Salı, Haziran 28, 2011

Tarih, efendilerin kılığının tersidir yalnızca. / René Char

…/ Antonin Artaud

  • Yaşamımız yitip gitmek üzereyken bile kültür ve uygarlıktan bu denli söz edilmedi hiç. Ve yaygın biçimde yaşamın çöküşü ve bunun neden olduğu günlük cesaret kırıklığıyla, yaşamı yönlendirmek için oluşturulmuş ve hiçbir zaman yaşamla uyuşmamış olan bir kültür kaygısı arasında tuhaf bir koşutluk var.

  • Kültür konusuna değinmeden önce, dünyanın aç olduğunu ve kültürü kendisine tasa etmediğini ve yalnızca açlık konusuna yönelik düşüncelerin yapay bir biçimde kültüre çevrilmek istendiğini düşünüyorum.

  • Bana öyle geliyor ki, en ivedisi, varlığı bir insanı hiçbir zaman aç kalma ve daha iyi yaşama kaygısından kurtarmamış bir kültürü savunmak değil, canlı gücü açlığınkine özdeş olan düşünceleri kültür denilen şeyden çıkarıp almak.

  • Bizim özellikle yaşamaya gereksinimiz var, bir de bizi yaşatan şeye ve bir şeyin bizi yaşattığına inanmaya, –ve benliğimizin gizemli derinliğinden çıkan şey, kabaca sindirme kaygısıyla durmamacasına üzerimizde dönmemelidir.

  • Demek istiyorum ki, hepimiz için hemen yemek önemli olsa bile, sıradan acıkma gücümüzü, yalnızca hemen yemek kaygısıyla boşa harcamamak daha önemlidir.

  • Çağımızın göstergesi karışıklıksa eğer, ben bu karışıklığın temelinde, olaylar ile onların yansıları olan sözler, düşünceler, göstergeler arasında bir kopukluk görüyorum.

  • Kuşkusuz, eksik olan düşünme dizgeleri değil; bunların fazlalığı ve aralarındaki çelişkiler, yaşlı Avrupa ve Fransız kültürümüzün özelliklerini oluşturuyor, ama yaşamın, yaşamımızın bu dizgelerden etkilendiği nerde görülmüş?

  • Felsefi dizgelerin doğrudan ve hemen uygulanacak şeyler olduğunu söyleyecek değilim, ama, ikisinden birini seçmek gerekir:

  • Ya bu dizgeler içimizdedir ve onlarla yaşayacak derecede benliğimize işlemiştir, o zaman kitapların ne önemi var? Ya da içimize işlememişlerdir, o zaman bizi yaşatmayı hak etmiyorlar demektir; şöyle ya da böyle, yok olmalarının ne önemi var?

  • Eylem durumunda olan ve bizde, yeni bir organı ve bir tür ikinci soluğu andıran bu kültür düşüncesi üzerinde ısrarla durmak gerekir: uygarlıksa, uyguladığımız ve en ince eylemlerimize dek olayların, nesnelerin içinde var olan düşünceyi yönlendiren kültürdür; ve biz uygarlığı kültürden yapay olarak ayırıyoruz, tek ve özdeş bir eylemi belirtmek için iki sözcük kullanıyoruz.

  • Uygar kişi davranış biçimine göre değerlendirilir ve davrandığı biçimde düşünür, ama, uygar kişinin ne anlama geldiği hakkında bile karışıklık var; herkese göre, uygarlaşmış kültürlü bir insan, dizgeleri iyi bilen ve dizgelerle, biçimlerle, göstergelerle, tasarımlarla düşünen insandır.

  • O, eylemlerimizi düşüncelerimizle özdeşleştirmek yerine, eylemlerimizden düşünceler çıkarma yetisi saçmalık boyutunda gelişmiş aykırı bir varlıktır.

  • Eğer yaşamımız, kükürtten, bir başka deyişle kesintisiz bir büyüden yoksunsa, bunun nedeni, eylemlerimizi seyretmekten ve eyleme girişmek yerine, eylem biçimlerimizi, düşüncelerimizi düşleyerek, düşünceler içinde yitip gitmekten zevk almamızdır.

  • Ve bu yeti salt insana özgüdür. Hatta diyebilirim ki, tanrısal olarak kalması gereken düşüncelerimizi bozan da insana özgü olanın kokuşmasıdır; çünkü ben, insan tarafından keşfedilen doğaüstülüğe ve tanrısallığa inanmak şöyle dursun, binlerce yıldır insanın araya girmesinin sonunda tanrısal olanı kokuşturduğunu düşünüyorum.

  • Artık hiçbir şeyin yaşama katılmadığı bir çağda, yaşama ilişkin tüm düşüncelerimizi yeniden ele almak gerekir. Nesnelerin bizden öç almasının nedeni de bu üzücü kopukluktur; ve artık içimizde yaşamayan, nesnelerin akışında bulamadığımız şiir, ansızın olayların kötü yanından belirir; nedensiz tuhaflıkları olsa olsa yaşama sahip olamayışımızla açıklanabilecek onca cinayet hiçbir zaman görülmemiştir.

[…]

  • …yaşam sözcüğünü söylediğimizde, olayların dışından tanınan bir yaşam değil, kalıpların kendisine dokunamadığı dayanıksız ve kıpır kıpır bir tür yuva söz konusudur. Günümüzde hâlâ cehennemsi ve gerçekten lanetlenmiş bir şey varsa, o da, yakılan ve yanarken de yakmalıkları üzerinden el sallayan işkence cezalıları olmamız gerekirken, sanat diye biçimlerle oyalanmamızdır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

"Words Words Words" (Hamlet)