Cumartesi, Ocak 03, 2015

...


Gilles Deleuze 


Her devrim çuvallar. Herkes bunu bilir, ama yeniden keşfedermiş gibi yapar. Biraz gerizekâlı olmak gerek. Bunun üzerine herkes onun üzerine üşüşür ki bu güncel revizyonizmdir: Fransız devriminin o kadar da iyi bir şey olmadığını keşfeden Furet’dir. Pekâlâ, tamam. Fransız Devrimi de çuvalladı. Fransız devrimi Napolyon’u yarattı (yenilikleri bakımından çok heyecan verici olmayan keşiflerde bulunuyoruz). İngiliz Devrimi Cromwell’i yarattı. Amerikan Devrimi ne yarattı? Daha kötüsünü, değil mi? Ne bileyim, işte, Reagan’ı yarattı. […] Devrimlerin başarısız kalması, devrimlerin kötüye gitmesi, insanları asla engellemedi. İnsanların devrimci olmamasına neden olmadı. Kesinlikle farklı iki şey birbirine karıştırılıyor […] Oluş ile tarih karıştırılıyor […] Tarihçiler bize devrimin ya da devrimlerin istikbalinden söz ediyorlar. Ama sorun hiç de bu değil. Tarihçiler […] istikbal kötü olmuşsa, kötülüğün daha baştan var olduğunu gösterebilirler; Fakat somut sorun insanların niçin ve nasıl devrimci olduklarıdır […] Zorbalık ve baskı koşullarında insanın görevi gerçekten devrimci olmaktır. Çünkü yapacak başka bir şey yoktur. Ama bize sonradan, iyi ama her şey kötüye gidiyor dendiğinde aynı şeyden söz edilmez. Sanki kesinlikle farklı iki dil konuşulmaktadır. Tarihin istikbali ile insanların güncel oluş hali aynı şey değildir.

Félix Guattari

1.   Analitik bir militanlıkla (ya da militan bir analizle de denebilir) uyum içindeki bir özyönetim politikası, egemen yinelemelerin ve iktidar anlamlandırmalarının esiri olmadan, gösterge sistemlerini kullanabilen semiyotikleştirme araçlarının yerleşmesi koşuluyla oluşabilir ancak. Fakat “toplumsal şey”in militan ve uzmanlarını çoğu zaman şaşırtan şey, onların arzuya ilişkin mikro-politikalarının ve kavramsal malzemelerinin, toplumsal alanın libidinal ekonomisinin semiyotikleşmesini elden kaçırmasıdır; çünkü bu semiyotikleşme, bütünleşmiş nesneler, sorumlu kılınmış kişiler, kapalı kümeler mantığına göre billurlaşmış seçenek sistemlerinin yerini sürekli değiştirir. Bu militan ve uzmanlar bu alandaki gerçeğe “uyum sağlayamıyor” ise, bunun nedeni, paradoksal bir şekilde, kullandıkları mefhumların hem fazla genel olması hem de yeterince soyut olamamasıdır. Gerçekten de, kapitalistik akışlar yerliyurtlulaştırılmış genel kategorilerle (örneğin insanlar, şehirler, uluslar) birlikte işlemezler, fakat ekonomik, bilimseli teknik düzende en soyut semiyotikleştirme tarzlarını içeren yersizyurtsuzlaştırılmış işlevleri işin içine katılır. Böylesi koşullarda “modernite”yi düşünmek, bize göre, gerçeğe tepeden bakan, sözde kökensel unsurlarının biçimsel bir sayımını, sözüm ona bunları “mantıksal olarak” düzenlemek, ama aslında politik uzantıları asla açıklanmamış olan pragmatikler içinde katmanlandırmak adına, gerçekleştirmeyi başaran genel kategorilerin bütün sistemlerinden bir kopuş anlamına gelir.

2.   Arzu ekonomisi içinde azınlığı düşünmek, edimsel bir gerçeğin semiyotikleştirilmesi üzerinde, başka deyişle yeni gerçeklik çizgilerinin imali üzerinde doğrudan bir etkiyi varsayar. Donanım işlevleri, sistematik olarak, kolektif süreçleri iktidar oluşumları üzerinde yeniden yerliyurlulaştırmak için ele geçirmeye yönelen genel kategorilere dayanır; oysa ki düzenleme işlevleri, tersine, akışların yersizyurtsuzlaştırılmasının taşıdığı semiyotik akışlarla soyut makineler arasında doğrudan bağ kurmaya çabalarlar. Bu tür bağlantıların, diyagramlaştırma süreci yoluyla saptanması, temsil, sözcelem temsilcileri ve iktidar ikonları tarzında işleyen bir göstergeler rejimine dayanan Donanımlar politikası ile göstergeleri “doğrudan doğruya” şeyler, bedenler ve her türden akışlar gibi işleten semiyotikleştirme tarzlarından yola çıkarak işlev gören kolektif düzenleme politikaları arasındaki karşıtlığı daha iyi temellendirmemizi sağlayacaktır. Birinci durumda, nesneler arasındaki, birbirinden ayrı özneler arasındaki etkileşimlerle, ayırt edilmiş katmanlar üzerinde işlev gören bir nedensellikle karşı karşıya kalırız; ikinci durumda ise, katmanların içinden geçen, onları bozan, yeğinlikli çoklukları billurlaştıran, bireyleşmiş kişilere hak olarak etfedilmeyen, fakat organların, organik işlevlerin, maddi akışların, semiyotik akışların takımının yanında duran özneleşme tarzlarını kutuplaştıran etkileşimlerle karşı karşıya kalırız.

