Pazartesi, Ağustos 24, 2015

Özyönetimci Perspektifler

Félix Guattari

(1)Böyle bir devrimci yenilenmenin birçok işareti gösterilebilir, fakat tarih tam da bu yola mı girecektir? Örneğin Vietnam Savaşı sonunda ABD’ye ya da Salazar rejiminin çöküşünde Portekiz’e damgasını vurmuş olan “toplum krizleri” sırasında özyönetim teşebbüsleri ve her türden toplulukçu [komünoter] proje gün ışığına çıktı, sonra da iç güçlükleri ve genel ilgisizlik nedeniyle çıkmaza girdi. Fransa’da özyönetim Lip Olayı’yla birlikte, yani kapitalizmin, devlet aygıtının ve sendikaların amansızca kuşattığı ve hayatta kalma şansı hiç olmayan bir işletmeyle ilgili olarak biraz moda oldu. Fakat [kapitalizm, devlet aygıtı ve sendikalar arasındaki] böyle bir çakışmanın hemen hemen her yerde görülebileceği söylenebilir! Bu türden her teşebbüs her zaman için ele geçirilerek ya da tasfiye edilerek son bulacaktır. Mayıs 1968’de harekete geçirilen aşağı yukarı her şey geri alındı. Fakat baskıcı donanımlar ile kolektif arzu enerjisi arasındaki büyük bir çatlak, yeni bir sorunsalı ortaya çıkardı. Yeni soyut makineleri dolaşıma soktu ve toplumsal mücadelelerin genel koşullarını yavaş yavaş dönüştüren militan yenilikçiliğin yeni perspektiflerini açtı.

(2)Velhasıl, özyönetimci bir yönelimin politik satranç tahtasında kesin olarak alan kazanabilmesinin önündeki önemli engellerden biri, bizce, savunucularının ve öncüllerinin çoğunun bu yönelimini, maddi ve ekonomik sorunlar alanıyla sınırlamak gerekirmiş gibi kavramalarıdır. Böylece bu kişiler kamuoyunun gözünde öncelikle kendi  işlerini, kendi işlerine bağlı olarak, kendi arzularına bağlı olarak – yoksa toplumun geri kalanınkilere değil – ayarlamaya çalışan insanlar gibi görülürler. Burada, dışarıdan bakıldığında, “her koyun kendi bacağından asılır” politikası olarak yorumlanan kendiliğindencilik mitine gelip çarparız. Dolayısıyla, kendiliğindencilikten özyönetim perspektifini çekip çıkartmak, sadece bir ideoloji meselesi değil, önemli teorik sorunların –özellikle belli bir bilinçdışı tanımı–  yanı sıra, gündelik hayatın ve militan örgütlenmenin çok pratik sorularını da içeren temel bir yönelim sorunudur.

(3)Özyönetim ne yönetim karşıtlığı olabilir ne de solun şu an tasarladığı haliyle planlamanın “demokratik” düzenlenişi olabilir. Özyönetim, ekonomik olmadan önce, şeyler, göstergeler ve kolektif özneleştirme kipleri arasındaki yeni bir ilişki türünü öne çıkarılması aracılığıyla socius’un dokusunu ilgilendirmelidir. Demek ki, bir özyönetim “modeli” fikri kendi içinde çelişiktir. Özyönetim ancak süreğen bir kolektif deneyimleme sürecinin sonucu olabilir; yaşamın ayrıntısında şeyleri ve arzu tekilliklerine ve saygıyı her zaman öne alan bu deneyimleme, en geniş toplumsal düzeyde temel koordinasyon görevlerini “rasyonel olarak” sağlamayı da aynı ölçüde başarır.


(4)Çok net bir şekilde söyleyelim, günümüzde özyönetimi mümkün olan her yerde uygulamaya başlamadan, seçimler sonucunda özyönetimin gelecek günlerde kurulacağını vaat etmek bize çok dürüst gelmemektedir. Partide, sendikada, özel yaşamda özyönetim derhal uygulamaya koyulmalıdır! Bürokrasiciliğin yatırım yoluyla kendini gösteren kolektif nevrozlar, liderlere, yıldızlara, şampiyonlara büyülü başvuru… bütün bunlar sadece sınıf düşmanlarının işi değildir. Bunlar bizim etrafımızda ve içimizde varlık sürdürmektedir! Ve bizi en fazla felç ettikleri noktalara, yani kendi mikro-faşizmlerimizin kör noktalarına saldırmazsak, bunları başka yerde çözümleme iddiasında bulunamayız.

