Perşembe, Eylül 26, 2013

O'''layı çatmak, onu ortaya çıkarmak...


-gilles deleuze

[1] Olay hiç de şeylerin durumu değildir, o, şeylerin durumu içinde, bir cisim içinde, bir yaşanmışlık içinde güncelleşir, ancak durmadan güncelleşmesinden çıkan veya ona eklenen gölgeli ve gizli bir parçası vardır: şeylerin durumunun tersine, ne başlar ne de biter, ancak tutarlılık kazandırdığı sonsuz devinimi kazanmış ya da saklamıştır. Güncelden farklı bir gizildir olay, ama artık kaotik olmayan, kendisini kaostan çekip alan içkinlik düzlemi üzerinde tutarlı ya da gerçek haline gelmiş bir gizildir. Güncel olmaksızın gerçek, soyut olmadan ideal. Sanki şeylerin durumunu yukarıdan seyrettiği için aşkındır, ama kendi kendisinde ve düzlemin üzerinde kendiliğinden yukarıdan seyredebilme yeteneğini ona veren şey saf içkinliktir. Aşkın olan, aşkın-inişsel olan, daha çok içinde güncelleştiği şeylerin durumudur, ancak, bu şeylerin durumuna gelinceye kadar, o, gerçekliği buna bağlı olmadığı için, güncelleşmeyen ya da güncelleşmeye ilgisiz kalan şeyin saf içkinliğidir. [2]Olay maddesizdir, cisimsizdir, yaşanmazdır: o saf yedektir. Olaya en çok nüfuz etmiş Péguy ve Blanchot’ya baktığımızda, biri, bir yanda benim bedenimle, benim kendimle en azından gizil-güç halindeki bağlantı içinde olan, tamamlanmış ya da tamamlanma gücüne sahip şeylerin durumunu; öte yandaysa, gerçekliğinin bile tamamlayamayacağı olayı, ne kesilen ne de başlayan, gelmediği kadar da bitmeyen, benimle ve bedenimin de onunla bağlantısı olmayan olayı, sonsuz devinimi ayırmak gerektiğini söyler – ve öteki de bir yanda bizim kendimizin ve bedenimizin, içinden geçtiğimiz şeylerin durumunun ve öte yandan da içine gömüldüğümüz ya da tırmandığımız olayın, asla başlamadan ve bitmeden yeniden başlayan şeyin, sonsuz içkin’in olduğunu söyler.

Bir bulut ya da bir akım bile olsa, herhangi bir şeyler-durumu boyunca, belli anlarda değişkenleri yalıtmaya çalışırız; bir gizilgüçten başlayarak yenilerinin ne zaman devreye girdiğini, hangi bağımlılık ilişkileri içine girebildiklerini, hangi tekilliklerden geçtiklerini, hangi eşikleri aştıklarını, hangi çatallanmaları kazandıklarını görmeye çalışırız. Şeylerin durumunun fonksiyonların alanı içinde kalır (örneğin biri dışında bütün bağımsız değişkenlerin elenebileceğinden yola çıkarak). Fizik-matematik, mantık ve yaşanmışlık arasındaki farklılıklar da fonksiyonlara aittir (cisimlerin şeylerin durumlarının gösterdiği tekillikler içinde, veya kendileri de tekil terimler olarak tanımlanırlar. Bu nedenle, Bergson, ne kadar yakınlaştırılmış olursa olsun, iki an arasında her zaman için zaman bulunur dediğinde, henüz fonksiyonların alanında çıkmış olmaz, sadece bir parça yaşanmışlık dahil eder.