3.  Fakat günümüzde bu türden diyagramatik düzenlemeler kendini nerede gösterir? Kuşkusuz, kodlandırılması kapitalizm-öncesi kişiselci yasalara bağlanan sivil ve politik toplumda değil. Harekete geçirdikleri gösterge sistemleri üretim malzemelerinin zaten içkin parçası olduğu ölçüde, bunların, daha ziyade, bilimler, sanayi, askeri, sanatsal makineler gibi alanlarda en iyi şekilde işlediği görülür.  Şu ana dek, bu türden yersizyurtsuzlaştırılmış makineciliklere [machinisme] karşı mücadele etmeye çalışmış olan özyönetimci ya da toplulukçu teşebbüsler, eriştikleri semiyotik bütünleşmenin karmaşıklığı karşısında güçsüz kaldılar. “Doğaya dönüş”, Zen Budizme  dönüş”, çevrenin korunması, sıfır büyüme gibi çağrıların, haddi zatlarında, günümüzde yolları üzerindeki her şeyi –doğa, bedenler, zihinler, kökensel biçimler,” ahlaklar”… -silip süpüren mega-makineleri durdurmaya asla yetmeyeceği gayet açıktır. Makinesel süreçlerin devrimci tarzda yeniden ele alınması, kapitalistik rejimlerin gerçek gücünü sağlayan diyagramatik süreçlere bağlanmayan genel mefhumları eklemleyen ideolojik bir eleştiriyle yetinemez.

4.     Bu türden bir hedefe cevap vermeye başlayabilecek olan tek şey, egemen yinelemeleri ve yerleşik iktidar katmanlaşmalarını bozan yersizyurtsuzlaşmış akışların ekonomisini yeniden yönlendiren başka türdeki semiyotikleştirme makinelerinin yaratılmasıdır. Lenin böyle bir yaratının gerekliliğini anlamış olanlardan biridir; sosyal demokrat, ekonomist, hümanist ya da anarşist söylemin etkisizliğinin bilincine varan Lenin, bütün enerjisini devrimci makinenin yepyeni bir türünün inşasına adadı. Sosyal demokrasiye karşı mücadelesini esasen örgütlenme sorunlarına yöneltti; pragmatik ayrılıklar, bir anlamda, eski sendikal e sosyal demokrat pratiklerden bu öncelikli kopuşa bağımlılığın içinde olup bitmiş gözükmektedir. Böylece, Bolşevik Partisi birincil görev olarak kendine, işçi sınıfının özgül bilincinin dayanağını olarak yeni bir militan türünü yetiştirmeyi ve mevcut politik, ekonomik, polisiye, sendikal sosyal demokrat aygıtlarla cepheden çatışacak bir tür savaş makinesi oluşturmayı belirledi. Bunun için, bu makine, götergeler, sloganlar bulup çıkartacak, yeni bir işçi avangardını diyagramatik tarzda semiyotikleştirecek ve Asyatik despotizm içinde hâlâ derinden kök salmış bulunan Rus köylülüğünün devrimci yersizyurtsuzlaştırılmasını başlatacak çapta olmalıydı. Leninist makinenin empeyalizm tarafından nasıl kuşatıldığı ve ardından da Stalinizmde çıkmaza girdiği başka bir sorudur! Leninist “deneyim”, amansız merkeziyetçiliği ve parti milliyetçiliği nedeniyle fazla yerliyurtlulaşmış olsa da, bu “deneyim” Sovyet devleti tarafından, askeri ve polisiye makineler tarafından “geri alınmış” olsa da, üretmiş olduğu parti türü bütün dünyada fazladan bir baskıcı donanım oluşturmuş olsa da, yine de modern işçi ssınıflarının kolektif sözcelem düzenlemelrinin en önemlilerinden birinin yaratılmasına varacaktır.

5.     Burada akılda tutulması gereken şey, Leninizmin yarattığı modeller değil, eyleme geçirdiği kopuş yöntemidir. Leninist parti çağdaş toplumsal mücadelelerin gerekliliğine hiç denk düşmese de, onun sloganlarını ve örgütlenmesini kopyalama iddiasında olanlar tarihsel evrimin tamamen dışında kalsalar da, Leninizmin dolaşıma soktuğu soyut makine, ortaya attığı sorular, yeni bir yaşam tarzı, yeni bir ahlak, militan pratikleri düzenlemenin ve politika ve toplum üzerine bir söylem tutturmanın yeni tarzı hâlâ canlılığını korumaktadır. Gerçekten de, sosyal demokrat pratiklere doğru geriye dönme çabaları, en berbat gizli anlaşmalardan başka bir şeye asla varmadı. İşçi hareketinin içinde bulunduğu açmazın önündeki engelleri ortadan kaldırmayı sadece bu sorunsalın aşılması sağlayacaktır. Fakat burada da, savaş makinelerinin minyatürleştirilmesin ve yeni silahlarla birlikte, sınıflar mücadelesine ve moleküler görünümleri altında arzu mücadelelerine karşı koymayı sağlayan çok sayıda “mikro-gerilla”nın oluşumu sorunu ortaya çıkar.

Kaçış Çizgileri, Otonom Yayıncılık; içinde.
Çeviren: Işık Ergüden

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

"Words Words Words" (Hamlet)