(5)Özyönetim, genelleşmiş bir otonomizmin, birbirini kıskanan yerliyurtluklara –aile, topluluk, parti, ırk– yeniden kapanmanın eş anlamlısı olamaz; tersine, özyönetim, eski katmanlaşmaları yersiz yurtsuzlaştırmaktır. Bunları birbirine bağlamaktır, karar merkezlerini çoğaltan ve o zamana dek ırksal, ulusal, fallokratik vb. yatırımların esiri olmuş libidinal enerjileri serbest bırakan, merkezileşmemiş,  planlamacı olmayan bir idari perspektife açılmaktadır. Dolayısıyla, özyönetim, göstermeye çalıştığımız gibi, “yönlendirici olmayan”, Rogercı vb. kimi psiko-sosyologların “analizörler” kaydı altında sınıflandırdığı analitik-politik düzenlemelerin yerleştirilmesinden ayrı düşünülemez; gerçekten de, küçük grupların “canlanması” için yeni bir reçete önermek değil, sınıflar mücadelesinin bütününü ilgilendiren “büyük” ölçekli bir politikadan ayrılmaz olan arzunun mikro-politikasının koşullarını düşünmek gerekir.

(6)Özyönetimci militanlar –kendilerinin demokrat olduğunu iddia eden “merkeziyetçiler” ile hiç de demokrat olmayan “kendiliğindenciler”i karşı karşıya getiren sağırlar diyaloguna son vermek için-, iktidar oluşumları ile karşı karşıya geldikleri arzu makinelerinin kesişmesini pratik düzlemde üstlenmelidirler. Fakat kimseyi esirgemeyen kapitalistik yabancılaşmanın  fiili koşullarında bu türden analitik-militan grupların gökten düşeceklerini hayal etmek güçtür!

(7)Bu grupların yaygınlaşması, bugünden yarına, doğru kararlar alarak, iyi bir programı tercih ederek olacak şey değildir! “İkili iktidar” sistemlerinin inşasına prensipte imkân tanıyan devrimci ya da devrim öncesi koşullarda bile, halkın kendiliğindenliği zemininde kendi kendilerini yeşermeye koyulmaları beklenemez! Bunlar, uygun biçimde deneyimlenmiş embriyonlardan, ekonomik yönetim, gündelik hayat ve arzu çalışmasının sorunsallarını birleştirmeye yatkın, kimi zaman tamamen mikroskobik düzenlemelerden doğabilirler. Bu tür düzenlemelerin üreyebilmesi için, gerçeğe bağlanmayı başarma koşuluyla, taklit edilmeye ya da “propagandası yapılmaya” ihtiyacı olmaz. Gerçekten de, yeni bir mücadele ya da örgütlenme biçimi sorunu çözmeyi başardığında, bunun görsel-işitsel aygıtın hızıyla aktarıldığı fark edilir. Burada da bir modelin dolaşıma sokulması söz konusu değildir. “Toplumsal yenilikler”in büyümesi ve yayılması, gerçekten de, sadece yaratıcı bir deneyimleme hattına –bir köksapa– göre gerçekleşebilir. Zenginleştirici olmaya devam eden şey –örneğin Célestin Freinet’nin eserinde–, onun “yöntem”lerinden ya da (doğmatik bir tarzda) bu yöntemlere başvuran hareketten ziyade, başka teşebbüsleri, başka bağlamlarda, örneğin kentsel bir çerçeve içinde, kurumsal pedagojiyle katalize etmeye katkıda bulunmasıdır ya da haddi zatında okulun varlığını çok daha kökten bir şekilde sorgulama fikrinin habercisi olmasıdır.

Kaçış Çizgileri
Başka Bir Olanaklar Dünyası İçin
Otonom Yayıncılık, çev: Işık Ergüden




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

"Words Words Words" (Hamlet)