[3]Ancak, gizile doğru çıktığımızda, şeylerin durumu içinde güncelleşen gizilliğe doğru döndüğümüzde, bir noktadan ötekine, bir andan öteki ama neyin geçtiğini artık aramak zorunda olmadığımız bambaşka bir gerçeklik keşfederiz, çünkü bu gerçeklik olabilecek her türlü fonksiyondan taşar. Bir bilim adamına atfedebilecek tanıdık terimleri kullanırsak, olay “bulunduğu yer konusunda kaygı taşımaz ve ne kadar zamandan beri varolduğunu bilmek de umurunda değildir, asıl olay bir ara-zamanda bulunmaktadır: ara-zaman sonsuzdan gelmez, ama zamandan da gelmez, haline-gelmeğe aittir. Ara-zaman, olay hep bir ara-zamandır, hiçbir şeyin peşisıra ortaya çıkmaz, anın ya da rastgelişin zamanıyla, ama bir zihinsel sezginin tuhaf ilgisizliği içinde, onu hâlâ gelirken ve hanidir geldiği ara-zamanlar üst üste yerleşirler, oysa ki zamanlar peşpeşedir. Her olayın içinde, hep eşzamanlı, birçok ayrışık bileştirici bulunur, zira bu bileştiricilerin her biri bir ara-zamandır, hepsi, ayıredilemezlik, karar-verilemezlik bölgeleri aracılığıyla onları birbirleriyle iletişime geçiren ara-zamanın içindedirler: bunlar değişimlerdir, dalgalanmalardır, ‘intermezzi’lerdir, sonsuz bir yeni düzenin tekillikleridir. Her olay birleştiricisi sonsuz bir yeni düzenin tekillikleridir. Her olay birleştiricisi bir anın içinde ve olay da, bu anların arasında geçen zamanda güncelleşir ya da kendini gerçekleştirir; ama birleştiriciler olarak ara-zamanlardan ve birleştirilmiş haline-geliş olarak bir olaydan başkaca bir şeyi bulunmayan gizliliğin içinde hiçbir şey cereyan etmez. Orada hiçbir şey cereyan etmez, ancak her şey haline haline-gelir, öyle ki olay, zaman geçmiş olduğunda yeniden başlama ayrıcalığına sahiptir. Hiçbir şey cereyan etmez ve yine de her şey değişir, çünkü haline-geliş, yeniden birleştiricilerinden geçmekte ve ötelerde bir yerde güncelleşen olayı, bir başka ana getirmektedir hiç durmadan. Zaman geçtiğinde ve anı götürdüğünde, olayı getirmek üzere her zaman için bir ara-zaman vardır. Olayı, haline-gelişini, ayrılmaz değişimlerini kavrayan bir kavramdır, oysa ki bir fonksiyon, zamanı izleyen bağlantılarıyla birlikte, bir şeyler-durumunu, bir zamanı ve değişkenleri yakalar. Kavramın, fonksiyonun söylemsel gücünden farklı bir yineleme gücü vardır. Güncel durum fonksiyonlarının, cisim ve yaşanmışlık fonksiyonlarının tersine, kavram, üretilişinde ve yeniden-üretilişinde bir gizilin, bir cisimsizin, bir aldırmazın gerçekliğine sahiptir. Bir kavram çatmak, iki yanda da devinim olmakla beraber, iki şıkta da dönüştürme ve yaratmalar olmakla beraber, bir fonksiyon çizmekle aynı şey değildir: iki ayrı çokluluk tipi kesişir.

[4]Hiç şüphesiz olay yalnızca ayrılmaz değişimlerden yapılmıştır, kendisi de içlerinde güncelleştiği ya da kendisini gerçekleştirdiği şeylerin-durumundan, cisimlerden ve yaşanmışlıktan ayrılamaz. Ama bunun tersi de söylenebilir: şeylerin durumu da aynı şekilde, her yandan güncelleşmesinden taşmakta olan olaydan ayrılabilir değildir. fonksiyona gönderimlerini veren olaya kadar da çıkmak gerekir. Bir öznenin yaşayabildiklerinin tümünden, kendisine ait olan bedenden, kendisininkinden farklı olan bedenlerden / cisimlerden ya da fizik-matematik alandan, bunlara hiç benzemeyen ve savaş alanını kaplayan bir buğu yayılır –savaş ve yarayı saf bir olayın birleştiricileri veya değişimleri olarak anlıyoruz ve savaş alanında yalnızca durumlarımızı ilgilendiren şeye dönük imâ varlığını koruyor. [5]Devasa bir imâ olarak felsefe. Olayı, güzellikle ya da zorla, şeylerin-durumu içinde devreye soktuğumuz her kezinde onu güncelleştirir ya da gerçekleştiririz, ama şeylerin durumlarından kavramını çıkarmak üzere onu soyutladığımız her kez olayı tersine-gerçekleştiririz. Olayın “amorfati” olarak felsefeden hiçbir zaman ayrılmamış bir vakarı vardır: olayla bütünleşmek, ya da kendi olaylarının çocuğu olmak – “benim yaram benden önce de vardı, ben onu ete kemiğe büründürmek için doğdum” [Joe Bosquet]. Onu olay olarak ete kemiğe büründürmek için doğdum çünkü şeylerin durumu ya da yaşanmış konumluluk olarak onu bedenimden boşaltmasını bildim. Felsefesinin amor fati’sinden başkaca etik yoktur. Felsefe hep ara-zamandır. Olayı tersinden gerçekleştiren kişidir. Mallarmée ona Mim adını veriyordu, çünkü şeylerin-durumunu savuşturur ve “aynayı kırmadan sürekli bir imâyla yetinir. Böylesi bir mim, yaşanmışlığı taklit etmediği gibi şeylerin-durumunu da yeniden üretmez, bir imge vermez, ne ki kavramı kurar. Olup biten şeyde fonksiyonu aramaz, ama ondan olayı ya da kendini güncelleşmeye bırakmayan şeyin payını, kavramın gerçekliğini çıkarır. Yakınan ve kendini savunan, ve mimikler içinde yiten sahte istençle olup-biteni istemek değil de, olayı çatmak, onu ortaya çıkarmak, canlı kavram içinden onu çekip almak üzere, yakınma ve öfkeyi olup-bitene karşı döndükleri noktaya taşımak... [6]Olaya yakışır hale-gelmek, felsefenin başkaca amacı yoktur ve olayı tersine gerçekleştiren de, özellikle kavramsal kişiliktir. Mim kaypak bir addır. Sonsuz devinimle iş gören kavramsal kişilik, odur. Sonsuzun değil de haline-geliş’in adına, geçmiş ve gelecek savaşlara karşı savaşı, bütün ölümlere karşı can çekişmeyi, ve bütün yara izlerine karşı yarayı talep etmek: kavram yalnızca bu bağlamda bir araya getirir.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

"Words Words Words" (Hamlet)