Cumartesi, Kasım 24, 2012

Freddie Mercury'nin ölümü 21 yaşında


1946 - 1991

Şarkı ile aranızdaki sözsüz anlaşma uyarınca, kendini dikte ettiren sözleri paylaştığınız ağız karnınızdan konuşur. Mercury'nin söyleme teknikleri, kendilerini yineletmeden çoğaltan bütün o nüanslarla ama sadece şarkı için ağzınızı değil, solist için bedeninizi de talep eden küstahlığın doruklarında dolaşır: İdeal küstahlık "Babil tüneli kazmak"tır: Başkalarıyla aranızda sonsuz bir geçirgenlik, kendinizle aranızda geçilmez bir sınır, sonu gelmez bir göçmenlik: Orada hepimiz Mercury'nin kalan ömründen bir parça ısırıp koparmak zorunda kaldık.

Bu parçalar sonunda bir yerde birleşti ve sonra yeniden ayrıldı.

Ne yazık ki şimdinin aktivist ortamının gündelik geleceği yıkmaya yönelik sınırlı niyetleri, habis orta sınıfın kültürel dekadansının aşınmadan rahatçı bir zarafet devşirmeye eğilimli, kendi soyağacı lehine olmayan hiçbir dolaysız direnişi gözyaşı dökmeden kabullenemeyen biçimciliğiyle atbaşı gidiyor ve eski biçimcilikleri özler hale geliyoruz.

Belgisiz siyasal çağrı itibarsızlaştırılmalıdır.

Ne yazık ki duran zaman içinde bir eylem zamanı açmanın sözlü moral baskısı hızla ve birbirine dublaj yapmaya başlama zorunluluğuyla, giderek tekleşen ama tekilleşmeyen bir çağrıya dönüşüyor. Başkasının sadece gövdesine değil, ruhuna katıldığında bile kendini kendini temsil etmekten alıkoyamayan mızmız bir bitkisel hayat lehine gözden çıkarılan hakiki bir ölüm, gerçekleşmediği her gün bizi kabiliyetli hayaletlerinden yoksun bırakıyor. Oysa yenilgi ancak gerçekleştiği kabul edildiğinde içeriden dönüştürülebilir.    

Ağ cemaatlerinden hoşlanmıyoruz: Eylemin kendinden çok eylem zamanında bir kesintinin sürekliliğini sağlama alma arzularıyla, eyleme bir sayıklama mesafesinden bakma olanağının yarattığı orada olmama haklarından mürekkepler. Kendi ağzının tercümanlığı olmadan söz söyleyemeyen, olan biteni kendinden uzağa iten, konuşmaktansa konuşmak üzerine konuşmayı tercih eden, "hiç evlenmemiş makinalar"... iletişebilmiş olmanın zaferinden gözleri kamaştığında kendini sessizlikte ifade eden ve orada olmak uğruna orasıyla ilgili imgelem kurma haklarından vazgeçenleri görememektedir. 

Bir günlük ömrü olan kimi yaratıkların o günü yirmi bir yıl beklemiş olabileceklerinden bihaberdirler.

Zayıf kronolojilerindeki web kayıtları silindiğinde, tarihselleşme olanakları geçersizleştiğinde, tokluk dili ellerinden alındığında edebi kederlerinden geriye verimsiz neşeleri kalacaktır. Bugün ağ cemaatinin gözyaşı sözcükleri otonom direniş alanları arasındaki boşluğu doldurmakta ve ara-alanların, güçlü sohbet ilişkilerinin ve dostluk şantiyelerinin destek vaadine yer bırakmamaktadır. Bütün bu dijital gürültü içinde, kovanda bala saplanıp ölen arılar, “haydi eyleme” dediğiniz anlarda dişlerinizin arasında çıtırdıyor.

Yine de ses tellerinizdeki nodül için şarkılarda aidiyet payı bırakılır. Mikrofon gizemli bir organın yerinde bağımsız bir protez olarak durur, itiraz haklarınız ve kalan diğer haklarınız şehir kanalizasyonunda kaybolur: Ama bu iş için yaratıldınız: Ölüm yıldönümlerinde gerekli bir alıntısınız. Yirmi bir yıl sonra bir yerde birleşecek parçalarınızdan şimdiki zamanınıza hiç benzemeyen, içi hakikatle dolu bir yalan ortaya çıkacak.

O zaman, toprağı bol olsun rahmetli Freddie Mercury’nin sesinden “Özgürlüğümü istemiyorum, kırık bir kalple yaşamanın anlamı yok” dizelerini söylersiniz.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

"Words Words Words" (Hamlet)