Cuma, Nisan 14, 2017



Maurice Blanchot

“…Yeterince yöneltildik edebiyatta bir tür fedakârlık görmeye. “İstismar ettiğimiz mallarımızı kurban ediyoruz”, örneğin, kuzuyu aşırılığa kaçan kullanımımızı örtbas etmek için kurban ederiz – ister ticari ister beslenme amaçlı olsun- tüm sürüye yaptığımız gibi; sınırlandırılmış bir yıkıma adarız onu, ama her ne pahasına olursa olsun türünden ayrıksı geleneksel bir eyleme, limitsiz bir tavırla oynamak istediğimiz gerçeğe. Edebiyat ve daha spesifik olarak şiir, dilin kendini kurban etmesi olarak belirir: o kurban edilmek niyetidir ya da bu niyetin olduğu, sözün yıkıma uğratıldığı yerdedir; o, gündelik kullanıma hizmet eden ve onları kullanılamaz duruma getiren kelimeleri mahvetmek ister. Edebiyatta, kurban dildir ve anın umududur ki dil kendini orada yok eder, kurban edilen şey – söz ya da hayvan- kutsal olana dönüşebilir; kaybolan şey aşırı bir değerle yüklenir, kendisini tanımlayan özelliklerini kırar, mutlak egemenliği betimler. Oradan belki, yazarlarda bizi şaşırtan davranışın müphemliğinden. Yıkıma adadıkları kelimelerin zorlu yaşamına yol gösterir ve bununla birlikte, bu kurban aracılığıyla, kelimelere paha biçilemez bir değeri yeniden kazandırmayı düşünürler, bir tasarıma sahip gibi görünmezler: dili ortadan kaldırmak, onlar bir sonucu kovalamayı ortaya sermezler: dile asıl doğasını geri vermek, ona varlığı vermek. Kurban etmenin tehlikesinde, koçun İshak’ın yerine geçişi, yaşamını riske atmış ya da onu sunmuş bir insana yaşam hakkını bağışladığını göstermez yalnızca, ama aynı zamanda, kuzunun “Tanrı” olacak olan önceden edindiği bilgi, ki o bilgi kurban etme eyleminin, kurbanın biçimini dönüştürdüğünü duyurur, ve bayağı kimse yerine, kutsal olanı doğurur.”



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

"Words Words Words" (Hamlet)