Pazartesi, Aralık 30, 2013

...




… Gezi büyük bir Olay’dır. Ertelenemez bir infilak çalışması haline gelmiş olay, eylemin kusursuzluğundan bir hamle yaratmıştır. Başlangıç ve son arasındaki sanki-zorunlu ilişki politik devinimin beklenmeyen hızı karşısında anlamsızlaşmıştır. Böylece, başlangıçtan başlangıca yönelen bu yeni devinim, hareketi de kendi ateşinde kıpırdatmıştır. “Bu daha başlangıç”, şimdi ve henüz’ün ama daha etkili olarak da eylemin tüm anlarını veya sürelerini devrimin zamanına fırlatmıştır. Devrim bugün itibarıyla “artık” olmak zorundadır. Öyleyse “bu daha başlangıç”, devrimin mümkün olan yeni kavramıdır. Zira her şey hiç bu kadar çok başlangıçtan ortaya çıkmamıştı… Başlangıç, yeni devrimlerin çapraz kesenidir. Böyle bir “başlangıç” da “Ne Yapmalı?”nın tersten olaya kalkışmasıdır.

Olayla birlikte Geziye alan açıldı. Olaydan da saçılıp dökülenlerin çokluğu merkezle çevre arasında yeni bir ilişki rejiminin ihtiyacına yol açmıştır. Dışarı, ilk kez bu genişlikte deneyimleniyor. Merkez ve çevre arasındaki olası en çok bağın kaçışlar ve işgallerle harekete dönüşmesi bildik bir durumken, yeni olan, güncelliğin içinde daima bir tersliğin ortaya çıkarak olumlu bir provokasyon üretmesi ve bir şeylerin meydana gelişi… Öyleyse, Meydana-gelmek!.. Bu durumda yeni olan, merkezi yerinden edip çevre kuvvetlere açık hale gelmiş olan Meydan’dır. Meydan’ın içerisi ve dışarısı onun katmanlarına kıyasla daha az fonksiyoneldir. Katmanlar arasındaki akışkanlık bir kaya kütlesindeki çizgilerde görünür, ister zayıf isterse sert kayalar olsun, hepsinde iç ve dış çizgiler formu kuşatmaktan vazgeçip zamana dokunur. Beklenmedik bir anda ve özellikle de beklenmedik biçimlerde… Eğer yine de bir merkezden söz edilecekse merkez, politik kolektifin ortaya ama ortaya, kendini ama kendini koymasıdır, çünkü büyüklüğündeki ani dönüşümler varlığını aştığında, eylem de öznesinden “yeraltı ciddiliği” talep edecektir: Her yer Taksim! Her yer Direniş!

Gezi yaşıyor, ancak Gezi’yle henüz karşılaşılmadı; çünkü olay, devrim ikliminin sonsuz değişkenliği içinde mümkün tüm gerçekleşmelerini yaşıyorsa da, onun bütünüyle açıldığını söyleyemeyiz. Devrimin her ânı bir başka dünyanın yıkımını tetiklediğinden kararsız güçlerin kıvrımları çekimser kalabiliyor. Olay’ın Gezi’den talep ettiği açılma, kıvrımların dalga dalga sonsuzu gerçekleştirerek, direnişin, mücadelenin yeni görme ve söylem biçimlerini oluşturmasıdır. Açılmanın en küçük formunu bir çiçek oluşturuyorsa en büyük formunu da yeryüzü oluşturacaktır. Çizgi, yol, kenar ve kesik arasında karar-verilemezlikler ise sözceleri karşılar. Ve söylemin yeryüzüne en çok temas ettiği kısmını bu sözceler oluşturur. Bir çizgiyle kesikten kana geçiş yaşam hızında bir olaya neden olur. Buna göre devrim ve “devrim” sözcesi arasında sadece eylem yönünden derece farkı olacaktır. Sözce duvara kazındığında duvar yıkılarak karşılık verir. Buna ek olarak da Düşünmek bundan böyle herhangi bir olayı veya devrimi kazançlar ve çıkarlar rejiminden kurtarmayı da hesaba katmalıdır. Gezi’nin etkileri veya sonuçları demeden, şehirde isimsiz sokakların olabilmesinin ve haritada bunun için yeterli boşluklara tahammül edilebilmesinin de sözceleri üretilmelidir… çünkü bu sokaklar hâlâ en tehlikeli yaratımların gerçekleşeceği uç bölgelerdir, ve yeraltıyla yer üstü arasındaki tünelleri oluşturlar:

Sokaklar her daim sokulabilir! –Bu daha başlangıç..!



Roza N. Legere

Gezi Çoklu Devrim Tehlikesidir; siber gnosis, sayı 6.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

"Words Words Words" (Hamlet)