elini avucuna bırakmaktan, yanağına bir öpücük kondurmaktan öteye gidemezdi −Yaya geçidine gelmişti. O sırada bir ses çarptı kulağına, cılız, titrek bir ses; bu güçsüz, başı sonu olmayan, cansız, tiz ses hiçbir yöne kaymadan dosdoğru göğe yükseliyor, insanlığın anlamını

ee um fah um so

fo swee too eem oo

diye dile getiriyordu, bu yaşı ve cinsiyeti olmayan ses topraktan fışkıran eski bir ırmağın sesiydi, Regent Parkı Metro Durağı’nın tam karşısında duran uzun, titrek bir gövdeden çıkıyordu, huni gibi bir gövde, paslı bir tulumba gibi, yaprakları bir daha açmamacasına dökülmüş, rüzgârın dövdüğü korunmasız dalları

ee um fah um so

fo swee too eem oo,

diye uğuldarken yalpalayan, çatırdayan, sonsuz rüzgârda inildeyen bir ağaç gibi.

Çağlar boyunca-şu kaldırım daha bataklıkken, yaban domuzlarının, mamutların ve suskun gündoğumlarının çağı boyunca bu yıpranmış kadın –çünkü eteklik giyiyordu− sağ elini açarak sol elini böğrüne koyarak öylece durmuş, aşkın şarkısını söylemişti; milyonlarca yıldır süregelen aşkı anlatıyordu, hep egemen olan şarkı ve milyonlarca yıl önce şunca yüzyıldır ölü olan sevdiğini anlatıyordu; sevgilisi bir Mayıs günü yanıbaşında yürümüştü, gel gör ki, yaz günleri kadar uzun, yıldız çiçeklerinin parıtısıyla yanan o çağların birinde ayrılıvermişlerdi birbirlerinden; tepeleri ölümün kocaman orağı biçmişti ve en sonunda bu kadın ağarmış, son derece yaşlanmış, artık bir buz külüne dönmüş başını toprağa dayıyor, son ışınların okşadığı tepelerdeki gömülme alanına mor fundalardan bir demet koymaları için tanrılara yakarıyordu, çünkü evrenin son sayfası kapanacaktı o zaman.

…/ Clarissa P. E

2. “… Ama aşırı evcilleşme, dans etmenin hayati özünü yasaklamak gibidir.”

…Kurtlar hiçbir zaman, bir kokuyu kaybedip onu tekrar bulmak için dolanıp durdukları zaman olduklarından daha tuhaf görünmezler: Havada zıplarlar, daireler çizerek koşarlar, burunlarıyla toprağı didiklerler, yeri tırmalarlar, ileri doğru koşarlar, ardından geri koşarlar, sonra da kımıltısız kalırlar. Sanki akıllarını yitirmiş gibi görünürler. Ama aslında yaptıkları şey, bulabilecekleri bütün ipuçlarını toplamaktır. Bu ipuçlarını dişleyerek havadan yere indirirler, akciğerlerini yer düzeyindeki ve omuz düzeyindeki kokularla doldururlar, yakında oradan kimin geçtiğini bulmak için havayı tadarlar; kulakları çanak antenler gibi döner, uzaklardan gelen iletileri toplar. Tüm bu ipuçlarını bir yerde yığdıktan sonra ne yapacaklarını iyi bilirler.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

"Words Words Words" (Hamlet)